İnsanlarda kişiliği belirleyen iki önemli husus vardır. Bunlar "Kalıtım" ve "Çevre"dir. İki kavramda daha küçük kavramlara bölünebilmektedir. Sizin de bahsettiğiniz
gibi kişiliği en çok etkileyen şeylerden biri (belki de en büyüğü) kişinin bulunduğu çevredir. Daha bebeklikten itibaren çevre ile etkileşim içinde oluruz.
Daha bu yaşta çevremizden yani ailemizden gördüklerimizi öğrenmeye, anlamaya, taklit etmeye çalışırız. Ve bu etkileşim ömür boyu devam eder. Diğer önemli
şey ise tabi ki kalıtımdır. Yüzyıllardır tartışılan bir konu olan "Karakterin kalıtım ile bir bağlantısı var mı ?" sorusuna günümüzde teknolojinin gelişmesi sayesinde
bir cevap bulabiliyoruz. Yapılan birçok araştırma bize kaynak sağlıyor. Örnek olarak bir araştırmada . Kalıtsallığı etkisini ölçmek için tek yumurta ikizleri (%100 genetik olarak aynı olan) ve çift yumurta ikizleri (%50 aynı) karşılaştırılır. Böylece bir özelliğin ne kadar kalıtsal olduğu ne kadar çevrenin etkisinde oluştuğu gözlemlenir. Buna göre bir fiziksel ya da psikolojik özelliğin görülmesi ile,
Tek yumurta ikizlerinin genetiği arasındaki bağlantı çift yumurta ikizlerinden fazla olması kalıtsal etkiyi,
Hem çift hem tek yumurta ikizi arasında bağlantı bulunması paylaşılan çevrenin (okul, aile, ülke vb.) etkisini,
Hem çift hem tek yumurta ikizi arasında bağlantı bulunmaması paylaşılmayan çevrenin (farklı okul, arkadaş ya da orijinal deneyimler) etkisini göstermektedir.
Polderman'in 2015 yılında yaptığı meta analizde geçmiş 50 yılı kapsayan 2,748 ikiz çalışmasına bakılıyor. Toplam 14 buçuk milyon ikiz çiftinde 17 bin 804 özelliğin ne kadar kalıtsal olduğu inceleniyor. Bu özellikler arasında uzunluk, görüş, duyma, kardiyovasküler işlev gibi biyolojik fonksiyonlar olmakla beraber birçoğumuzun psikolojik özellik olarak niteleyebileceğimiz kişilik, mizaç ve davranışsal problemler de bulunuyor. Meta-analizin sonucunda görülüyor ki psikolojik ve sosyal kişilik özellikler de dahil olmak üzere bir özelliğin toplum içinde çeşitlilik göstermesinin %50’si genetik faktörler ile açıklanabilmekte. Geri kalan yarısı ise çevre (paylaşılmayan çevre, yaşanan özel olaylar) ile ve hesaplama hatası ile açıklanabiliyor.
Kişilik özellikleri derken sadece içedönüklük-dışa dönüklük, deneyimlere açıklık, uyumluluk gibi büyük beş faktörlü kişilik modelindeki kişilik özellikleri değil aynı zamanda;
•Politik olarak liberallik-muhafazakarlık
•Sosyal olarak baskınlık
•Otoriteryenlik
•Karşı gruplara karşı önyargıların olup olmaması (Barlow, Sherlock, ve Zietsch, 2017),
•Bilimsel araştırmalarda kullanılan anketlere katılma eğilimi (Littvay, Popa, & Fazekas, 2013) gibi kişisel ve sosyal tutum ve davranışlar da genetik özelliklerle açıklanabiliyor.
Bunun yanında,
Dinsel hizmet aktivitelerine katılmanın %47’sinin,Mesleki olarak dini pozisyonda bulunmanın (misyonerlik, rahip vs.) %41’inin (Waller, Kojetin, Bouchard Jr, Lykken, & Tellegen, 1990) de kalıtsallıkla açıklanabileceğini gösteren çalışmalar bulunmakta.
