İçerikler - Sayfa 380
Sahtekârlık Sendromu (İng: "Imposter Syndrome"), kişinin yeteneklerinden ve başarılarından şüphe duyduğu psikolojik bir fenomendir. Temelde, kişinin kendinden şüphe etmesini ve başkalarının düşündüğü kadar yetkin olmadığına inanması durumunu ifade eder. Daha basit bir ifadeyle yeterince iyi olamama inancını, yetersizlik hissini içeren bir tür utanç türü olarak düşünülebilir.
Imposter sendromu genellikle eğitim ve iş gibi profesyonel ortamlarda ortaya çıkar. Sendroma sahip kişi, başarılı olmak için yeteri kadar yetenekli veya akıllı olmadıklarını hisseder. Nesnel/objektif başarılarına rağmen kendisinden şüphe edebilir ve kendisini yetersiz hissedebilir. Diğer insanların yetenekleri hakkındaki olumlu geri dönüşlerini abartılı bulur. Bu nedenle sahip olduğu statüyü hak etmediğini ve yakında başkalarının bu sahtekârlığını öğreneceği endişesine kapılabilir. Bu endişe ile birlikte, rol yapmaya devam etmek için üstünde bir baskı hissedebilir. Bu kişilerin her ne başarı elde ederlerse etsinler kendilerini emin veya yetkin hissetmeleri zordur. Başarılarının sevincini yaşamak veya çabalarını fark etmek yerine genellikle hatalarına ve yetersizliklerine odaklanır, sahtekârlıklarının bir gün ortaya çıkacağından endişe ederler.
Paranoid Kişilik Bozukluğu; paranoid sanrılar ve yaygın, uzun süre devam eden bir şüphecilik ve başkalarına karşı genel bir güvensizlik ile karakterize bir bozukluktur. Bozukluğa sahip bireyler, başkalarının sürekli olarak onları küçük düşürmeye, zarar vermeye veya tehdit etmeye çalıştığına inanarak her zaman tetiktedir. Paranoid Kişilik Bozukluğu olan kişiler genellikle davranışlarının ve düşünme biçimlerinin sorunlu olduğunu düşünmezler.
Paranoid Kişilik Bozukluğuna sahip bireylerin Şizofreni, Şizoaffektif Bozukluk ve Bipolar Bozuklukta görülen şiddetli manik ataklarda olduğu gibi, paranoya ile ilgili sanrı veya halüsinasyonlar yaşamadıklarını belirtmek önemlidir. Paranoyanın nedeni bilinmemekle birlikte genetiğin bu hastalığın ortaya çıkmasında rol oynadığı düşünülmektedir. Bozukluğun teşhisi klinik kriterlere göre konulur ve tedavi, hastalık nedeni olarak teşhis edilen duruma bağlıdır. Psikoterapi veya ilaç tedavisi ile tedavi seçenekleri mevcuttur.
1977 yılı, bilim camiası için müthiş heyecan verici bir yıldı. Güneş Sistemi'nin sınırlarını zorlayacak Voyager 1 ve 2 fırlatılmış; insanlık tarihinde bir virüsün, spesifik olarak Phi X 174 isimli, 11 tanecik geni ve 5000 tanecik nükleotiti olan bir canlının genomu boydan boya ilk kez dizilenmiş; bugün "arkeler" olarak bildiğimiz, bize bakterilerden bile daha yakın olan tek hücreli canlı grubu ilk kez keşfedilmiş; Apple II bilgisayarlar ilk kez satılmaya başlanmış; insan vücudunun ilk defa bir "manyetik rezonans", yani MRI görüntüsü çekilmiş; bir insan ilk defa kohlear implantı sayesinde tekrar duyabilmeye başlamış; ve Dünya üzerinde yaşamın 4 milyar yıl önce başlamış olabileceği okyanus dibindeki hidrotermal bacalar ilk kez keşfedilmişti...
Ama insanlık tarihi için bunlardan çok daha önemli bir diğer şey olmuştu: Tıp tarihinde ilk defa, bulaşıcı bir hastalık yeryüzünden tamamen silinmeye hazırlanıyordu: çiçek hastalığı...
Hücre döngüsü, hücre büyümesi ve yeni hücrelerin ortaya çıkmasını sağlayan hücre bölünmesi de dahil olmak üzere sırayla gerçekleşen olaylardan oluşan bir döngüdür. Bölünecek hücreler; dikkatle düzenlenen hücre büyümesi evreleri, DNA replikasyonu ve sonrasında genetik olarak aynı iki hücrenin oluşacağı bölünme evrelerinden geçerler. Hücre döngüsü temelde iki fazdan oluşur: İnterfaz ve mitotik faz. İnterfaz sırasında hücre büyür ve DNA replikasyona uğrar. Mitotik fazda ise kopyalanan DNA ve sitoplazma içeriği ikiye bölünerek iki yavru hücre oluşur.
İnterfaz'da hücre normal işlevlerinin yanı sıra bölünme hazırlığı da yapar. Bir hücrenin interfazdan mitotik faza geçebilmesi için içsel ve dışsal birçok koşulun karşılanması gerekir. İnterfaz, G1, S ve G2 adlarına sahip 3 evreden oluşur:
Dünya'nın yüzeyindeki bütün karaların okullarda yaygın olarak kullanılan, Avrupa-merkezli, 2 boyutlu bir haritasını alıp, onları ufak karelere bölüp, bu karelerin hepsine ortalamada "en eşit" uzaklıkta olan (yani her noktaya mesafesi ortalamada en düşük olan) coğrafi noktayı belirleyecek olursanız, tam olarak hangi coğrafi yapıları "kara parçası" olarak belirlediğinize bağlı olarak Kırşehir, Ankara veya Çorum'a denk gelen bir nokta elde edebilirsiniz. Buna "Dünya'nın coğrafi merkezi" denir.
Dünya bir küre olduğu için, merkezi yüzeyinde değil, çekirdeğindedir; Dünya'nın yüzeyinin bir merkezi yoktur. Ancak yazıda göreceğimiz yöntemlerle Dünya'nın coğrafi merkezini hesaplayacak olsaydınız bile bunun hiçbir özel tarafı olmazdı. Aslına bakılırsa bu, sıradan bir geometrik oyundan fazlası değildir; zira Ayrıca Dünya'nın 3 boyutlu bir küre olması nedeniyle, 2 boyutlu haritanızın sınırlarını ve yönelimini/oryantasyonunu değiştirerek istediğiniz herhangi bir diğer noktayı "coğrafi merkez" olarak belirleyebilirsiniz (sadece Avrupa-merkezli Dünya haritalarında, yaygın olarak kabul edilen kara parçalarını hesaba katarsanız Türkiye "coğrafi merkez" olacaktır). Bu nedenle daha ziyade kapalı olmayan şekillerin, mesela "sadece Türkiye'nin coğrafi merkezi" veya "sadece ABD'nin coğrafi merkezi" biraz daha anlamlıdır ve belki o bölgedeki turizmin yeşermesine yardımcı olabilir. Son olarak, yüzeydeki karaların konumları her yıl birkaç santimetre değiştiği için, bu karaların coğrafi merkezi de zamanla değiştiği unutulmamalıdır.
/old/content_media/e775c96507a76ac1a2594a45016f7c6b.jpg)
/old/content_media/e88bf3c97fa3910c02eb11ffc6fb339d.jpg)
/old/content_media/a871b435f90bb61b1e59f771af821427.jpg)
/old/content_media/04d488f9318d00dc08b1c2a56f48c77a.jpg)
/old/content_media/b826c6c5a5291a75c6c87edb6b7629a2.jpg)