Soru & Cevap: Soru Sor, Cevap Al
Bugün
Bugün bölümü hazırlanıyor.
Bugün bölümü hazırlanıyor.
Meme ucu renginin farklı olması normal bir varyasyondur, tek başına bir hastalık ya da "kadınlık özelliği" göstergesi değildir. Renk esas olarak deri hücrelerindeki melanin miktarına ve türüne bağlıdır. Pembeden koyu kahverengiye ve siyaha uzanan her ton sağlıklı olabilir.
Rengi ne belirler?
Renkli olmasının faydası var mı?
Kesin kanıtlanmış bir işlev yok, ama makul bir hipotez var. Yenidoğanlar doğumdan sonra görme yetisi sınırlıyken bile yüksek kontrastlı desenlere odaklanır. Koyu areolanın çevre deriyle yarattığı kontrastın bebeğin meme ucunu bulmasına yardımcı olabileceği öne sürülüyor. Areola çevresindeki Montgomery bezlerinin kokulu salgılarının bebeği yönlendirmesi de bu hipotezle birlikte tartışılıyor. Bu mekanizmalar emzirme davranışı çalışmalarına dayanıyor, ama "rengin tek amacı budur" demek için kanıt yetersiz. Pigmentin deriyi UV'ye karşı koruması gibi genel bir melanin işlevi de elbette geçerli.
Ne zaman doktora görünmeli?
Bunlar nadiren Paget hastalığı veya meme kanseri gibi durumların belirtisi olabilir. Yani sorun renk tonunun kendisi değil, ani ve tek taraflı değişimdir.
Özetle pembe, kahverengi ya da siyah, hepsi normal insan çeşitliliğinin parçası. Pigment ayarı da bu kadar çok gene bağlı olduğu için, laboratuvarda bile tek bir değişkeni sabitlemek insanı ağlatıyor!
Farkındaysanız yaratıcılığımı yitireceğim korkusunu siz oluşturuyorsunuz. Konuya gelecek olursak ise bir kurum veya fikir akımına bağlı kalmamak imkansız istersneiz hepsine eşit miktarda değinirsiniz isterseniz tek birine yönelirsiniz. Bu arada size sadece bir yere bağlı kalmak yaratıcılığı öldürür lafını kim öğretti? Zaten kaçınılmaz olarak var olan bilgiler üzerinden bir şeyler üreteceksiniz. İster bir şeye bağlı kalarak onu geliştirin ki burda da yaratıcılık vardır. İkinci olarak ise birçok şeye bakarak geliştirin burda da yaratıcılık vardır. Yaratıcılığa yönelik yargınız pek mantıklı değil.[1]
Öncelikle, bir ilmi o ilmin uzmanından öğrenmek, bilginin sağlamlığı açısından temel bir kural diyebiliriz. Hakkında konuştuğu dinleri ve kutsal metinlerin dillerini bilmeden, yalnızca üçüncül kaynaklardan hareketle değerlendirme yapan birinden sağlıklı bilgi edinmek oldukça güç olacağı aşikar. Hele ki katı pozitivist bir bakış açısına sahipse, konuyu kendi ön kabullerinden bağımsız değerlendirmesi daha da zor olabilir. Bu yüzden sana tavsiyem, konunun uzmanlarına doğrudan danışabilecek bir konumda değilsen, güvenilir ve farklı görüşleri ele alan dinler tarihi kaynaklarından yararlanman ve mümkün olduğunca bu kaynakların dayandığı birincil metinleri incelemen.
Tevrat'taki bazı anlatıların ve emirlerin daha eski Sümer ve Babil metinlerinde de bulunduğu doğrudur. Ancak buradan Tevrat'taki bütün bilgilerin Sümer düşüncesinden kaynaklandığı dolayısıyla ''tüm ilahi kitaplar insan elinden çıkmadır'' gibi bir sonuç çıkarmak çok absürt kaçacaktır. Bu benzerliklerin ortaya çıkmasında, İbranilerin yaşadığı coğrafyanın ve içinde bulundukları kültürel çevrenin de etkisi olabilir. Üstelik bir metnin kendisinden önceki kültürlerde bulunan düşünce veya emirlerle benzerlik taşıması, tek başına onun insan ürünü olduğunu kesin olarak göstermez. Teolojik açıdan bakıldığında, ilahi bir emrin insanlığa bildirilmesi durumunda daha önceki toplumlarda benzer ilkelerin bulunması zaten mümkündür. Dolayısıyla burada asıl mesele, benzerliklerin varlığından ziyade bunların nasıl açıklanması gerektiğidir.
