Soru & Cevap: Soru Sor, Cevap Al
Bugün
Bugün bölümü hazırlanıyor.
Bugün bölümü hazırlanıyor.
KISA YANIT Bu deneyin kabul görmüş bir bilimsel açıklaması yok, çünkü "civcivler robotu zihinleriyle çekti" iddiası bağımsız ekiplerce güvenilir biçimde doğrulanmadı. Elimizde Peoc'h'un kendi yorumu ile sıradan, test edilebilir alternatifler var. Verdiğiniz videoyu açıp doğrulayamadım, bu yüzden aşağıdakiler Peoc'h'un yayımlanmış tasarımına dayanıyor.
Deney ne yapıyordu? Yeni çıkmış civcivler, doğdukları ilk saatlerde gördükleri hareketli nesneye bağlanır (damgalanma, imprinting). Peoc'h civcivleri küçük, ışıklı bir robota damgalattı. Robotun hareketi rastgele sayı üretecine bağlıydı, yani normalde arenada rastgele dolaşması beklenirdi. Sonra civcivleri şeffaf bir kafesle arenanın bir ucuna koydu. Robotun, kafesin yakınında beklenenden fazla vakit geçirdiğini bildirdi. Kafes boşken bu eğilim görülmedi. Peoc'h bunu civcivlerin "istemesinin" robotun yolunu etkilemesi (psikokinezi) diye yorumladı.
Neden ana akım bilim bunu kabul etmiyor?
Daha geniş literatür ne diyor? İnsan niyetinin rastgele sayı üreteçlerine etkisini inceleyen büyük bir meta-analiz (Bösch ve ark., 2006) çok küçük bir ortalama etki buldu, ancak çalışma sayısı arttıkça etki küçülüyordu. Bu tablo, yayın yanlılığı ve yöntem sorunlarıyla uyumlu. Yani en sağlam okuma şu: deney ilginç bir tasarım, fakat sonuçlar psikokinezinin kanıtı sayılamaz. Eğer ilgi çekiciyse, civcivlerin damgalanma davranışı gerçek ve harika bir olgu. Robota "anne" demeleri hiç şaşırtıcı değil, şaşırtıcı olan iddianın geri kalanı.
Aslında beynin geleceği hatırlayabileceğini düşünmüyorum ama bence mesele tam olarak şu: İleride üretilebilecek devasa bir süper bilgisayara evrenin simülasyonunu yükleyebilirsek ve bunu kendi evrenimizle %100 entegre edebilirsek, zamanı ileri sarıp gelecekte yaşanacakları deneyimleyebiliriz.
Küçük bir örnek vereyim: Sürtünmesiz boşlukta 100 km hızla giden bir cismin 10 saniye sonra nerede olacağını (başka bir çarpışma olmadığını varsayarsak) kesin olarak biliriz. Temelde mantık aynı; sistemi bütün olarak süper bilgisayara aktarabilirsek geleceği de kesin olarak hesaplayabiliriz diye düşünüyorum.
Günümüzdeki mekaniklere ve yasalara bakarsak geleceğin mikro ölçekte belirlenmesi imkansıza yakın. Makro ölçekte geleceği görebilirsiniz. Mesela bir saatin çarkı çalıştığı zaman çark kuantum durumunda olmaz sadece tek bir yöne döner. Belki kuantum durumunda olmayan farklı alanlar da vardır evrenin içinde mesela gezegenlerin dönüşleri ve hareketi bir kuantum durumu değildir. Tek bir doğrultuda ilerleyen determinist şeylerdir. Aynı zamanda Newton'un keşfettiği kütle çekim kanunu da deterministdir. Yani evrenimiz mutlak anlamda belirsiz veya determinist değil. Soruya gelicek olursak ise Evren'in içinde belirsizlik de olduğu için mutlak anlmada geleceği bilemezsiniz. Tabii ki bunlar günümüzdeki fizik yasaları ile imkansız özellikle Heisenberg belirsizliği. Hiçbiri tek doğru olarak hükmetmiyor ama hepsi de etkisini sürdürüyor.
Merhabalar.
Pekâlâ insanlar doğanın veya kozmosun onlara göre şekil almasını ya da onları önemsemesini bekliyor. Ancak gündelik hayatta yaşanılan "tesadüfler" herhangi bir başka olaya bağlı değildir. Ayrıyetten onlar tesadüf değil, "olasılık"tır. Düşük veya yüksek olasılıklar vardır. Bu olasılıklar bir başka eylemin sonuçlarının sebepleri olarak değil; ancak ve ancak kendi sebepleri olurlar. Dolayısıyla evrenden bizler için özenli bir yer bekliyoruz ama biz yine kozmosun herhangi bir maddesi gibi herhangi bir maddeyiz. Ancak bu madde; kendi kendini düşünebilen, varlığını bir biçime sokabilen bilinçli bir biyolojik makinedir. Hem de çok düşük olasılıklar sonucu oluşmuş ilginç bir makine. İşin özüne gelirsek: Olasılıklar, hayattaki küçük dokunuşlarımızın bize geri dönüşü değildir; varoluş sebepleri yine onların ilk nedenidir.
İlk sorunun cevabı aslında çok basit yani insan dediğiniz varlık bir canlı olduğu için kendine ve olaylara anlam yükler hatta siz bu soruya dahi anlam yüklediğiniz için attınız. Anlam yüklemek kaçınılmaz bir beyinsel aktivitedir. İnsan benzeri sinir sistemi geliştirmiş bazı canlılara bakarsak onların da insanlar gibi hayatlarını kurtarma pahasına kaçtığını kimi zaman seçim yaptıklarını görürüz. Bu seçim çocuğunu kurtarmak için canını riske atmak tarzında olabilir.
Kötü bir olaya kader dememiz veya farklı şeyler olarak tanımlamamız aslında yine çok doğal bir sürecin etkisinden doğuyor. Olumsuz duygulardan her zaman kaçma eğilimindeyiz aslında bu noktada bu bir tercih değildir zorunluluktur. Yaşamak istiyorsan olumsuzdan kaç olumluyu kovala. Bu her zaman böyle olucak demiyorum ama çoğu zaman böyledir. Anlattığım şeyler özneldir yani size bunları destekleyecek kaynak göstermedim.