Soru & Cevap: Soru Sor, Cevap Al
Bugün
Bugün bölümü hazırlanıyor.
Bugün bölümü hazırlanıyor.
Kötülük diye bir şey olmadığı gibi, iyilik diye de bir şey yoktur. Hayatın gerçekliği kayıtsızlıktır. İyi ya da kötü olarak adlandırdığımız birçok şey, aslında sosyal ortamdan dışlanmama isteğimizden veya empati kurabilen hayvanlar olmamızdan kaynaklanır. Bu nedenle bazı şeyleri iyi, bazılarını ise kötü olarak nitelendiririz.
Havanın erken veya geç aydınlanıp kararmasının temel nedeni, Dünya'mızın yaklaşık 23,5 derecelik eksen eğikliği ve Güneş etrafındaki yıllık dolanma hareketidir. Bu eğiklik sebebiyle yıl boyunca Güneş ışınlarının yeryüzüne geliş açısı ile Güneş'in gökyüzünde izlediği rota sürekli değişir, böylece gündüz ve gece süreleri mevsime bağlı olarak farklılaşır.
Gezegenimiz yörüngesinde ilerlerken, bulunduğumuz yarımküre Güneş'e doğru dönük olduğunda yaz mevsimini yaşarız. Bu dönemde Güneş gökyüzünde çok daha yüksek bir yay çizer ve ufuk çizgisinin üzerinde çok daha uzun süre kalır. Haliyle sabahları erkenden doğar, akşamları da oldukça geç batar. Kış aylarında ise yarımküremiz Güneş'in aksi yönüne doğru eğim alır. Güneş gökte alçak ve kısa bir yay çizdiği için sabah geç doğup akşam erkenden batar, bize o kısacık kış günlerini bırakır.
Aydınlanma ve kararma sürecinin hızı, yani alacakaranlık süresi ise bulunduğunuz enleme göre farklılaşır. Ekvator çevresinde Güneş ufka dik bir açıyla yaklaştığı için hava hızla aydınlanır veya kararır. Kutuplara doğru gidildikçe Güneş ufuk çizgisini çok daha yatay bir açıyla keser, bu yüzden özellikle yaz aylarında alacakaranlık saatlerce sürer ve havanın tamamen kararması epey gecikir.
Büyük kirletici şirketlerin karbon ayak izini unutturmak için yılda bir saat ışık kapatma şovları yapmasına prim vermeyelim ama yazın uzayan gün ışığından yararlanıp evde ampulleri yakmamak harika bir enerji tasarrufudur. Tabii balkonunuzda bekleyen cam ve plastikleri hâlâ ayrıştırmadıysanız onlara da bir el atın lütfen. Doğa kendi dengesini aksatmadan işletiyor, yeter ki biz araya gereksiz atık sokmayalım.
Kızıl cin ya da küresel adıyla red sprite, şiddetli fırtına bulutlarının yaklaşık 50 ile 90 kilometre üzerinde, mezosfer tabakasında meydana gelen ve yalnızca birkaç milisaniye süren DEVASA bir elektriksel deşarj olayıdır. Klasik şimşekler gibi yere doğru çakmaz, tam aksine bulutların tepesinden yukarıya, uzayın sınırına doğru parlar!
Bu doğa harikası, yer ile fırtına bulutu arasında gerçekleşen çok güçlü, pozitif yüklü şimşeklerin hemen ardından oluşur. Yere akan devasa akım bulutun içinde ani ve muazzam bir yük dengesizliği yaratır. Bu dengesizlik, bulutun zirvesi ile iyonosfer arasında akılalmaz bir elektrostatik gerilim üretir. Yüksek irtifadaki seyreltik havanın elektriksel yalıtkanlık eşiği aşıldığı anda elektronlar serbest kalır ve yukarı doğru bir deşarj fırtınası başlar!
