İçerikler - Sayfa 169
Büyüleyici bir çeşitliliğe sahip olmasına rağmen, bakterilerden mavi balinalara kadar neredeyse her canlı, aynı genetik kodu paylaşır. Bu kodun nasıl ve ne zaman ortaya çıktığı ise bilim camiasında uzun süredir tartışmalara konu olmuştur.
Arizona Üniversitesi Genetik Lisansüstü Disiplinlerarası Programında doktora öğrencisi olan Sawsan Wehbi, bu kadim soruna farklı bir perspektiften yaklaşarak yeni bulgular ortaya çıkardı. Wehbi, genetik kodun nasıl evrimleşmiş olabileceğine dair ders kitaplarında yer alan açıklamaların güncellenmesini gerektiğini öne sürüyor. Bu iddialı çalışmanın baş yazarı olan Wehbi, PNAS dergisinde yayınladığı araştırmasında amino asitlerin genetik süreçlere dahil edilme sırasının genetik kodun evrimi konusunda yaygın olarak kabul edilen fikir birliği ile çeliştiğini öne sürüyor.[1] Çalışmanın kıdemli yazarı Arizona Üniversitesi Ekoloji ve Evrimsel Biyoloji Bölümü profesörü Joanna Masel şöyle anlatıyor:
1518 yılı Temmuz ayında Frau Troffea adında bir kadın, Strasbourg sokaklarında aniden dans etmeye başladı. Gün boyunca dans etmeye devam eden kadın, ertesi gün de durmaksızın dansını sürdürdü. Tuhaf bir biçimde zamanla başka insanlar da ona katılmaya başladı. Bu şekilde, dans edenlerin sayısı hızla artarak yüzlerce kişiye çıktı. Dans edenleri durdurmaya çalışanlar başarılı olamıyor, hatta bazen onlar da dansa katılıyordu.
Bu kontrolsüz dans çılgınlığı günlerce, hatta haftalarca sürdü. Dans edenlerden bazıları yorgunluktan, kalp krizinden ya da inme nedeniyle hayatını kaybetti. Yerel yetkililer ve kilise bu sıra dışı durumu, "Aziz Vitus'un Gazabı" olarak adlandırdı.
M.Ö. 700 yıllarında, Yeni-Asur İmparatoru II. Sargon, bugün Irak olarak bilinen çölde kendi adına bir başkent şehri inşa etmeye başladı. Arkeologlar uzun süre boyunca bu geniş çaplı projenin tamamlanamadan terk edildiğini ve geriye sadece bir inşaat alanının harabelerinin kaldığını düşünüyordu. Ancak Amerikan Jeofizik Birliği'nin 2024 Yıllık Toplantısı'nda yayınlanan bir saha incelemesi bu çürütüyor gibi görünüyor.[1] Hassas bir manyetometreden elde edilen verilerin görselleştiren araştırmacılar, şehir surları içinde daha önce gizemini koruyan yapılar ve karmaşık altyapı sistemleri keşfettiklerini belirtiyor. Bu bulgular, şehrin sıradan bir inşaat alanından öte, sarayın ötesinde de yaşamış bir kent olduğuna işaret ediyor.
II. Sargon, Dur-Şarrukin (Tür: "Sargon’un Kalesi") adıyla bilinen şehrin inşaatına başladıktan birkaç yıl sonra öldü. Oğlu hızla kendi başkentini Ninova Şehrinde kurduktan sonraki 2.500 yıl boyunca II. Sargon’un inşaat projesi büyük ölçüde unutuldu.
Fener Balıkları (Lophiiformes), okyanusun en tuhaf canlıları arasındadır. Bu derin deniz sakinleri, avcıları cezbetmek için alınlarından sarkan biyolüminesan yemleriyle tanınır. Nature Ecology & Evolution dergisinde yayınlanan bir makalede araştırmacılar, bu canlılarda evrimsel açıdan sıra dışı başarılar elde etmelerini sağlayacak başka özelliklerin de evrimleştiğini ortaya koydu.[1] Ekip, okyanusun yüzeyinden 1.000 ile 4.000 metre arasında değişen sert bathyopelajik bölgesinde hayatta kalabilmek için daha büyük çeneler, daha küçük gözler ve daha sıkışmış vücut şekilleri gibi adaptif özelliklere rastlandığını belirtiyor. Araştırmanın ortak yazarı ve Rice Üniversitesi evrimsel biyologlarından Kory Evans şöyle diyor:
Araştırmada, bir grup biyolog, fener balıklarının deniz tabanındaki habitatlardan derin denizin açık sularına nasıl geçiş yaptığını inceledi, müzelerdeki örneklerden faydalanılarak yapılan DNA analizleri ve 3 boyutlu modeller yardımıyla fener balıklarının evrimsel soy ağacını oluşturdu.
İsrail'in Celile bölgesindeki bir mağarada Asya kıtasındaki en eski ritüel buluşmasına dair kanıtlar bulundu. 35.000 yıl öncesine ait olan bulgular, Proceedings of the National Academy of Sciences dergisinde yayınlandı.[1] Çalışmayı üç İsrailli araştırmacıdan oluşan bir ekip yönetti. 10 yılı aşkın devam eden mağaranın gizemlerini keşfetme çabalarına yardımcı olan ekibin arasında Case Western Reserve Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi'nden araştırmacılar da yer alıyor.
Manot Mağarasını binlerce yıl boyunca hem Neandertaller ve modern insanlar yaşam alanı olarak kullandı. 2015 yılında Case Western Reserve Üniversitesi'ndeki araştırmacılar tarafından 55.000 yıllık bir kafatası keşfedilmişti. Bu kafatası, her iki türün de özelliklerini taşıdığı için Neandertaller ile Homo sapiens arasındaki genetik etkileşimlere dair somut kanıt niteliği taşıyor. Bu, kafatasının evrimsel tarihimizi anlamakta önemli bir yere sahip olduğu anlamına geliyor.
/content/bcc56190-0363-41c2-8bb3-aa1ada3443da.jpeg)
/content/2e715cf2-42f0-4ff9-8633-6d245069535e.jpeg)
/content/8954445b-5cc2-4e3e-9004-3c1cdd2c6ba4.jpeg)
/content/a5d7a9dd-816a-450f-868d-af39078dfbe3.png)
/content/04b9a9b8-545c-4768-b1d0-5cad9e403642.jpeg)