Soru & Cevap: Soru Sor, Cevap Al
Bugün
Bugün bölümü hazırlanıyor.
Bugün bölümü hazırlanıyor.
Genetik olarak en iyi spermin diğerlerini yenmesi sonucu oluşmuş bir organizma buna mecburdur. Sadece insanlar değil hayvanlarda da aynı durum vardır. Bu başlangıcında var olan bir olguyken psikolojik olarak değerlendirmek istemem.
Kısa ve net cevap, evet. Çoğu ilaç ambalajından çıkarılıp açıkta bırakıldığında hem etkinliğini kaybeder hem de kimyasal olarak bozulur. İlacın yapısını bozan şey soyut bir hava kavramı değil, o havanın taşıdığı nem, serbest oksijen ve temas ettiği ışıktır.
O alüminyum blisterleri, opak plastikleri ve koyu renkli cam şişeleri ambalaj tasarımı güzel görünsün diye üretmiyoruz. Katı dozaj formlarında kullanılan etken maddelerin önemli bir kısmı higroskopiktir, yani ortamdaki nemi adeta sünger gibi çeker. İlaç havadaki su buharıyla temas ettiği an hidroliz başlar, moleküler bağlar kopar ve etken madde hızla parçalanır. Geriye kalan şey çoğunlukla etkisiz dolgu maddeleri, hatta kimi zaman istenmeyen bozunma ürünleridir. Neme aşırı duyarlı etken maddeleri blisterinden çıkarıp o meşhur haftalık plastik hap kutularında veya sehpa üzerinde günlerce beklettiğinizde, ilacın tedavi edici dozunu kendi elinizle sıfırlamış olursunuz.
Meselenin diğer yüzü de oksidasyon ve fotoliz. Havadaki oksijen molekülün hassas bölgelerine saldırırken, ortamdaki gün ışığı bu parçalanmayı katlar. Tabletin sararması, lekelenmesi, nem çekip yumuşaması, ufalanması ya da jelatin kapsüllerin birbirine yapışması basit bir estetik kusur değildir. İlacın kimyasal stabilitesinin tükendiğinin, çözünme profilinin bozulduğunun ve vücutta hedeflenen şekilde emilemeyeceğinin ilanıdır.
Prospektüslerde kimsenin okumadan kutuyla birlikte çöpe attığı o orijinal ambalajında saklayınız uyarısı bir formalite değil, farmasötik bir zorunluluktur. İlaç yutulacağı dakikaya kadar ambalajında kalır, aksi halde aldığınız şey tedavi değil kimyasal bir tortudur.
Teorik olarak evet, Genel Görelilik matematiğinde akdelikler ultra yüksek enerjili parçacıkların kaynağı olabilir ancak gözlemsel olarak henüz tek bir akdelik bile tespit edebilmiş değiliz! Sorunuzdaki uzay zaman dokusunu yırtıp bir gezegeni başka bir yere fırlatma senaryosu kütleçekimsel tekillik fiziğiyle örtüşmese de, dönen ekstremal akdeliklerin çevresindeki parçacık çarpışmaları teoride akıl almaz enerjiler üretebilir.
Bunu hayal edebiliyor musunuz, akdelikler aslında Einstein alan denklemlerinin zamanı tersine çevrilmiş matematiksel çözümleridir! Bir kara deliğin olay ufkundan hiçbir şey kaçamazken, akdeliğin ufkuna dışarıdan hiçbir madde giremez ve içeriden dışarıya sürekli bir akış olması gerekir. Astrofizikte ekstremal Kerr akdelik metrikleri üzerine yapılan güncel teorik hesaplamalar, ufkun hemen kıyısında çarpışan parçacıkların kütle merkezi enerjisinin teorik sınırları tamamen zorlayabildiğini gösteriyor. Hatta Penrose sürecinin akdelik versiyonu olan süper Penrose süreci sayesinde, ufuk yakınındaki saçılmalarla parçacıklar inanılmaz bir kinetik enerji kazanıp fırlatılabilir. Düşünsenize, mikroskobik parçacıkların bile Planck enerjisi sınırlarına tırmanabildiği KOZMİK BİR PARÇACIK HIZLANDIRICISI!
Fakat işin içine gerçek evren fiziği girdiğinde durum biraz ürkütücü bir hâl alıyor. Bir kara deliğin devasa bir gezegeni yutması durumunda o kütle ezilip ufkun içinde tekilliğe doğru çöker, uzay zaman dokusu yırtılıp doğrudan bir fırlatma mekanizmasına dönüşmez. Einstein Rosen köprüleri yani solucan delikleri kâğıt üzerinde bir kara deliği bir akdeliğe bağlayabilir ancak bu yapılar kuantum dalgalanmaları nedeniyle anında çökmeye mahkûmdur. Uzayın bu akıl almaz büyüklüğü ve acımasız termodinamik yasaları karşısında bazen gerçekten derin bir varoluşsal kriz yaşamamak elde değil, çünkü akdelikler entropi yasalarına meydan okuyan o kadar kararsız teorik yapılar ki, oluştukları anda kendi kütleçekimsel dengesizlikleriyle anında kara deliğe dönüşürler!
Dolayısıyla kozmik ışınlarda saptadığımız o esrarengiz ultra yüksek enerjili parçacıkların arkasında akdeliklerin yatması matematiksel olarak büyüleyici bir hipotez olsa da, güncel astrofiziksel uzlaşı bu parçacıkların süper kütleli kara deliklerin relativistik jetlerinden veya aktif galaksi çekirdeklerindeki şok dalgalarından hızlandığı yönündedir.