Bir bilginin tekrarlanma sıklığı ile ona inanılma olasılığı arasında belirgin ve pozitif bir ilişki vardır, psikoloji literatüründe bu durum illüzyonel gerçeklik etkisi olarak adlandırılır. Yalanın büyüklüğü açısından bakıldığında ise ilişki tek yönlü veya doğrusal değildir. Akla aykırı veya devasa yalanlar ilk duyulduğunda zihnin eleştirel bariyerlerine çarpar, ancak yeterince sık tekrarlandıklarında aşinalık kazanarak inanılırlıklarını kademeli biçimde artırabilirler.
Bu sürecin nörobilişsel temeli büyük oranda beynin enerji tasarrufu eğilimine dayanır. Zihnimiz dünyayı anlamlandırırken bilişsel akıcılık dediğimiz kestirme bir mekanizmaya başvurur. Daha önce duyulmuş ve sinirsel ağlarda iz bırakmış bir ifadeyle yeniden karşılaşıldığında, beyin bu bilgiyi çok daha az çabayla işler. İnsan zihni bu işlem kolaylığını ve aşinalığı genellikle doğruluk hissiyle karıştırma eğilimindedir. Bilgiyi işleme süreçlerine odaklanan bilişsel modeller, zihnin karşılaştığı bir bilgiyi önce otomatik olarak doğru kabul ettiğini, şüphe duyup yanlışlama çabasının ise prefrontal kortekste fazladan zihinsel efor gerektirdiğini gösterir.
Yalanın büyüklüğü devreye girdiğinde algı mekanizması farklı bir dinamikle karşılaşır. Küçük ve sıradan yalanlar günlük hayatın referans noktalarıyla kolayca test edilebilir, bu yüzden zihin bunları kişisel tecrübelerle çürütmekte zorlanmaz. Buna karşılık çok büyük ve cüretkâr iddialar, insanın kendi ahlaki sınırları nedeniyle "Hiç kimse bu kadar bariz bir şeyi tümüyle uyduramaz" şeklinde hatalı bir varsayıma kapılmasına yol açabilir. Başlangıçta absürt gelen bir iddia bile aralıksız tekrar edildiğinde, eleştirel değerlendirmenin getirdiği bilişsel yorgunluk direnci aşındırır. Araştırmalar, iddianın büyüklüğünün başlangıçtaki inandırıcılık tabanını düşürdüğünü, fakat tekrarlanma sıklığının o iddianın algılanan doğruluk oranını her halükarda yukarı taşıdığını ortaya koymaktadır.
Toplumsal ölçekte ya da bireysel ilişkilerde tanık olduğumuz bu tablo, zihnin saf hakikati aramaktan ziyade aşinalık ve tutarlılık arayışının bir sonucudur. Eleştirel süzgeçler yoğun uyaran ve zihinsel yorgunluk altında zayıfladığında, sık tekrar edilen büyük bir yalan, en yalın gerçeklikten daha tanıdık ve dolayısıyla daha inandırıcı gelebilir.
Kaynaklar
-
Fazio, L. K., Brashier, N. M., Payne, B. K., & Marsh, E. J.. Knowledge Does Not Protect Against Illusory Truth. Alındığı Yer:
| Arşiv Bağlantısı
-
Hasher, L., Goldstein, D., & Toppino, T.. Frequency And The Conference Of Referential Validity. Alındığı Yer:
| Arşiv Bağlantısı
-
Gilbert, D. T., Krull, D. S., & Malone, P. S.. Unbelieving The Unbelievable: Some Problems In The Rejection Of False Information. Alındığı Yer:
| Arşiv Bağlantısı