Sonuç
Bu araştırmalardan anlaşılcağı üzere kalıtım ve çevre insanın kişiliği üzerinde benzer oranda etkileri vardır. Genetiğinizi değiştiremezsiniz belki ama çevrenizi değiştirebilirsiniz. Sonuçta hiçbir bebek ağzında sigara ile doğmaz.
Bu konu psikoloji camiasında hala tartışılan bir soru olmakla beraber günümüzde ikisinin etkisinin eşit olduğu kabul edilmektedir. Nature nurture debate in psychology şeklinde araştırabilirsiniz.
Kişilik gelişimini etkileyen faktörler
a) Genetik Faktörler
b) Koşullama Faktörleri
c) Bilişsel Etkiler
d) Aile Etkileri
e) Çevresel Etkiler
.............................................................................................................................................................................
a)Genetik Faktörler
Kalıtımla beraber davranışlar ve alışkanlıklarla ilgili huyların da kalıtımla beraber çocuğa geçtiğini tespit eden araştırmalar yapılmıştır.
..............................................................................................................................................................................................................
b)Koşullama Faktörlerinin Kişilik Gelişimine Etkileri
Kişiliğin oluşmasında öğrenme kuramları da etkili olmaktadır. İnsanlar (doğrudan ya da dolaylı olarak) hem klasik hem de edimsel koşullama yoluyla kişilik gelişimlerine katkı sunabilmektedirler.
..............................................................................................................................................................................................................
c)Bilişsel Etkiler
Kişiliğin şekillenmesinde zihinsel işlevlerin de etkisi azımsanamaz. Özellikle çocukluk ve gençlik çağlarında kişiliğin gelişmesi, sağlıklı ilişkiler kurulması ve sürdürülmesi kişinin bilişsel koşullarının olumlu yönde ilerlemesiyle mümkündür. Zihinsel işlevlerde; algılayış, öğrenme, yeni durumlara uyum, kavrama ve olayları ilişkilendirebilme yetkinlikleri bireylerde farklı düzeydedir.
..............................................................................................................................................................................................................
d,e)Aile Etkileri ve Çevresel Etkiler
Bireyin yaşadığı ilk çevre ailedir. Kişiliğin oluşmasında en önemli çevresel faktör bu yüzden ailedir.[1][1][1][1]
(Bu cümleler alıntıdır başka bir deyişle farklı bir siteden alınıp önünüze konmuştur kendi bilgim ve deneyimim ile yaptığım yorumlarımı içermez) Gen mi yoksa çevre mi? Bir başka ifadeyle başta zeka olmak üzere çocukların temel becerileri doğuştan mı geliyor, yoksa sonradan çevreden mi kazanılıyor? Bu soruya cevap vermek hiçte sanıldığı kadar kolay değil. Çünkü genetik ve çevresel faktörleri kesin bir çizgiyle ayırmak oldukça güç… Doğuştan dediğimiz pek çok faktörün daha çocuk anne karnındayken annenin beslenmesinden, stres seviyesine kadar çevresel faktörlerin etkisi görülüyor. Eğer anne gebelik döneminde sigara ya da alkol kullanıyorsa bunun doğacak çocuk üzerindeki etkisi genetik midir yoksa çevresel midir?
