Soru & Cevap: Soru Sor, Cevap Al
Bugün
Bugün bölümü hazırlanıyor.
Bugün bölümü hazırlanıyor.
Tebrikler... Bütün insanların sizinle aynı fikirde olmadığı düşüncesi, yavaş yavaş beyninizde yeşermeye başlamış.
Artık bundan sonra, "neden diğer insanlar benimle aynı fikirde değil" sorusunu araştırmaya başlayacaksın. Bu sorunun binlerce cevabı olduğu için, bir süre sonra sıkılıp, aldırış etmeyeceksin.
En son, acaba ben de mi sıkıntı var, hiç kimsenin sevmediği şeyi mi sevmeye çalışıyorum derken bulabilirsin kendini.
Başka insanların soyut değerlerini sorgulamanı tavsiye etmem. Bu, kişinin kendi fikrini empoze etmeye çalışmasının ilk adımıdır. Bir gün kendini, "sen niye kahve içiyorsun abi, çay içsene daha sağlıklı" gibi bir cümle kurarken bulursun kendini.
Kendi fikirlerine saygı duyulmasını istiyorsan, bu tür bir meraktan uzak durmalısın.
Beyin hasarı, cildiniz kesildiğinde kabuk bağlayıp alttan taze doku çıkması gibi düzelmez. Dolaşımda veya popüler kültürde ne anlatılırsa anlatılsın, ölen nöronların ezici çoğunluğu geri gelmez. Beyin, kaybedilen fonksiyonları mevcut sağlam devreleri yeniden organize ederek, yani nöroplastisite yoluyla telafi eder. Kısacası düzelme dediğimiz hadise dokunun orijinal haline dönmesi değil, fonksiyonun başka yollar üzerinden devralınmasıdır.
Kullanım talimatı niyetine ilk kuralı baştan koyalım: Biyokimyasal olarak ölü bir nöronu diriltecek herhangi bir hap veya mucizevi damla henüz icat edilmedi. Hasarın hemen ardından yaşanan akut tabloda asıl mesele, yangının etrafa sıçramasını önlemektir. Travma veya inme gerçekleştiğinde hücreler parçalanır, ortama kontrolsüzce glutamat boşalır ve hücre içine kontrolsüz kalsiyum akışıyla eksitotoksisite başlar. İlk günlerde ya da haftalarda hastada görülen o ani toparlanmanın mühim bir kısmı, yeni doku oluşumu falan değildir. Yalnızca dokudaki ödemin çekilmesi ve penumbra dediğimiz sınır bölgesinde sersemlemiş bekleyen hücrelerin metabolik krizden sağ çıkmasıdır.
Uzun vadeli iyileşme ise tamamen hücresel bir yeniden kablolama meselesidir. Sağlam kalan komşu nöronlar yeni aksonal filizlenmeler yapar, daha önce uykuda olan sessiz sinapslar devreye girer ve bazen beynin tamamen farklı bir bölgesi hasarlı merkezin görevini üstlenir. Bu mekanizmayı harekete geçiren şey de aktarlardaki bitkisel karışımlar değil, bıkıp usanmadan yapılan fiziksel ve bilişsel tekrardır. Sinir sistemi harcanan emeğe göre şekil alır, uyarılmayan sinaptik bağlantılar ise zamanla budanıp gider.
Yetişkin beyninde hiç yeni hücre üretilmez mi derseniz, hipokampus gibi oldukça kısıtlı bölgelerde nörogenez görülür fakat bu yeni hücreler gidip de harabeye dönmüş koca bir motor korteksi sıfırdan inşa edemez. Beynin kendini onarma kapasitesi kesinlikle hayranlık vericidir ama bu sınırsız bir yenilenme değil, eldeki sağlam malzeme üzerinden yürütülen zekice bir hasar yönetimidir.
Kısaca özetlemek gerekirse evet, klasik Marksist teoriye göre nihai komünizmin gerçekleşebilmesi için sürecin tüm dünyaya yayılması gerekir! Çünkü komünizm teorik olarak sınıfların, paranın ve en önemlisi devlet aygıtının ortadan kalktığı küresel bir aşamadır. Kapitalist bir dünya düzeninin ortasında tek bir ülkenin bu yapıya ulaşması kuramsal olarak imkansız kabul edilir.
Gelin bu mantığın arkasındaki mekanizmaya yakından bakalım Karl Marx ve Friedrich Engels, kapitalizmin zaten ulusal sınırları aşan devasa bir küresel pazar kurduğunu söylüyordu. Eğer bir ülke tek başına sosyalist bir devrim yaparsa, çevresi düşman piyasa ekonomileriyle sarılı kalır. Dışarıdan gelecek askeri tehditlere ve ekonomik baskılara direnmek zorunda kalan bir yönetim, devleti küçültmek şöyle dursun, savunma ve güvenlik mekanizmalarını devasa boyutlara ulaştırmak zorunda kalır! Nitekim Sovyetler Birliği tarihindeki o büyük kırılma tam olarak burada yaşandı. Lev Troçki devrimin ancak küresel ölçekte yayılırsa hayatta kalabileceğini savunan sürekli devrim tezini savunurken, Josef Stalin tek ülkede sosyalizm fikrini öne sürdü ve bu durum korkunç bir merkezi bürokrasi yarattı.