Bu düşünce biçimini daha iyi kavrayabilmen ve bu konu hakkında daha kaliteli ve özgün fikirler edinmek adına sana yazılmış en sağlam dinler tarihi kaynaklarından olan Baki Adam'ın çalışması Dinler Tarihi kitabını öneriyorum. Sümer medeniyetini ve dönemin kültürel çevresini daha iyi anlamak içinse Samuel Noah Kramer'in Tarih Sümer'de Başlar adlı kitabı faydalı bir başlangıç olabilir. Bence önce bu tür kaynaklarla genel bir çerçeve edinmek, ardından Tevrat ve Mezopotamya metinleri arasındaki belirli benzerlikleri incelemek, doğrudan videolardan hareketle bir sonuca varmaktan daha verimli olacaktır.
Evet, biyolojik açıklamaları var, ama ortada "mutlu ölüm" diye bir şey yok. Ölümde görülen gülümseme büyük ihtimalle yüz kaslarının ölüm anındaki veya sonrasındaki fiziksel durumundan kaynaklanıyor, kişinin o an bir şey hissettiğini göstermiyor.
Başlıca mekanizmalar şunlar:
Trafik kazası veya enkaz gibi durumlarda da benzer şeyler geçerli. Ağır travma, oksijen kesilmesi, kan basıncı çöküşü ve kas tonusunun değişmesi yüzün şeklini belirler. Ayrıca bu tür anlatılar çoğunlukla sonradan, yakınların hatırasından aktarılır. Gülümseyen yüzler akılda daha çok kalır, nötr veya acılı olanlar ise daha az anlatılır, bu da seçici bir hatırlamaya yol açabilir.
Özetle gülümseme, kişinin o anki duygusunu göstermez. Bilimsel olarak bilinen tek şey, ölüm sürecinde yüz kaslarının istemsiz davranabileceği ve sonuçta bazen gülümsemeye benzeyen bir ifade çıkabileceğidir. Bu ifade hem teselli verici hem de tamamen biyolojik olarak açıklanabilir bir olgudur.
Kısa cevap: çiğ yutmak önerilmez. Bıldırcın yumurtası tavuk yumurtasından "daha temiz" değil, Salmonella riski açısından da ciddi bir fark yok. Sağlıklı olmanız riski sıfırlamaz, yalnızca ağır seyir ihtimalini düşürür. Sonuç yine de birkaç gün süren ishal, kusma ve ateşle nöbetçi doktorun karşısında bitebilir.
Kabuk meselesi. Salmonella yumurtanın kabuğunda bulunabilir, kırarken içeriğe bulaşabilir. Ayrıca bazı durumlarda bakteri, yumurta daha kabuk oluşmadan önce yumurtlama kanalında içeriğe geçebilir (özellikle S. Enteritidis). Yani kabuğu yıkamak ya da dikkatli kırmak sizi tamamen korumaz. Bıldırcın yumurtasının kabuğunun ince ve zarının sert olması da bu işi temiz yapmaz, yalnızca kırarken eliniz kabukla temas eder.
Çiğ tüketmenin getirisi yok. "Çiğ daha besleyici" iddiası yanlış. Tam tersine, çiğ yumurta akındaki avidin biyotini bağlar, protein sindirilebilirliği de pişmiş yumurtada daha yüksektir (yaklaşık %90'a karşı %50-65 düzeyinde). Yani çiğ yutarak hem risk alıyor hem de besinden daha az yararlanıyorsunuz. Bıldırcın yumurtasının mucizevi bir iyileştirici olduğuna dair insan çalışması da yok.
Nasıl tüketmelisiniz?
Kimler için özellikle tehlikeli? Hamileler, çocuklar, yaşlılar, bağışıklığı baskılanmış kişiler, kronik hastalığı olanlar. Ağır dehidratasyon ve bakteriyemi görülebilir.
Şimdiye kadar sorun yaşamadıysanız bu, yöntemin güvenli olduğunu kanıtlamaz, sadece şanslı olduğunuzu gösterir. Pişirip yemek lezzetten ve besin değerinden bir şey götürmez, yalnızca riski götürür.