İçerikler - Sayfa 254

Evrim Ağacı Logo
Evrim Ağacı
Karanlığı bilimle fethet!
Filtrele
Aura Nedir? İnsanların "Aura" Denen Bir Enerji Alanı Olduğu Doğru mu?
MakaleAura Nedir? İnsanların "Aura" Denen Bir Enerji Alanı Olduğu Doğru mu?

Ruhani inançlara göre "aura" ya da "enerji alanı", bir insan bedenini ya da herhangi bir hayvanı ve hatta nesneyi çevrelediği söylenen, renkli bir yayılımdır.[1] Latince ve Eski Yunancada "aura" sözcüğü "rüzgar", "esinti" veya "nefes" anlamına gelmektedir. Orta İngilizcedeyse "hafif esinti" anlamında kullanılmıştır. 19. yüzyılın sonlarına doğruysa bu kelime, bazı spiritüalist çevrelerde vücudun etrafında bulunduğu speküle edilen, "ince bir yayılımı" tanımlamak için kullanılmıştır. Portland'da yaşayan ve "Radiant Human" adlı popüler bir aura fotoğrafçılığı uygulamasının arkasındaki sanatçı Christina Lonsdale bunu şöyle tanımlıyor:

Vedalar gibi Hindu yazıtları gibi eski tıp sistemleri, bu enerjinin yedi katmanda ifade edildiğine inanır.[18] Her katmanın fiziksel, zihinsel, ruhsal ve duygusal sağlığınızın farklı bir unsuruyla ilişkili olduğu söylenir. Bu katmanların birbirleriyle etkileşime girerek genel sağlığınızı etkileyebileceği düşünülmektedir. Yogada katılımcılar "aurik enerji kalkanına" odaklanmaya veya onu geliştirmeye çalışırlar.[2] Yogilere göre, "aurik enerji" kavramı ruhsaldır ve metafizikle ilgilidir. Bazı insanlarsa auranın ölümden sonra kişinin ruhunu taşıdığını düşünmektedir.[3] Diğer ezoterik tutumlara göre aura, süptil bir beden olarak tanımlanır.[4] Medyumlar ve bütünsel tıp uygulayıcıları genellikle bir auranın boyutunu, rengini ve titreşim türünü görme yeteneğine sahip olduklarını iddia ederler.[5] Ruhani alternatif tıpta, insan aurası, bir müşterinin varlık durumunu ve sağlığını yansıtan gizli bir anatomik parça olarak görülür ve genellikle "çakra" adı verilen sözde "yaşamsal güç merkezlerini" bile içerdiği iddia edilir.[1]

58
Paylaş
Turing Testi Nedir? Turing Testi Günümüzde Halen Geçerli Bir Test mi?
MakaleTuring Testi Nedir? Turing Testi Günümüzde Halen Geçerli Bir Test mi?

Turing Testi, İngiliz matematikçi ve mantıkçı Alan Turing tarafından 1950 yılında ilk kez kavramsallaştırılan yapay zeka alanındaki en ilgi çekici ve en çok tartışılan ölçütlerden biri olmaya devam etmektedir. İlk olarak Turing'in Computing Machinery and Intelligence adlı ufuk açıcı makalesinde ortaya atılan test, bir makinenin bir insanınkinden ayırt edilemeyen zeki davranışlar sergileyip sergileyemeyeceğini belirlemek için bir kriter önermektedir. Bu kriter, makinenin doğru yanıtlar üretme yeteneğine değil, daha ziyade insan-benzeri tepkiler üretme kapasitesine dayanmaktadır. Orijinal Turing Testi, bir sorgulayıcının hem bir makine hem de bir insanla, her ikisini de görmeden, doğal dilde onlarla konuşmasını içerir. Sorgulayıcı, konuştuklarından hangisinin makine hangisinin insan olduğunu tutarlı bir şekilde ayırt edemezse, o makinenin testi geçtiği kabul edilir.

Bu test sadece onlarca yıllık felsefi tartışmaları ve teknolojik yenilikleri teşvik etmekle kalmamış, aynı zamanda bilişsel bilim ve yapay zeka araştırmalarında temel bir kavram olarak hizmet etmiştir. Zihnin doğası, zeka ve makinelerde bilinç olasılığı hakkında derin sorular sorarak, etik sonuçları ve yapay zekanın insan bilişsel işlevlerini kopyalama veya aşma potansiyelini keşfetmek için bir çerçeve sağlamıştır. Dahası, Turing Testi, yapay zeka konusundaki kamu algısını ve bilimsel söylemi etkileyerek yapay sistemlerin yetenekleri ve geleceği hakkındaki tartışmalarda temel bir unsur haline gelmiştir.

