Soru & Cevap: Soru Sor, Cevap Al
Bugün
Bugün bölümü hazırlanıyor.
Bugün bölümü hazırlanıyor.
Evet aslında, bu durumu karşılayan bir psikolojide açıklaması var ve Yaklaşma-Kaçınma Çatışması olarak adlandırılıyor.
Yaklaşma-Kaçınma Çatışması, bir kişinin aynı hedef veya duruma karşı hem yaklaşma hem de kaçınma eğilimleri göstermesi durumudur. Yani ilgili örnekte A kişisi B kişisinin içinde bulunduğu duruma üzülür, empati yaparak yardımcı olmak ister ama aynı anda da B kişisine yapacağı yardım sonucunda oluşabilecek baskılar ve sorumluluk hissiyatından kaçınma eğilimi gösterir.
Dolayısıyla kişi gerçekten yardımda bulunmak istese dahi beraberinde gelebilecek olumsuz olasılıkları düşünmesiyle harekete geçmekte zorlanabilir ya da tamamen vazgeçebilir.
Kendimizi kandırmayı pek sevsek de doğrudan söyleyelim, küçük bir puro tütün ağırlığı ve nikotin içeriği bakımından türüne göre yaklaşık 1 ila 3 sigaraya denk geliyor. Ancak sağlığa verilen toplam zararı düz bir matematikle birebir sigara adedine çevirmek biyolojik olarak yanıltıcı, çünkü ortaya çıkan tahribat içim alışkanlığına ve tütünün yapısına göre şekilleniyor.
Küçük puro olarak adlandırılan ürünler temelde iki farklı grupta toplanıyor. Sigara ebatlarında ve çoğunlukla filtreli üretilen küçük purolar yaklaşık 1 gram tütün barındırıyor, bu da bir adet standart sigaraya karşılık geliyor. Biraz daha kalın ve filtresiz olabilen sigarillolar ise 2 ila 3 gram tütün içeriyor. Yalnızca tütün miktarı üzerinden baksak bile tek bir sigarillo en az iki veya üç sigaraya eşdeğer bir yük taşıyor.
Zarar denklemini asıl ağırlaştıran unsur ise puro tütününün işlenme biçimi. Puro tütünü havalandırılarak ve fermente edilerek hazırlandığı için tütüne özgü nitrozaminler gibi güçlü kanserojen maddelerin yoğunluğu sigaraya oranla belirgin biçimde artıyor. Yanma esnasında açığa çıkan katran ve karbonmonoksit seviyesi de gramaj başına sigaradan daha yüksek ölçülüyor.
Dumanı içe çekmeme düşüncesi de sanıldığı gibi bir güvence sağlamıyor. Sigara geçmişi olanlar küçük puroları genellikle refleks olarak akciğerlerine çekiyor ve bu durum akciğer kanseri ile kronik solunum yolu hastalıkları riskini doğrudan sigara düzeyine taşıyor. Duman akciğere inmese dahi yüksek oranda alkali olan puro dumanındaki nikotin ve toksik maddeler ağız mukozasından kolayca emiliyor. Bu da dudak, dil, yutak ve yemek borusu kanserleri açısından sigaradan farksız, hatta yer yer daha yüksek bir hücresel hasar yaratıyor.
Bu soruya cevap vermeden önce ahlakın benim için ne olduğunu açıklamak istiyorum bana göre ahlak Sokratesin ahlak hakkında düşündüklerinin tam olarak aynısı ahlakın temelinde bilgi vardır ona göre insan gerçekten iyinin ne olduğunu bilirse iyi davranır kötülük bilgisizlikle ilişkilidir
biz insanları daha küçük bir sınıfta memeliler sınıfında inceleyelim bizler diğer tüm memeliler gibi omurgalıyız yavrumuzu anne sütüyle besleriz sıcakkanlıyız ve vücudumuzda kısmen de olsa kıl bulunur hiç düşündün mü bizi diğer hayvanlardan ayıran asıl şey ne işte bizi asıl ayıran şey güçlü bir ahlak anlayışıdır ve ahlakın temelinde bilgi yatar bizler bilge canlılar olduğumuz için birbirimize diğer canlılara göre daha çok ihtiyaç duyarız paylaşmak anlatmak dinlemek sosyalleşmek isteriz ve böylece toplum oluşur ama topluma uyum sağlamak için bir şeyler gerekir nasıl uyum sağlayabileceğini bilmen gerekir
son olarak toparlamak gerekirse bizler bilgiyi daha iyi kavrayan kimseler olduğumuz için iyi olanı anlarız bir toplumda dürüstlüğün neden önemli olduğu insanlara anlatılır ve insanlar dürüstlüğün değerini kavrarsa dürüstlük toplumda yaygınlaşabilir insanlar bunu öğrenir ve bilir her şeyin başı bilmek bilmekte,bilmemekten gelir önemli olan bilmemeyi kabullenmek ve bilmek istemektir bilen bir toplumda ahlak yaygınlaşır her insan bilmediği için her toplumda herkesçe kabul edilen ahlak var olmaz.
