Öğretmenler, özellikle de Head Start gibi erken dönem çocukluk eğitimi sınıflarında, çocukların gelişimini desteklemede kilit bir rol oynamaktadır [E.N.: Head Start, ABD'de düşük gelirli ailelerden olan çocukların erken çocukluk eğitimini, sağlığını, beslenmesini ve ebeveyn katkısı hizmetlerini sağlayan kapsamlı bir devlet programıdır]. Daha önceki araştırmalar, öğretmenlerin depresyon belirtileri ile öğrencilerinin sosyal ve duygusal gelişimi arasında önemli ilişkiler olduğunu göstermekteydi. Ancak, öğretmenlerin depresif belirtileri ile düşük gelirli ailelerden gelen okul öncesi çocukların akademik sonuçları arasındaki ilişkilere çok az araştırma odaklanmıştı. Özellikle de göz ardı edilmiş bir araştırma sahası, öğretmenlerin depresif belirtilerinin aile-öğretmen ilişkilerinin kalitesi üzerinde etkileri olup olmadığı konusundaydı. Çünkü bu, ebeveynlerin çocuklarının öğrenimini ne kadar destekleyici olduklarını etkileyebilir.
Yeni bir çalışma, okul öncesi öğretmenlerinin depresif semptomlarının okul öncesi çocuklarının erken matematik becerilerini etkileyebileceği doğrudan ve dolaylı yolları inceledi. Araştırma, öğretmenlerin depresif belirtilerinin, Head Start programlarındaki çocukların matematik başarısı ile önemli ölçüde ilişkili olduğunu gösterdi. Kurulan bu ilişkinin temelinde öğretmenlerin ailelerle olan ilişkilerinin kalitesi vardı ve bu da küçük çocukların motivasyonunu, katılımını ve öğrenmedeki ısrarını (bunların tümüne "öğrenme yaklaşımları" denir) etkiledi.
Gebelik, yumurtanın döllenmesiyle başlayan bir süreçtir. Normalde döllenen yumurta, uterusun (rahim) iç boşluğuna bakan yüzüne gömülür ve burada büyümeye başlar. Ektopik gebelik ise döllenmiş yumurtanın uterusun iç boşluğu dışındaki bir yere gömülüp burada büyümeye başlamasıdır.
Normal gebelik fizyolojisi yumurtalıktan salıverilen yumurtanın fallop tüplerinde spermle döllenip daha sonrasında uterusa taşınarak burada gömülmesi esasına dayalıdır. Ektopik gebelik genellikle döllenmiş veya döllenmemiş yumurtayı yumurtalıktan rahme taşıyan ve genellikle döllenmeye ev sahipliği yapan fallop tüplerinde görülmektedir.
Gypaetus cinsi 1784 yılında doğa bilimci Gottlieb C. C. Storr tarafından tanımlanmıştır. Cinsin içerisinde sadece sakallı akbaba (Gypaetus barbatus) türü bulunmaktadır.
Gypaetus cinsi, Atmacagiller (Accipitridae) ailesinin içersinde yer alan Gypaetinae alt ailesinin içerisindedir. Gypinae alt ailesinin içerisinde yer alan: kızıl akbaba, kara akbaba gibi akbabalar ile alt aile seviyesinde ayrılmıştır. Yani Gypinae alt ailesinin türlerine genetik olarak ne kadar yakınsa; kartal, şahin gibi Atmacagiller ailesinin içinde yer alan diğer türlerle de, yaklaşık olarak aynı yakınlıktadır.
Amerika Birleşik Devletleri'nin Gıda ve İlaç Dairesi (İng: "Food and Drug Administration" veya kısaca "FDA"), marka adı Aduhelm olarak geçen monoklonal antikor "aducanumab" için Alzheimer hastalığının erken evrelerinin tedavisinde kullanımına onay verdi. 7 Haziran 2021'de yapılan bu duyuru ile FDA, bu nörodejeneratif hastalığın tedavisi için son 17 yılda ilk kez bir ilaca onay vermiş oldu. Bir Alzheimer destek kuruluşu olan UsAgainstAlzheimer's'ın bu konuda ifadesi şu şekilde:[1]
Tabii bu heyecan, ilacın hastalarda anlamlı bir etki yaratmadığını belirten uzmanlar tarafından bastırılıyor. FDA danışmanı ve John Hopkins Üniversitesi'nden bir araştırmacı olan Caleb Alexander'ın önerisi ilacın onayının aleyhi niteliğinde. Associated Press haber ajansına şöyle diyor:[2]
Massachusetts Genel Hastanesi (MGH) araştırmacıları tarafından yürütülen yeni bir araştırmaya göre, D vitamini eksikliği, opioidlere duyulan isteği ve opioidlerin etkilerini fazlasıyla güçlendiriyor ve potansiyel olarak bu ilaçlara yönelik bağlılık ve bağımlılık riskini artırıyor. Science Advances dergisinde yayınlanan bu bulgular, yaygın görülen D vitamini eksikliği sorununu ucuz takviyeler kullanarak çözmenin, devam eden opioid bağımlılığı salgınıyla mücadelede rol oynayabileceğini öne sürüyor.[1]
MGH Kanser Merkezi'nin Melanom Programı direktörü ve MGH Kütanoz Biyoloji Araştırmaları Merkezi (CBRC) direktörü David E. Fisher'ın daha önceki çalışmaları, mevcut çalışmanın temelini oluşturuyor. 2007'de Fisher ve ekibi, beklenmedik bir şey bulmuştu: Ultraviyole (UV) ışınlarına (özellikle UVB adı verilen ışınlara) maruz kalmak, hepsi beyindeki aynı reseptörleri aktive eden morfin, eroin ve diğer opioidlerle ilişkili olan endorfin hormonunu üretimini beyinde artırmaktaydı. Fisher tarafından daha sonradan yapılan bir araştırma, UV maruziyetinin farelerde endorfin seviyelerini yükselttiğini ve bunun daha sonra bu farelerin opioid bağımlılığı ile tutarlı davranışlar sergilediğini buldu.
/old/content_media/582ac12b1a7df05a084267a06e6bb1d1.jpg)
/old/content_media/e64e9c20e6a6c7000f5aecaa0c1155a7.jpg)
/old/content_media/711d5929c121ba6f56b22d20aead8c4b.jpg)
/old/content_media/305481f43e5940b5175f1302003905b0.jpg)
/old/content_media/bcdba9f6176cc16fd2ae1ba75f9bd26a.jpg)