İçerikler - Sayfa 211
Tarih boyunca insanlar sağlıklarına büyük önem vermiş ve bu amaçla çeşitli yöntemler ve araçlar geliştirmişlerdir. Antik Yunan'dan Maya medeniyetine kadar birçok toplum, tıp ve diş sağlığı gibi alanlarda çeşitli teknikler kullanmıştır. Bu tarihsel miras, günümüzün modern tıbbi uygulamalarının temelini oluşturur.[1] Günümüzde tıp alanında kaydedilen ilerlemelerle birlikte, vücut fonksiyonlarını destekleyen ve sağlık sorunlarını tedavi eden implantlar giderek daha yaygın hale gelmiştir.
İmplant, vücut içine yerleştirilen ve belirli bir işlevi yerine getiren tıbbi cihaz veya materyallere verilen isimdir. İmplantlar, çeşitli sağlık sorunlarını tedavi etmek, vücut işlevlerini desteklemek veya estetik kaygıları gidermek amacıyla kullanılır. En yaygın implant biçimi muhtemelen ortopedik implantlardır. Bunlar kırık kemikleri onarmak veya eklem protezleri yerleştirmek için kullanılır. Diz, kalça ve omuz protezleri bu gruba girer. Diş implantları ve koklear implantlar (işitme cihazları) da oldukça yaygındır. Teknolojimiz ve bilgi birikimimiz arttıkça, implantların kalitesi ve kullanım alanları da sürekli olarak gelişmektedir.
Yaklaşık 2.000 yıl önce Genç Plinius, Vezüv'ün patlamasıyla yer sarsıntısını anlatan mektuplar yazmıştı. Şimdi, İtalyan Ulusal Jeofizik ve Volkanoloji Enstitüsü ve Pompeii Arkeoloji Parkı'ndan araştırmacılar tarafından yürütülen ortak bir çalışma, M.S. 79 yılındaki patlamayla ilişkili sarsıntının etkilerine ışık tutuyor.
Çalışma, birlikte meydana gelen depremlerin etkilerini rapor etme gibi karmaşık bir konuyu masaya yatıran alandaki ilk çalışma olarak dikkat çekiyor. Volkanik ve sismik etkilerin aynı anda veya peş peşe gerçekleşebildiğinden volkanik etkiler depremlerin neden olduğu etkileri gölgede bırakabilir veya tam tersi olabilir. Yani araştırmacıların işi epey zor. İtalyan Ulusal Jeofizik ve Volkanoloji Enstitüsü Vezüv Gözlemevi'nden volkanolog Dr. Domenico Sparice, çalışmanın baş yazarı olarak şöyle diyor:
İnsanlık tarihi boyunca beslenme alışkanlıklarımız, yaşam biçimimize ve kültürel gelişimimize paralel olarak sürekli evrim geçirmiştir. Bunların en eskilerinden biri de yumurta tüketimidir. Öyle ki, yaklaşık 6 milyon yıl önce ilk insansıların yumurta tüketmeye başladığı bilinmektedir.[1] Bu erken dönem insanları, muhtemelen vahşi kuşların yuvalarından topladıkları yumurtaları çiğ olarak yemekteydi. Zira o dönemde pişirme teknikleri henüz bilinmiyordu ve salmonella gibi bakteriler henüz bilinen bir tehdit değildi.
Zamanla insanlar, yiyeceklerini pişirmeyi öğrendikçe yumurta tüketimi de bu süreçten payını aldı. Ateşin kontrol altına alınmasıyla birlikte, yaklaşık 1,5 milyon yıl önce insanlar yiyeceklerini pişirmeye ve böylece yumurtaları da pişirerek tüketmeye başladılar. Ancak, yumurtaların kaynatılarak tüketilmesi; seramik kapların icadından sonra, yaklaşık milattan önce 5000 yıllarında mümkün olacaktı.
Körfez bölgesinde, en eski Hristiyan binalarından biri bulundu. Bu, uzun zaman önce kaybolmuş bir topluluğun ilk fiziksel kanıtı.
Gü Körfez bölgesi Hristiyanlıkla pek bağdaştırılmaz. Ama Nasturi Kilisesi olarak da bilinen Doğu Kilisesi, uzun süre varlığını sürdürdü. Bu durum, 610 yılında İslam'ın ortaya çıkmasından sonra büyük ölçekli din değiştirmeler başlayana kadar devam etti.
40 yaşındaki Tess adlı Asya fili, tarihte bir ilki gerçekleştirerek, bebek Asya filleri için ölümcül olan bir hastalığa karşı geliştirilen mRNA aşısını alan ilk fil oldu. Fillerin damar iç yüzey hücrelerine yerleşen herpesvirüs (EEHV), Kuzey Amerika ve Avrupa'da koruma altındaki Asya fili yavrularının bir numaralı katili olarak biliniyor ve doğal popülasyonlar için de büyük bir tehdit oluşturuyor. Bu virüs ayrıca, Amerika Birleşik Devletleri'nde birkaç Afrika filinin ölümüne de neden olmuş.
EEHV'nin bu denli ölümcül olmasının nedeni kan damarlarının zarar görmesine, kanamalara ve organ yetmezliğine yol açan hemorajik hastalığa sebep olabilmesidir. Bu durumu önlemek için geliştirilen EEHV mRNA aşısı, filleri virüsün konak hücrelerine girmesini sağlayan viral proteinlere maruz bırakarak bu proteinlere karşı bağışıklık tepkisi geliştirmelerini sağlar. Böylece filler, bu proteinler tekrar karşılarına çıktığında virüsü güç kazanmadan yok edebilirler.
/content/bdaae41f-b059-424d-b5bb-2f86c5c221d4.png)
/content/47497c8c-2b5b-4335-9d24-2c6f942b91d1.png)
/content/5f7c6461-0bfd-4c54-920e-e7c0fafbde4a.png)
/content/3bc734d9-565c-4c45-98f1-eb438fdb57cf.png)
/content/b3d4c25b-cf81-46ce-a15d-533bfa31dcf3.png)