İnsanlığın varoluşundan bu yana teknoloji, hayatımızın temel bir bileşeni olmuştur. Taş aletlerin icadıyla başlayan teknolojinin gelişimi, milenyum çağında inanılmaz bir ivme kazanmıştır. Özellikle sanal gerçeklik, artırılmış gerçeklik, animasyon ve yapay zekâ gibi alanlardaki ilerlemeler, modern dünyanın vazgeçilmez bir parçası haline gelmeye başlamıştır.[1][2] 2024 yılında görebildiğimiz kadarıyla, yapay zekâ gibi teknolojiler toplumu iki kutba ayırmıştır: Teknolojinin sunduğu fırsatları destekleyenler ve bu hızlı ilerleyişin potansiyel riskleri ve etik sorunları hakkında endişe duyanlar. Bu endişeler geçerli olmakla birlikte, teknolojinin insan hayatına olan katkıları da göz ardı edilemez. Neticede gelecekte teknolojinin kötü yönleriyle başa çıkmamıza yardımcı olacak olan yine bilim ve teknolojinin kendisidir.[3]
Başka alanlarda olduğu gibi eğitimde de bu çok çeşitli teknolojilerin kullanımı, öğrenmeyi daha etkileşimli ve zengin bir deneyime dönüştürme potansiyeli taşımaktadır. Özellikle tarih eğitiminde, ders kitapları gibi geleneksel materyallerin yanında atlaslar gibi araçların kullanılması, öğrencilere tarihsel ve jeopolitik olayların gelişimini kapsamlı bir şekilde anlamada büyük katkı sağlar. Neticede tarih, coğrafi ve dönemsel bağlamlar olmadan tam olarak anlaşılamaz. Öte yandan bazı tarih kitaplarının karmaşık olması ve okuyucuların zaten belirli bir tarih bilgisine sahip olduğunu varsayması, öğrenme sürecini zorlaştırabilecek bir unsurdur. Dolayısıyla bu tür görsel ve etkileşimli araçlar, tarih öğrenimini daha erişilebilir ve anlaşılır hale getirir.