Ahlak bir toplumun varlığını idame ettirebilmesi için gereken yapı taşlarının temelini oluşturur. Bir toplumun var olarak kalabilmesi için bir çok şartı sağlaması gerekir ve bunların en başında toplumun uyum içerisinde var olması şartı gelmektedir. Bu uyumun ana şartı olarak da evrensel bir ahlak anlayışı olarak kabul görmüyor olsa bile toplumun içerisinde bir ahlak anlayışının yerleşmiş olması gerekmektedir. Günümüzde de zaten her toplumda ahlak anlayışının birebir aynı olmadığı çok net olarak fark edilebilir.
Dolayısıyla ahlağın toplumda nasıl yerleşik hale geldiği sorusu ahlak olgusunun toplumdan bağımsız ve sonradan gelişen bir olgu olduğunu varsaymaktadır. Oysa ahlak toplumsal ilişkiler kurulurken ortaya çıkan ve bu ilişkiler geliştikçe biçimlenen bir yapıya sahiptir. Aile, kültür ve eğitim gibi şeyler ise bu ahlağı nesilden nesile aktararak kalıcılığı sağlar.
Kozmonotların Salyut 7 istasyonunda bildirdiği turuncu ve mavi ışımalar, popüler efsanelerin veya toplu halüsinasyon iddialarının ötesinde, doğrudan yörünge mekaniği ve uzay ortamı fiziğiyle açıklanan somut optik olgulara dayanır. Bu ışıkların temelinde gövde yüzeyindeki atomik oksijen tepkimeleri, tahliye edilen yakıt veya soğutma sıvılarının yarattığı kristal saçılmaları ve retinayı uyaran kozmik ışın fosfenleri yer alır.
Kozmonotların pencerelerden içeri dolduğunu söylediği o yoğun turuncu parıltı, literatürde uzay aracı ışıması (spacecraft glow) olarak tanımlanan kimyasal bir etkileşimdir. Alçak Dünya yörüngesinde saniyede yaklaşık sekiz kilometre gibi akılalmaz bir hızla ilerleyen bir istasyon, termosferdeki son derece reaktif tek atomlu oksijenle doğrudan çarpışır. Aracın hareket yönüne bakan yüzeylerinde biriken azot oksit molekülleri bu oksijenle hızla tepkimeye girer. Ortaya çıkan uyarılmış azot dioksit molekülleri temel enerji seviyesine dönerken dış gövdeyi saran kızıl ve turuncu tonlarda foton yayar. Kötü çevrilmiş belgesel altyazılarında sıkça mistik bir alev veya melek halesi diye tercüme edilip köpürtülen bu görüntü, aslında yörüngesel hızdaki sürtünmenin tetiklediği saf bir kemilüminesans olayıdır.
Mavi ışık ve parlamalar ise iki farklı fiziksel kaynaktan beslenir. Birincisi, istasyonun yönelimini korumak için ateşlenen reaksiyon kontrol sistemi iticilerinden çıkan gazlar ve arızalı soğutma döngüsünden uzay boşluğuna sızan atık sıvılardır. Vakum ortamında anında donan mikro buz kristalleri, Güneş ışığıyla karşılaştığında Rayleigh saçılması yaratarak uzay boşluğunu belirgin bir mavi tona boyar. İkincisi ise kozmonotların göz küresinin içinde hissettiği kozmik ışın fosfenleridir. Yüksek enerjili yüklü parçacıklar gözün camsı sıvısından geçerken ışığın o ortamdaki faz hızını aşar, mikroskobik Çerenkov ışıması üreterek retinayı tetikler. Bu durum, dışarıda hiçbir kaynak olmasa bile astronotun gözünde ani mavi ve beyaz ışık çakmaları yaratır.
Salyut 7 görevleri, özellikle de istasyonun donup körleştiği 1985 yılındaki o ünlü kurtarma uçuşu, sıfırın altındaki kabin sıcaklığı ve yüksek karbondioksit baskısı altında yürütüldü. Bu ağır fiziksel koşullar personelin görsel hassasiyetini zorlamış olabilir, fakat tanık olunan ışıklar uydurma bir serap değil, termosfer kimyası ile radyasyon fiziğinin uzaydaki gerçek birer tezahürüdür.