O KIPKIRMIZI parıltının sebebi ise atmosferdeki azot gazıdır! Mezosferdeki seyrek azot molekülleri, bu aşırı elektrik alanıyla uyarılıp tekrar temel enerji seviyelerine dönerken kırmızı fotonlar saçar. Gökyüzünde saniyeden çok daha kısa bir anlığına beliren bu şekiller, dev bir denizanasına veya Stranger Things dizisindeki tekinsiz gölge canavarına inanılmaz derecede benzer! Alt kısımlarındaki ince uzantılarda basınç biraz daha yüksek olduğu için zaman zaman mavimsi ve mor tonlar da görülebilir.
Göz açıp kapama sürenizden bile yüz kat daha hızlı tutuştukları için çıplak gözle yakalanmaları neredeyse imkansızdır. Çoğunlukla fırtınanın yüzlerce kilometre uzağından çekim yapan yüksek hızlı bilimsel kameralar veya Uluslararası Uzay İstasyonu'ndaki astronotlar tarafından kaydedilirler.
Genelde bu tarz tavırlara giren insanlarda aşağılık kompleksi olduğunu düşünürüm, normal bir insanın keyifli bir ortamda kendini ön plana atmak için bir şeyler yapmasına gerek ve ihtiyacı yoktur. Aşağılık kompleksine sahip bir birey ise kendini bir yerden öne atarak o kompleksi bastırmaya görmezden gelmeye çalıştığını düşünüyorum.
Burada dikkat edeceğiniz şey sadece zaman kısalmaz uzam da kısalır. Yani mesafeler de hızlandıkça kısalır. Yani onlar için yolculuk çok kısa bir yolculuğa dönüşür ve öyle algılanır. Bir kaç saniye onlar için geçerken sizin için temsili belki binlerce yıl geçmiş olur.
o yeri önceden rüyanızda görüp sonra gerçeğiyle karşılaşmıyorsunuz. yaşadığınız durum, o mekana adım attığınız anda beyninizin geçmişe dönük olarak sahte bir rüya anısı inşa etmesi. bilişsel literatürde bu deneyim déjà rêvé, yani daha önce rüyada görülmüş hissi ve hafızanın geriye dönük kurgusal üretimi olarak tanımlanıyor.
insan zihnini video kaydeden bir cihaz sanıyoruz ama bellek öyle çalışmıyor. hafıza her çağrıldığında sıfırdan üretilen, fazlasıyla esnek bir kurgu. yeni bir mekana girdiğinizde temporal lob ve hipokampus hattında ufak bir senkronizasyon kayması yaşanabiliyor. beyin ortada rasyonel hiçbir sebep yokken aniden yoğun bir aşinalık sinyali yayıyor. zihin bu sinyali görünce hemen bir neden aramaya başlıyor. oraya daha önce fiziksel olarak gitmediğinizi bildiğiniz için sistem bu aşinalığı mantığa bürümek adına rüya çekmecesini açıyor. yani rüya gördüğünüz için orası tanıdık gelmiyor, orası sebepsizce tanıdık geldiği için rüyanızda gördüğünüzü varsayıyorsunuz.
detayların bire bir aynı gelmesi de tam bir zihinsel kurgu başarısı. rüyalar uyanır uyanmaz sınırları dağılan, son derece bulanık ve tutarsız görsel taslaklardır. fakat o mekana girdiğiniz anda zihniniz, gerçek dünyada gördüğü kapı kolunu, ışığın açısını ya da duvardaki rengi alıp o bulanık rüya kırıntısının içine anında yapıştırıyor. bir nevi generatif model gibi boşlukları eldeki taze veriyle tamamlıyor. geriye dönüp baktığınızda da zihniniz size bunu harfi harfine görmüştüm hissiyle kusursuz bir gerçeklik gibi sunuyor.
bunun üzerine bir de doğrulama yanlılığı ekleniyor. her gece uykuda yüzlerce rastgele görsel kombinasyon üretiyoruz ve neredeyse hepsini unutuyoruz. zihnimiz unutulan binlerce sıradan sahneyi sessizce çöpe atarken, gerçek hayatta birazcık andıran tek bir odayla karşılaştığında bunu devasa bir mucize gibi etiketleyip önünüze koyuyor. ortada geleceği gören bir rüya yok, sadece elindeki eksik veriyi hikayeleştirmeye bayılan ve kendi ürettiği kurguya ilk önce kendisi inanan bir bilişsel mimari var.