Peki bir ebeveyn olarak sizin bu soruya vereceğiniz cevap nedir? Size göre başta zeka olmak üzere çocukların temel becerileri doğuştan yani genetik faktörlere mi bağlıdır yoksa bu beceriler sonradan gelişip değişebilir mi? Prof. Dr. Selçuk Şirin ‘’Yetişin Çocuklar’’ adlı kitabında bu konuya bir parantez açıyor. Şirin’ e göre bu soruya verdiğiniz yanıt aynı zamanda sizin ebeveynlik tarzınızı da yansıtıyor. Eğer zeka ve yeteneklerin doğuştan sabit ve değişmez olduğunuza inanıyorsanız, çaba ve emeğe önem vermiyorsunuz diye ekliyor. Yani çocuk bir kere denedi ve olmadıysa, vurguyu çocuğun sabit yeteneğine yapıyor, yeni bir hedef koymayı denemiyorsunuz. ‘’Bu çocuk doğuştan bu işlere yatkın değil’’ ya da ‘’bu çocuk beceriksiz’’ diyorsunuz… Öte yandan eğer zeka ve yeteneklerin geliştiğine ve değiştiğine inanıyorsanız başarmak için çaba ve emeğe önem veriyorsunuz demektir. Bir başarı olduğunda çocuğunuza ‘’ sen zekisin’’ demek yerine ‘’çok çalıştın ve başardın’’ diyorsunuz. Bu durumda değiştirilemez faktörlere değil, çabaya odaklanıyor çocuğun harcadığı emeğe vurgu yapıyorsunuz…
Mueller ve Dweck’in (1998) yaptıkları araştırma bulguları zekaya mı yoksa çabaya mı vurgu yapmamız gerektiği konusunda bize önemli ipuçları veriyor. Araştırmada 10-12 yaşlarındaki 128 öğrenci gruplara ayrılıyor ve her gruba da aynı problem veriliyor. Tüm öğrenciler problemi başarıyla çözüyor ve başarıları için övülüyorlar. Deneyin kritik noktası övgünün dayanağı. Her grup farklı şekillerde övülüyor. Birinci gruptaki öğrencilere problemi çözdükleri için "çok zeki oldukları" söyleniyor. İkinci gruptakilere "çok çabaladıkları için" çözdükleri mesajı veriliyor.
Başarılarını takiben aynı öğrencilere "Yeni ve önemli bir şey öğrenmenizi sağlayacak bir problem mi istersiniz yoksa sonucunda başarının garantili olduğu bir problem mi? " diye soruluyor. Araştırmanın sonuçları oldukça ilginç; zekaları için övgü alan öğrencilerin %67 ´si daha kolay olan ikinci şıkka yönelirken, çabaları için övgü alan öğrencilerin %92´si yeni bir şey öğrenebilecekleri problemi seçmişler.
Benzer pek çok araştırma yetenekler konusunda sabit fikre inananların hayatta başarılı olmak için şartları zorlamadığını, ilk başarısızlıkta pes ettiğini gösteriyor. Buna karşın hayatta başarının çalışmakla geldiğine inananların başarısızlıkları bile gelişimleri için bir araç olarak kullandıklarını gösteriyor. Nobel ödüllü bilim insanımız Prof. Dr. Aziz Sancar’ın "Çoğu insan zekaya inanır, ben inanmıyorum, bizi birbirimizden ayıran emektir, ben çalışmaya inanıyorum" sözleri çaba ve emeğin önemini anlamak açısından oldukça önemli…
Sonuç olarak; zeka başta olmak üzere çocuğun temel becerilerinde genetik faktörler önemli olmakla birlikte bu becerilerin gelişimini çevreden ayrı düşünmek eksik bir bakış açısı getirmektedir. Çünkü gelişim, kalıtım ve çevrenin etkileşiminin bir ürünüdür. Yeteneğin en üst düzeyde performansa dönüşebilmesi için çalışmak şart. Ebeveynler olarak çocuklarımızın doğuştan getirdiği özellikleri yerine göstermiş oldukları çaba ve emeğe vurgu yapmak hayat boyunca karşılaşacakları zorluklarla mücadele etme gücünü de onlara verecektir
*ek olarak evrim ağacı platformunda Ağustos 21 2019 da paylaşılan sözde şudur:Bireyin yaşadığı ilk çevre ailedir. Kişiliğin oluşmasında en önemli çevresel faktör bu yüzden ailedir
Ayri ailelerde büyüyen ikizlerle yapilan calismalarda boy gibi özelliklerin cevresel sartlar tarafindan ciddi oranda etkilendigi biliniyordu. Yapilan calismalar[2] beyin gelisimininin de cevresel sartlar tarafindan ciddi oranda etkilendigini gösterdi.
Genleriniz ideal beslenmeyle erisebileceginiz maksimum boyu ve kötü beslenmedeki minimumun ne olacagini belirler fakat bu genis bir skaladir. Bu skala icerisinde tam olarak hangi boyda olacaginizi belirleyen cevresel sartlardir. Ayni durum seker hastaligi icin de gecerlidir, stres hormonunuz icin de.