Soru & Cevap: Soru Sor, Cevap Al
Bugün
Bugün bölümü hazırlanıyor.
Bugün bölümü hazırlanıyor.
Kavga sırasındaki el titremesi, büyük ölçüde vücudun tehdit algısına verdiği savaş ya da kaç yanıtının ve adrenalin salgısının doğal bir sonucudur. Bu, zayıflık ya da kontrol eksikliği göstermez, sinir sisteminin kendi işini yapmasıdır. Kişiler arasındaki fark ise titremenin kendisinden çok, bu uyarılmaya ne kadar duyarlı olunduğundan gelir.
Kavga beyinde bir tehdit olarak değerlendirilir. Amigdala devreye girer, hipotalamus ve sempatik sinir sistemi harekete geçer, böbreküstü bezlerinden adrenalin ve noradrenalin salınır. Bu maddeler kalbi hızlandırır, kasları harekete hazırlar ve kaslardaki küçük, ritmik kasılmaları artırır. Normalde herkeste var olan fizyolojik tremor (ince bir titreşim) bu koşullarda belirginleşir. Beta-adrenerjik etkinin bu titremeyi artırdığı iyi bilinir, bu yüzden bazı durumlarda beta bloker ilaçlar kullanılır.
Neden bazı insanlarda daha belirgin olduğuna gelince, birkaç etken öne çıkıyor:
Çoğu durumda bu normal bir stres tepkisidir ve çatışma bitince dakikalar içinde geçer. Yine de titreme sık görülüyorsa, günlük hayatta da sürüyorsa, ellerde dinlenirken ya da hareket ederken kalıcı bir titreme varsa, çarpıntı, kilo kaybı veya sürekli huzursuzlukla birlikteyse bir hekime başvurmak yerindedir. Çünkü tiroid hastalıkları, esansiyel tremor ya da anksiyete bozukluğu gibi nedenlerin ayrılması gerekir.
Titremeyi azaltmak için yavaş ve uzun nefes verme, konuşmaya ara verme ve bedeni gevşetme gibi basit yöntemler, parasempatik sistemi devreye sokarak uyarılmayı düşürebilir. Titremenin kendisinden utanmak ise kaygıyı artırıp tabloyu güçlendirebilir, bu yüzden onu bir tehlike işareti değil, bedenin hazırlık sinyali olarak görmek çoğu zaman rahatlatır.
eğitim bitmez bitemez binyıllardır süregelen bir şey eğitim ama eğitimin yöntemi çok değişecek genellikle belli başlı eğitim ve öğretim metodlarını kullanarak ders anlatırız ,ausbel anlamlı öğrenme ,yapılandırmacı davranışcı vs ama 70 yıl sonrasında teknoloji ilerlemesi denen bir gerçek var yepyeni kuramlar ve yöntemler oluşacak
Algı, hafıza ve duyularla oluşur. Gerçeklik ise algı ile oluşur. Bu ikisi bölünmez bütünlerdir ve birbirinden ayrılmaz. Algı ile gördüğünüz şeye gerçeklik tanımlaması yaparsınız. Burada durumlar özneldir ama sonuçlar değişmeyebilir. Mesela şöyle bir inancınız olsun eğer ki diri diri yanarsanız cennete gideceksiniz. Şimdi burada sonuçlar değişmez ama sizin kendi içinizdeki gerçeklik algınıza göre değişir.
Kısa cevap: İçilebilir, kimseyi zehirlemez, ama ne ciddi bir faydası var ne de satılması mantıklı. Kedi sütü diye bir ürün olmamasının nedeni tehlikesi değil, ekonomisi ve pratik imkânsızlığı.
Önce zarara bakalım. Kedi sütü, anne kedinin yavrusuna verdiği, kedi yavrusunun büyümesine göre ayarlanmış bir sıvıdır. İnsan sağlığı açısından bilinen özel bir toksisitesi yok. Asıl risk bulaşıcı etkenlerde. Sağlıklı bir kediden bile elle sağılan, hijyen koşulları kontrol edilmemiş, pastörize edilmemiş süt; Toxoplasma, Salmonella, Campylobacter gibi etkenler ve zoonotik riskler açısından işin ciddi tarafıdır. Çiğ süt neyse, o. Kedi olması bunu değiştirmez.