Peki devlet kontrolündeki bu ekonomi neden özel sektörün ve pazar dinamiklerinin gerisinde kaldı? İktisat biliminde buna ekonomik hesaplama problemi diyoruz Serbest piyasada milyonlarca insanın ihtiyacı, arzı ve talebi fiyat mekanizması aracılığıyla anlık sinyallere dönüşür. Bir toplumdaki trilyonlarca tüketim tercihini ve inovasyon ihtiyacını tek bir merkezi planlama komitesinin masa başında hesaplaması olanaksızdır. Fiyat sinyalleri olmayınca kaynaklar verimsiz dağıtıldı, teknolojik yenilikler halkın günlük ihtiyaçlarına inemedi ve raflarda meşhur Sovyet kıtlıkları baş gösterdi.
Son olarak Sovyetler Birliği ve faşizm benzetmesine değinelim. Siyaset biliminde SSCB hiçbir zaman nihai komünizme ulaştığını iddia etmedi, sadece oraya giden yolda bir işçi devleti olduklarını söyledi. Stalin dönemini faşizm olarak adlandırmak ise kavramsal olarak doğru değildir. Faşizm geleneksel sermaye sahipleriyle ve özel mülkiyetle el ele yürüyen aşırı milliyetçi bir ideolojiyken, Sovyet modeli özel mülkiyeti tamamen tasfiye eden totaliter bir devlet sosyalizmi kurdu. İkisi de insan haklarını ezen baskıcı sistemlerdi fakat mülkiyet ve ekonomi temelleri birbirinden taban tabana zıttı!
Görelilik bence.
Bir insanın dikkatini ve ilgisini çeken, ona göre değerli ve kıymetli olan bir şey (bir varlık, kişi, eser vb.) başka bir insan için aynı değeri taşımayabilir. Diğer kişi onun kıymetini anlayamayabilir, göremeyebilir. Hatta belki de henüz keşfetmemiştir.
Örneğin, çok iyi olduğunu düşündüğümüz bir kitap veya eser, yeterince tanıtılmadığı ya da ön plana çıkarılmadığı için hak ettiği ilgiyi görememiş ve geniş kitleler tarafından sevilip benimsenememiş olabilir. Benzer şekilde, sizin de örnek verdiğiniz bir kişinin ne kadar sevilebilir, sempatik veya değerli özelliklere sahip olduğu önemli olsa da yeterince sosyal olmaması, onun bazı insanların radarına hiç girmemesine neden olabilir.
Bence bir şeyin kıymetinin toplum tarafından bilinmesi güzel olsa da bireysel olarak keşfedilip değerinin bilinmesi çok daha özel ve güzeldir. Bize kıymetli gelen bazı şeyleri herkesle paylaşmamak, onları bir bakıma kendimize saklamak da bazen daha anlamlı olabilir.
Popüler olsa ne olur, olmasa ne olur? Bize güzel geldikten, bizim için bir anlam ifade ettikten sonra...
İngilizce okuyabiliyorsan Russell Barkley’nin Taking Charge of Adult ADHD kitabıyla başlayabilirsin. İkinci baskısında zaman yönetimi, duygusal özdenetim ve ilişkiler dahil günlük hayata yönelik bölümler var. Yetişkin DEHB’yi yalnız belirtiler üzerinden okumak istemeyen biri için uygun bir başlangıç.
Türkçe ve daha kısa bir başlangıç için DopaLive rehberindeki Çalışma Belleği bölümünü önerebilirim. Kurucusu olduğumu da belirteyim. Özellikle “Konuştuğumuz şeyi nasıl unuttu?” gibi ilişkide kolayca kişisel algılanabilen durumları anlamak için yararlı.
Çalışma belleği, bilgiyi o anda akılda tutup kullanmamızı sağlıyor. DEHB’de bu alanda güçlük yaşanabiliyor. Bir şeyi unutmuş olması, tek başına sana veya konuştuğunuz konuya önem vermediğini göstermiyor. Yine de her unutkanlığın nedenini DEHB olarak açıklamak da doğru olmaz.
Okurken aklında şu kalsın: Bir kitap kız arkadaşının hangi durumlarda zorlandığını onun yerine söyleyemez. Okuduğun bir örneği “Sende de böyle mi oluyor?” diye konuşmaya açabilirsin. “Hatırlatmam işine yarıyor mu, yoksa baskı gibi mi geliyor?” sorusu bile nasıl destek olabileceğinizi daha somut hale getirir.
Senin sürekli hatırlatan, takip eden kişi olman da yorucu olabilir. İkiniz de istiyorsanız ortak takvim veya yazılı plan gibi araçlar deneyebilirsiniz. Nelerin işe yaradığını birlikte konuşmak, birbirinizin niyetini tahmin etmeye çalışmaktan daha iyi bir başlangıç.
Kaynaklar:
Kitabın yayınevi sayfası: https://www.guilford.com/books/Taking-Charge-of-Adult-ADHD/Russell-Barkley/9781462546855
DopaLive — Çalışma Belleği: https://www.dopa.live/dehb-rehberligi/calisma-bellegi
Bu yanıtı hazırlarken ChatGPT desteğinden yararlandım.