İçerikler - Sayfa 145

Evrim Ağacı Logo
Evrim Ağacı
Karanlığı bilimle fethet!
Filtrele
Dünya'yı Asteroidlerden Nasıl Koruruz? Tehlikeli Asteroidlerden Kurtulmanın Yolları Neler?
MakaleDünya'yı Asteroidlerden Nasıl Koruruz? Tehlikeli Asteroidlerden Kurtulmanın Yolları Neler?

Dünya, uzaydan gelen küçük taş parçacıklarından dev asteroidlere kadar farklı boyutlarda gök cisimlerinin sürekli bombardımanı altındadır. Neyse ki, gezegenimizin atmosferi küçük meteoroid ve toz parçalarını yakarak bizleri korur. Her gün tonlarca minik meteor Dünya atmosferine girer ve yanarak meteor (halk arasındaki tabirle "yıldız kayması") olarak görülür. Ancak çok daha büyük cisimler (asteroitler) nadiren de olsa Dünya'ya ulaşabilir ve ciddi hasarlar verebilir. Özellikle çapı birkaç metreyi aşan cisimler atmosfere girdiğinde tamamen yanmayıp patlayarak veya yüzeye ulaşarak tehlikeli olabilirler. Örneğin 2013 yılında Rusya'nın Çelyabinsk kenti üzerinde 20 metre çapındaki bir asteroidin atmosfere girmesiyle meydana gelen patlama, nükleer bir bomba gücünde enerji açığa çıkarmış ve bu olayın şok dalgası binden fazla kişinin yaralanmasına yol açmıştır. Bu tür olaylar, asteroid çarpması riskinin soyut bir bilimkurgu hikâyesi değil, gerçek bir tehdit olduğunu göstermektedir.

Asteroid çarpması riski, genellikle çarpması beklenen cisimleri boyutları ve çarpışma sıklığına (frekansa) bağlı olarak belirlenir. Küçük çaplı (birkaç metre boyunda) asteroidler Dünya atmosferinde genellikle parçalanır ve yere ulaşamazlar; ancak orta boyutlu bir asteroid (örneğin 50 metre çapında) bir şehri yok edecek enerjiye sahip olabilir. Daha da büyük olan (140 metre ve üzeri) asteroidlerse bölgesel felaketlere ve kilometrelerce çapta yıkıma neden olabilir. Örneğin bilim insanları yaklaşık 140 metre çapında bir asteroidin okyanusa düşmesi halinde kıyı bölgelerini vuran dev tsunamiler üretebileceğini belirtiyorlar.

98
Paylaş
Osmanlı’da Bakteriyolojinin Doğuşu: Bakteriyolojihane-i Şahane
MakaleOsmanlı’da Bakteriyolojinin Doğuşu: Bakteriyolojihane-i Şahane

Bakteriyolojihane-i Şahane, diğer adıyla Bakteriyolojihane-i Osmani, bakteriyoloji eğitimi veren; insan ve hayvan sağlığını koruma, salgın hastalıkları önleme amacıyla aşı ve serum üreten bir merkez olarak kurulmuştur. Bu önemli kurumun oluşumunda biyoloji biliminin öncülerinden Louis Pasteur ve onun izinden giden "Pastörcüler"in büyük etkisi bulunmaktadır.[1]

Osmanlı İmparatorluğu denildiğinde genellikle akla muhteşem saraylar, güçlü padişahlar, kültürel zenginlik, geniş topraklar ve etkileyici askerî zaferler gelse de Bakteriyolojihane-i Şahane, Osmanlı İmparatorluğu'nda atılan bilimsel atılımlardan bir tanesidir. Türklerde bilimsel gelişmeler bazen zorunluluklardan bazen de ileri görüşlü aydınların çabalarıyla mümkün olmuştur. Bakteriyolojihane-i Şahane, zorunlu bir ihtiyaç neticesinde kurulmuştur. Bu yazıda, pek bilinmeyen bu kurumu detaylarıyla inceleyeceğiz.

40
Paylaş
İnsan Vücudunun Sıcaklık Toleransı, Sandığımızdan Daha Düşük Olabilir!
Makaleİnsan Vücudunun Sıcaklık Toleransı, Sandığımızdan Daha Düşük Olabilir!