Faydaya gelince. Kedi sütü, inek sütüne kıyasla çok daha fazla protein ve yağ içerir (yaklaşık olarak protein %7-10, yağ %5-10 aralığında rapor edilir), laktoz ise nispeten düşüktür. Yani yavru bir etoburun ihtiyacına göre ayarlanmış, enerji yoğun bir süt. İnsan için eşsiz bir besin değeri yok. Aynı proteini ve enerjiyi sıradan gıdalardan çok daha ucuza, çok daha güvenli alırsınız. Bir de şu var, "kedi sütü şunu tedavi eder" tarzı iddiaların hiçbirinin klinik dayanağı yok. Bunu söyleyenlere kanıt sorun, genelde cevap yerine bir ezoterik video gelir.
Neden piyasada satılmıyor sorusunun cevabı üç maddede:
Dolayısıyla "yasak olduğu için" ya da "gizlendiği için" satılmıyor değil. Satılmıyor, çünkü bir litresi için onlarca kedinin aylarca sağılması gerekirdi. İnsanlar için süt kaynağı olarak zaten inek, keçi, koyun, manda gibi evcilleştirilmiş, verimli türler var.
Bir not daha, kedi yavrusuna inek sütü vermek de iyi fikir değil. Yetişkin kedilerin çoğunda laktoz sindirimi azalır ve ishale yol açabilir. Meraklanıp kendi kedinizin sütünü tatmayı düşünüyorsanız, yavruların hakkını yemeyin.
Meme ucu renginin farklı olması normal bir varyasyondur, tek başına bir hastalık ya da "kadınlık özelliği" göstergesi değildir. Renk esas olarak deri hücrelerindeki melanin miktarına ve türüne bağlıdır. Pembeden koyu kahverengiye ve siyaha uzanan her ton sağlıklı olabilir.
Rengi ne belirler?
Renkli olmasının faydası var mı?
Kesin kanıtlanmış bir işlev yok, ama makul bir hipotez var. Yenidoğanlar doğumdan sonra görme yetisi sınırlıyken bile yüksek kontrastlı desenlere odaklanır. Koyu areolanın çevre deriyle yarattığı kontrastın bebeğin meme ucunu bulmasına yardımcı olabileceği öne sürülüyor. Areola çevresindeki Montgomery bezlerinin kokulu salgılarının bebeği yönlendirmesi de bu hipotezle birlikte tartışılıyor. Bu mekanizmalar emzirme davranışı çalışmalarına dayanıyor, ama "rengin tek amacı budur" demek için kanıt yetersiz. Pigmentin deriyi UV'ye karşı koruması gibi genel bir melanin işlevi de elbette geçerli.
Ne zaman doktora görünmeli?
Bunlar nadiren Paget hastalığı veya meme kanseri gibi durumların belirtisi olabilir. Yani sorun renk tonunun kendisi değil, ani ve tek taraflı değişimdir.
Özetle pembe, kahverengi ya da siyah, hepsi normal insan çeşitliliğinin parçası. Pigment ayarı da bu kadar çok gene bağlı olduğu için, laboratuvarda bile tek bir değişkeni sabitlemek insanı ağlatıyor!
Farkındaysanız yaratıcılığımı yitireceğim korkusunu siz oluşturuyorsunuz. Konuya gelecek olursak ise bir kurum veya fikir akımına bağlı kalmamak imkansız istersneiz hepsine eşit miktarda değinirsiniz isterseniz tek birine yönelirsiniz. Bu arada size sadece bir yere bağlı kalmak yaratıcılığı öldürür lafını kim öğretti? Zaten kaçınılmaz olarak var olan bilgiler üzerinden bir şeyler üreteceksiniz. İster bir şeye bağlı kalarak onu geliştirin ki burda da yaratıcılık vardır. İkinci olarak ise birçok şeye bakarak geliştirin burda da yaratıcılık vardır. Yaratıcılığa yönelik yargınız pek mantıklı değil.[1]