İçerikler - Sayfa 376
Tıp bağlamında biyoteknolojinin birçok uygulama alanı bulunur. Türümüzün genetik yapısına yönelik bilgilerimiz, kalıtsal hastalıkların genetik temeli ve mutant genlerin manipüle edilmesi ve düzeltilmesine yönelik teknolojiler, birçok hastalığın tedavisine yönelik yöntemler yaratmaktadır. Tarım bağlamında ise biyoteknoloji, bitkilerin hastalıklara, haşerelere ve çevresel strese karşı direncini artırma yoluyla hem mahsul verimini, hem de kalitesini iyileştirebilir.
Genetik tanı, herhangi bir tedavinin uygulanmasından önce genetik testler yoluyla bozuklukların saptanması sürecini ifade eder. Bir bireyin ailesinde genetik bir hastalığın mevcudiyeti halinde aile üyelerine genetik test yaptırmaları tavsiye edilebilir. Örneğin BRCA genlerinde meydana gelen mutasyonlar, kadınlarda meme ve yumurtalık kanseri başta olmak üzere bazı kanserlerin gelişme olasılığını artırabilir. Meme kanserine yakalanan bir kadında bu mutasyonlar taranabilir; taramanın sonucunda yüksek risk barındıran bir mutasyon ile karşılaşılırsa, akrabaları da söz konusu mutasyon için bir taramaya girebilir veya kanser kontrol sıklıklarını artırabilirler. Genetik testler, aynı zamanda belirli zayıflatıcı hastalıklara sahip ailelerde hastalığa neden olan genlerin bebeklere aktarılıp aktarılmadığını belirlemek adına fetüslere veya in-vitro fertilize embriyolara da uygulanabilmektedir.
Ak gerdanlı ötleğen (Curruca communis), orta boyutlu bir ötleğen türüdür. Morfolojik olarak yakın akrabası küçük ak gerdanlı ötleğen (Curruca curruca) ile fazlasıyla benzerlik göstermektedir. Fakat kanat tüyleri ve kol teleklerinin kenarlarının kızıl-kahverengi tonlarında olması, kuyruk uzunluğunun daha fazla olması ve beyaz göz halkasıyla ondan ayrılır.[1] Vücut tüyleri spesifik olmayan soluk kahverengi tonlarında olduğu için diğer bazı ötücü kuşlar ile karıştırılabilir. Ayrıca gaga ucundaki diş benzeri tırtıklı yapı, beslenirken böcekleri, meyveleri ve bitki çekirdeklerini kavramayı sağlamaktadır.
Her iki cinsiyet de esas olarak üstte kahverengi ve altta devetüyü (açık kahverengi) rengiyken, uçma telekleri (remiges) kestane rengindedir. Ayrıca eşeysel dimorfizm (cinsiyetler arası görünüş farkı) barındıran sayılı ötleğenlerden biridir. Yetişkin erkeğin kafa tüyleri gri ve boğaz bölgesindeki tüyleri beyazdır. Dişi ise gri kafa tüylerinden yoksundur ve boğaz daha soluk tonlardadır.[2]
Hayvanlar, mantarlar veya bitkiler alemlerinin kriterlerine uymayan okaryotik organizmalar Protist olarak adlandırılmaktadır ve Protista alemi altında sınıflandırılmaktadır. Su birikintilerinin yanında birçok sucul ve karasal ortamlarda bulunan ve bu ortamlarda birçok nişi dolduran protistler, morfolojik, fizyolojik ve ekolojik bağlamda büyük çeşitlilik gösterir ve tüm protist türleri mikroskobik boyutlarda, tek hücreli canlılar değildir; deniz yosunları gibi oldukça büyük ve çok hücreli protistler de bulunmaktadır.
Protistlerin evrimsel geçmişleri birçok araştırmaya ve tartışmaya konu olmaktadır. 2000'lerin başından bu yana moleküler genetik alanında yapılan çalışmalar, bazı protistlerin, diğer protistlere kıyasla hayvanlar, bitkiler ve mantarlarla daha yakın akraba olduğunu göstermiştir. Bu nedenle Protista alemi altında sınıflandırılan bazı protist ağaçlarını sınıflandırmak için yeni alemler oluşturulmuş; bazı türler de mevcut diğer alemler altına alınmıştır. Bununla beraber "protist" terimi, hala bu muazzam çeşitlilikteki ökaryot grubunu tanımlamak için gayri resmi olarak kullanılmaktadır.
Çok hücreli organizmalardan çok daha önce ortaya çıkan, karbon ve azot gibi temel besin maddelerini geri dönüştüren prokaryotlar, yeterli nemin bulunduğu akla gelebilecek her yüzeyi kaplamakta ve diğer canlıların üzerinde, hatta içlerinde bile yaşamaktadır. Öyle ki insan vücudunun içinde ve dışında, vücudumuzda bulunan insan hücrelerinden daha fazla prokaryot bulunmaktadır. Bazı prokaryotlar, diğer canlıların birçoğu için uygun olmayan ortamlarda rahatlıkla yaşayabilmektedir ve bazıları doğal, bazıları beşeri olan ekosistemlerde evrime yön veren güçlerden biridir.
DNA dizilimi konusunda yapılan atılımlar, beraberinde prokaryotlar arasındaki ilişkiler ve prokaryotların kökenlerine dair geleneksel sınıflandırma yöntemleriyle tespit edilmesi mümkün olmayan kavrayışlar getirmiştir. Bu kavrayışlardan biri, ökaryotlardan olduğu kadar birbirlerinden de farklı olan iki prokaryot grubunun keşfidir. Prokaryotik çeşitliliğin bu bağlamda tanınması, tüm yaşamın sınıflandırılmasına yönelik yeni bir yaklaşımı zorunlu kılmış ve bizi, kendi türümüz de dahil olmak üzere tüm canlıların akrabalık ilişkilerini anlamaya bir adım daha yaklaştırmıştır.
Karasal biyomlar gibi sucul biyomlar da abiyotik faktörlerden etkilenmektedir; ancak sucul biyomlar, havadan farklı fiziksel ve kimyasal özelliklere sahip bir madde, yani su etrafında şekillendiği için etkilendiği abiyotik faktörler (ışık, sıcaklık, akış rejimi ve çözünmüş katı maddeler), karasal biyomlarların etkilendiği abiyotik faktörlerden farklıdır.
Bunun yanında bir gölet veya başkaca bir su kütlesi tamamen berrak olsa bile su, kendi doğal niteliğinden ötürü yine de güneş ışınlarını emer. Yani, su kütlelerinde yeterince derinlere inildiğinde güneş ışığı, etkisini kaybetmektedir. Buna karşın karasal biyomlarda rol oynayan sis, toz ve böcek sürüleri gibi abiyotik ve biyotik faktörler, güneş ışığını ancak bir noktaya kadar engelleyebilmektedir ve bu biyomların kalıcı özellikleri değildir.
/old/content_media/63d82587a854946b163adbb8556e0085.jpg)
/old/content_media/a11ae3fc10c77687fb8d9d5f1bfdc2d2.jpg)
/old/content_media/068ff64902d4490f234bcd8861d3f956.jpg)
/old/content_media/ec4a03b1dfebf9c41f24c6a3ac4ef755.jpg)
/old/content_media/411657bc1c830137489234eb20cecdea.jpg)