Bilim insanları, insan vücudunun dayanabileceği maksimum ısı ve nem kombinasyonunu belirledi. Sağlıklı bir genç birey, %100 nem oranında 35 derece Celsius (95 Fahrenheit) sıcaklıkta altı saat geçirdikten sonra hayatını kaybedebilir! Ancak, yeni araştırmalar bu eşik değerinin önemli ölçüde daha düşük olabileceğini göstermektedir.

Bu noktada, vücudun ana soğutma mekanizması olan terleme, cilt üzerinden buharlaşama mekanizmasını çalıştıramaz ve bu durum sonunda sıcak çarpması, organ yetmezliği ve ölüme yol açabilir. "Islak termometre sıcaklığı" olarak bilinen bu kritik sınır, NASA'nın Jet Propulsion Laboratuvarı'ndan Colin Raymond'a göre, şimdiye kadar çoğunlukla Güney Asya ve Basra Körfezi'nde olmak üzere ondan fazla kez aşılmıştır. Bu olayların hiçbiri iki saatten fazla sürmemiştir, bu nedenle hayatta kalma sınırına bağlı kitlesel ölüm vakaları yaşanmamıştır.[1]

44
Paylaş
Radyokarbon Verileri, Avrupalılar Gelmeden Önce Amerika Yerli Nüfusundaki Çarpıcı Düşüşü Ortaya Koyuyor!
MakaleRadyokarbon Verileri, Avrupalılar Gelmeden Önce Amerika Yerli Nüfusundaki Çarpıcı Düşüşü Ortaya Koyuyor!

On binlerce kemik, tekstil, yemek artığı ve kömür parçasından elde edilen radyokarbon tarihleri, Avrupalıların gelişinden önce Amerika kıtasındaki Yerli nüfus sayılarındaki dalgalanmalara ışık tutuyor. Araştırmacılar, Proceedings of the National Academy of Sciences (PNAS) dergisinde yayınladıkları bir çalışmada, Kuzey Amerika nüfusunun MS 1150 civarında zirve yaptığını, ancak 1500 yılına gelindiğinde en az %30 azaldığını tespit ettiklerini bildiriyor. Bu sayılar, Avrupalı sömürgecilerin Yerli toplumlara yönelik yıkıcı etkileri başladığında yeniden toparlanma sürecine girmişti. Kansas Üniversitesi'nde arkeolog ve Pawnee Ulusu vatandaşı Carlton Shield Chief Gover şunları söylüyor:

Wyoming Üniversitesi'nden arkeolog Robert Kelly liderliğindeki bir grup araştırmacı, daha sağlam bir veri seti oluşturarak Kanadalı meslektaşları tarafından daha önce yapılan bir nüfus çalışmasını geliştirmeyi denediler. Son 2000 yıl boyunca Amerika Birleşik Devletleri ve Kanada'dan elde edilen çeşitli eserler için, ocak kömürü, av hayvanlarının kemikleri, insan kalıntıları, tekstiller ve seramiklere yapışmış yiyecek artıklarını da kapsayan, daha önce belirlenmiş 60.000'den fazla radyokarbon tarihini derlemek üzere yaklaşık 10 yıl harcadılar.

38
Paylaş
Mavi Deniz Salyangozu (Glaucus atlanticus)
MakaleMavi Deniz Salyangozu (Glaucus atlanticus)

Mavi deniz salyangozunun boyutu, tipik olarak 6 santimetreyi bulabilir. Koyu mavi bir rengi vardır. Dünyanın tüm okyanusları ve tropikal sularında yaşar. Yamyamlık davranışı gösterebilir. Hermafrodittir ve çiftleşme sırasında şerit şeklinde yumurtalar üretir. Bu türün sahip olduğu "radula" oldukça keskindir ve güçlü bir çene ile bağlantılıdır, bu da avını kavraması konusunda canlıya rahatlık sağlar.

Nudibranchia takımının bir üyesi olan bu tür, parmaklı yüzgeçlere sahiptir. Bu yüzgeçlerde "cerata" adı verilen ve canlının nefes almasına yardımcı olan, aynı zamanda da sindirime destek sağlayan organları vardır. Ceratalar zehirlidir ve üreme döneminde erkek kendini bu cerata yapısından korumak için daha kancalı ve büyük bir üreme organı geliştirmiştir.

41
Paylaş