25
Paylaş
Milli Eğitim Bakanlığı, Biyoloji Müfredatında Bir Yanlıştan Döndü; Ancak Evrimden Kaçma Hatasını Sürdürüyor!
MakaleMilli Eğitim Bakanlığı, Biyoloji Müfredatında Bir Yanlıştan Döndü; Ancak Evrimden Kaçma Hatasını Sürdürüyor!

Daha önceden duyurduğumuz üzere, Türkiye Cumhuriyeti Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yayınlanması planlanan yeni müfredatta biyolojiyle hiçbir alakası olmadığı evrensel olarak bilinen "yaratılışçılık" inancının biyolojik bir hipotez veya teoriymiş gibi sunulmasına yönelik bazı çabalar bulunmaktaydı. Görünen o ki bu bariz hatadan cayılmış ve müfredatın dili, kısmen de olsa modern biyoloji ile hizalanacak bir seviyeye getirilmiş. Aradaki farkı, aşağıdaki görseli iki yana kaydırarak görebilirsiniz:

Modern bilimsel gerçekleri aşındırmaya yönelik bu tür çabalar, Türkiye'nin özellikle de son 30 yıllık "yakın" tarihi açısından yeni bir girişim olmasa da, bu girişimlerin başarıya ulaşması hâlinde Türkiye'de hâlihazırda çok az bulunan modern eğitim anlayışının tamamen yok olması kaçınılmaz olacaktır. Daha önemlisi, biyolojinin evrensel olarak kabul edilen evrim gibi prensiplerinden tamamen uzaklaşılması, ilerleyen dönemde bu hatalardan geri dönme kabiliyetini de kısıtlayacak, gerçek bir bilim eğitimini yerleştirme ve uygulama süresini dikkate değer miktarda arttıracaktır. Bu nedenlerle lise biyoloji müfredatına bilimsel olmayan şahsi inançların sokulması çabasına kesin ve sarsılmaz bir şekilde karşı koymak, Türkiye'nin her geçen yıl daha da azalan bilimsel ümitlerini canlı tutmak adına elzemdir.

117
Paylaş
Türdiriltimi Yoluyla Neandertalleri Hayata Döndürmek Mümkün mü?
MakaleTürdiriltimi Yoluyla Neandertalleri Hayata Döndürmek Mümkün mü?

Türdiriltimi (İng: "De-extinction") veya "diriltme biyolojisi" nesli tükenmiş bir türü veya alt türü, klonlama, gen düzenleme veya geri ıslah (İng: "Back breeding") gibi yöntemlerle yeniden üretmeye çalışma sürecidir. Bu süreç, bilim ve teknolojinin ilerlemesiyle birlikte bazı hayvan türlerini yeniden hayata döndürmek için umut verici bir yol olarak görülmektedir. Örneğin, yünlü mamut kuşkusuz en popüler türdiriltimi adaylarından biridir.

Peki türdiriltimi, nesli tükenen yakın kuzenlerimiz olan Neandertaller için de mümkün olabilir mi? Bu sorunun cevabı hem bilimsel hem de etik açıdan karmaşıktır. Bu yazımızda, bu soruların cevabını almak için Neandertallerin evrimini, türdiriltimi için gerekli olan genetik ve teknolojik koşulları ve türdiriltiminin olası sonuçlarını inceleyeceğiz.

52
Paylaş
McClintock Etkisi Nedir? Birlikte Yaşayan Kadınların Adet Döngülerinin Feromonlar Nedeniyle Senkronize Olduğu Doğru mu?
MakaleMcClintock Etkisi Nedir? Birlikte Yaşayan Kadınların Adet Döngülerinin Feromonlar Nedeniyle Senkronize Olduğu Doğru mu?

Birlikte yaşayan ya da birbirleriyle çok fazla zaman geçiren kadınların adet döngülerinin senkronize olduğu iddiasını destekleyen bazı bilimsel kanıtlar üretilmişse de bunların sonradan bağımsız olarak incelenmesi sonucunda metodolojik hatalar bulunmuş ve daha dikkatli istatistiki analizler, insanlarda bu tip bir senkronizasyonun bulunmadığını göstererek ileri sürülen kanıtları çürütmüştür.[1]

Kadınların adet döngülerinin senkronize olabileceği fikri, ilk olarak 1971 yılında Nature dergisinde yayımlanan Menstrüal Senkronizasyon ve Baskılama başlıklı makalede, Martha K. McClintock tarafından tespit ve tarif edilmiştir.[2] Bu sebeple, buna "McClintock Etkisi" adı da verilmektedir. 

35
Paylaş