İçerikler - Sayfa 655
Bilim, en küçük atomaltı parçacıklardan en büyük galaksi kümelerine kadar, fiziksel ve doğal dünyanın yapısını ve davranışlarını gözlem ve deney yoluyla, sistematik bir şekilde inceleyen, entelektüel ve pratik bir faaliyet olarak tanımlanabilir.[1] Bilim, Evren'e, parçalarına ve varsa ötesine dair genel gerçekleri ve temel yasaları öğrenme yolunda çıkılan bir yolculuk; bir veri toplama, değerlendirme ve öngörü aracı olarak da düşünülebilir. Bir diğer deyişle bilim, doğal dünyada olan biteni ve bunların nasıl işlediğini öğrenmenin bir yoludur; bu bakımdan bilim, pul koleksiyonu yapmak gibi gerçekleri toplamaktan ibaret değildir; onları açıklayıp, anlamayı da hedefler.[2]
Çalışma biçimine yönelik yapılacak bir diğer tanımla bilim, olguları açıklamaya çalışan, bir yanıyla eylemsel (gözlem, deney, sayım, ölçme vb.), öbür yanıyla zihinsel (kavram, hipotez, indüktif ve dedüktif çıkarım) bir etkinliktir. Bilim, olgudan kurama gider. Bilim olgular hakkında doğrulanabilir kuramlar geliştirir.
Doğada 4 temel kuvvet vardır: kütleçekim, elektromanyetizma, zayıf nükleer kuvvet, güçlü nükleer kuvvet. Ancak 2 deneyden elde edilen sonuçlar, bilim insanlarının, Evren'in temel işleyiş prensiplerine yönelik bilgilerimizle ilgili bir şeylerin yanlış veya eksik olabileceğini düşünmesine yol açıyor.
Müon adı verilen atom altı parçacıklar, Amerika ve Avrupa'da uzun süredir devam eden iki farklı deneyde onlardan bekleneni tam olarak yapmıyor. Bu kafa karıştırıcı sonuçların geçerliliği onaylanırsa, bilim insanlarının Evren'in atom altı seviyede nasıl çalıştığını anlamak ve açıklamak için kullandıkları fizik modelinde büyük sorunlar ortaya çıkacaktır.
Bitkiler, hem günümüzde hem de evrimsel tarihleri boyunca bir diğer alem olan mantarlar ile yakın bir simbiyotik ilişki içinde, karşılıklı olarak evrimleşmişlerdir. Simbiyoz, Türkçede "ortakyaşam" anlamına gelir. Birbirinden farklı iki tür canlının aralarında kurduğu ve karşılıklı etkileşimlerin bulunduğu bir yaşam biçimidir. Simbiyotik ilişkiler, barındırdığı canlı türlerinin aralarındaki ilişkilerin biçimine göre farklılıklar gösterir: Örneğin, bu yazımızın konusu olan bitkiler ve mantarlar arasındaki ilişki karşılıklı fayda barındıran bir "mutualizm" ("ortak faydacılık") ilişkisi iken, COVID-19'a sebep olan SARS-CoV-2 virüsünün insanlarla olan simbiyoz ilişkisi ise bir tarafın fayda, diğer tarafın zarar görmesini içerir ve bu nedenle "parazitik" bir ilişkidir. Şimdi, bitkiler ile mantarlar arasındaki ilişkiye biraz daha yakından bakalım.
Günümüzde, ağaçların da bu gruba dahil olduğu vasküler (damarlı) bitkilerin yaklaşık %90'ı, mantarlarla simbiyotik ilişki içindedir. Fakat bu durum, sadece şimdi için geçerli olan bir gerçek değildir. Kökleri, çok daha eskiye, yaklaşık 400 milyon yıl öncesine dayanır. Bunun için, öncelikle bitkilerin evrimine kısa bir bakış atmamız gerekmektedir.
19. yüzyılın ikinci yarısında, "dile dönüş" (İng: "linguistic turn") denilen ve Friedrich Ludwig Gottlob Frege ile başlamış olup Wittgenstein ile doruk noktasına ulaşan yeni bir anlayış doğmuş ve bu anlayış, felsefe sorunlarını dilden kaynaklı sorunlar olarak ele almıştır.[1] Frege'nin sistemine bakmak için, ilk olarak Kant'ı kısaca ele almakta yarar vardır. Çünkü Frege'nin bir dil teorisini ortaya koymasının altındaki nedenin başlangıcı, Kant'a dayanmaktadır.
Kant, kendinden önceki filozofların aksine sentetik a priori önermelerin var olduğunu söyleyerek bunun olanağını göstermeye çalışmış ve metafiziğin asıl işinin bu olduğunu söylemiştir. Ona göre tüm deney önermeleri, tüm matematik önermeleri ve tüm hakiki metafizik önermeler, sentetiktir. Örneğin; matematiksel bir önerme olan "7+5=12" eşitliği ele alındığında, ne "7" rakamında, ne de "5" rakamında "12" sayısının içerilmediği görülür.[2] Başka bir deyişle "7+5" öznesi düşünüldüğünde, "12" yüklemi de düşünülmüş olmaz. Bu sebeple Kant'a göre matematiğin tüm yargıları, sentetik a priori yargılardır.
Sekreter Problemi, Eş Seçme Problemi, Evlilik Problemi, Googol Problemi veya İş Görüşmesi Problemi gibi çok sayıda isimle anılan bir problem, belli bir pozisyona (eş, çalışan, patron, satıcı, alıcı, vs.), içindeki eleman sayısı belli olan bir aday havuzu içinden, en iyi (uygun, kaliteli, vs.) adayı alma ihtimalimizi en yükseğe çıkarmak (maksimize etmek) için, arayışımızı hangi noktada sonlandırmamız gerektiği konusunda bize matematiksel bir ipucu veren, önemli bir problemdir. İlk etapta bir pozisyona en uygun adayı almak için, tüm adaylarla görüşme yapıp, en iyisini çağırmayı önerebilirsiniz. Bu bir yöntemdir; ancak bazı durumlarda bu yaklaşımı kullanmanız mümkün değildir.
Aslında bu yazıda söz edeceğimiz yöntemi, hayatınıza çok farklı şekillerde de adapte edebilirsiniz. Bir ürün için en iyi alıcıyı veya satıcıyı bulmaya çalışırken, işyerinize eleman alırken, kendinize en iyi işi bulmaya çalışırken veya çok sayıda tercih arasından karar vermeye çalışırken... Ama biz bu yazıda, evleneceğimiz kişiye karar verme üzerinden gideceğiz, çünkü bu örnek hem daha eğlenceli, hem de bahsedeceğimiz yöntemin şartlarına biraz daha uyuyor. Şimdi, tüm adayları test edip de en iyisine geri dönmenizin mümkün olmadığı bir durumu tanımlayarak başlayalım.
/old/content_media/ae1c097af117eb9e62a528bee14ebf3a.jpg)
/old/content_media/6f4482673f786527b72cea1f6aa1b0aa.jpg)
/old/content_media/f07e6b60a17e9ed3dae848e71daebcfa.jpg)
/old/content_media/274b3e9ca8db25fd9a915b65bf11c125.jpg)
/old/content_media/3ac57adcd891a1ea9272e36ef8a84f1f.jpg)