Evrim Ağacı Logo
Evrim Ağacı
Karanlığı bilimle fethet!
Papağanlarda 10.000 Yıldır Devam Eden Soy İçi Çiftleşme, Kuşların Genetik Sağlığını Bozmaya Yetmedi!
Papağanlarda 10.000 Yıldır Devam Eden Soy İçi Çiftleşme, Kuşların Genetik Sağlığını Bozmaya Yetmedi!

İnsanlar, ilk kez Yeni Zelanda'ya ayak basmadan önce, kākāpō olarak bilinen şu anda kritik derecede nesli tükenmekte olan uçamayan papağanların sayısı muhtemelen yüz binlerceydi. 1995'e kadar ise sayıları yalnızca 51 kuşa düştü: 50'si küçük Stewart Adası'nda izole haldeydi ve "Richard Henry" olarak bilinen tek bir erkek, anakarada yapayalnız bırakıldı. Günümüzde uçamayan papağan sayısı yaklaşık 200'e ulaşmış haldedir.

Bugünlerde, türün ilk genom dizilimi, şaşırtıcı derecede iyi haberler sunuyor: 10.000 yıllık ada izolasyonuna ve yoğun akrabalar arası çiftleşmeye rağmen kākāpō, potansiyel olarak zararlı mutasyonları biriktirmekten ziyade, onları kaybetmiş görünüyor. Hatta anakarada artık soyu tükenmiş popülasyonlardan daha az zararlı mutasyon taşıyorlar. İsveç ve Yeni Zelandalı araştırmacılar tarafından yürütülen analizler, Cell Genomics dergisinde yayınlandı.[1] Paleogenetik Merkezi ve Stockholm Üniversitesi'nde araştırmacı olan Nicolas Dussex, şöyle diyor:

18
Paylaş
Feed image

Empati boşluğu, (İng: ''empathy gap'') insanların mevcut durumlarından farklı olan zihinsel durumları anlamakta veya bu tür durumların, insanların muhakeme yapmalarını ve karar vermelerini nasıl etkilediğini düşünmekte güçlük çekmelerine neden olan bilişsel bir ön yargıdır.[1][2]

Örneğin bir kişi şu anda kendini sakin hissediyorsa, öfkelendiği anda nasıl davranacağını tahmin etmekte zorlanır. Benzer olarak, eğer diyette olan bir kişi, şu anda toksa, aç olduğunda yemek yemenin cazibesiyle ne kadar başa çıkabileceğini değerlendirmekte güçlük yaşayabilir. Bu durumda empati boşluğunun varlığından söz etmek mümkündür.

50
Paylaş
Nörobilim, Ceza Hukukunun Çözülemeyen Davalarına Işık Tutabilir mi?
Nörobilim, Ceza Hukukunun Çözülemeyen Davalarına Işık Tutabilir mi?

Fransız İhtilali sonrası temelleri atılan 1810 tarihli Fransız Ceza Kanunu, akıl hastalarının yargılanma prosedürü konusunda düzenlemelerde bulunulan ilk dokümanlardan biri olma özelliğine sahiptir. Ceza kanunun 64. maddesi, "sanık, eylem anında cinnet geçirirse herhangi bir suç işlemiş sayılmayacağını" beyan etmektedir. Bu önerme, uygulanacak yargıların usulüne yönelik bir revizyon yapmaya çağırmaktadır. Akıl hastası damgasını yapıştırarak suçluları aklama düşüncesi ise pek çok çevrede büyük tepki toplamış ve etik alanı başta olmak üzere çeşitli sorunlar doğurmuştur. Bu bağlamda, 18. yüzyılın sonu ve 19. yüzyılın başlarını kapsayan periyot boyunca hukuk, tıp ve adalet dalları disiplinler arası köprüler kurarak bu problemleri ele almışlardır.

F. Joseph Gall tarafından geliştirilen fizyolojik bir hipotez olan "frenoloji", beynin birçok bölümden oluştuğunu ve her bir bölümünün belirli bir içgüdüye, yetkiye hizmet ettiğini varsaymaktadır. Alman nörolog, beynin yapısı ve formunu incelemiş, öte yandan kriminolojinin doğuşuna zemin hazırlamıştır. Frenoloji, bireyin psikolojik kapasitesinin, fiziksel özellikleri ve beyin yapısına bağlı olduğunu öngörmektedir.

17
Paylaş
Marketlerde Ürünlerin Dizilişini Daha Sağlıklı Olacak Şekilde Değiştirmek, Müşterilerin Seçimlerini Olumlu Yönde Etkiliyor!
Marketlerde Ürünlerin Dizilişini Daha Sağlıklı Olacak Şekilde Değiştirmek, Müşterilerin Seçimlerini Olumlu Yönde Etkiliyor!

Southampton Üniversitesi'nden yapılan yeni bir araştırma, şekerlemelerin ve diğer sağlıksız ürünlerin kasalardan ve yakındaki koridorların sonundan çıkarılmasının ve mağaza girişlerinin yakınlarına meyve ve sebzelerin yerleştirilmesinin müşterileri daha sağlıklı yiyecek satın almaya teşvik ettiğini gösteriyor (bu konuda bir diğer yazımızı buradan okuyabilirsiniz).

Halk Sağlığı Beslenmesi Bölümü'nde Baş Araştırma Görevlisi Dr. Christina Vogel ve üniversitenin MRC Yaşam Kursu Epidemiyoloji Merkezi'nde Halk Sağlığı ve Epidemiyoloji Profesörü Janis Baird tarafından yürütülen çalışma, ulusal süpermarket zinciri Iceland Foods Ltd. ile ortaklaşa yapıldı. Çalışma, İngiltere'deki Iceland mağazalarından oluşan bir seçkiyi kapsadı ve mağaza satışlarının yanı sıra düzenli müşterilerden oluşan bir örneklemin satın alma ve diyet kalıplarını izledi.

21
Paylaş
Kraliçe Victoria, İngiliz Kraliyetini Nasıl Yeniden Yapılandırdı?
Kraliçe Victoria, İngiliz Kraliyetini Nasıl Yeniden Yapılandırdı?

Kıtlık Kraliçesi... Windsor'un Dulu... Avrupa'nın Büyükannesi... Kraliçe Vic... 19. yüzyılda yaşamış olan Kraliçe Victoria, tüm bu unvanlara ve çok daha fazlasına sahipti. Tüm bunlar, 1837-1901 yılları arasında süren 64 yıllık saltanatının, Birleşik Krallık üzerinde kalıcı bir etkisi olduğunu göstermektedir.

"Victoria Dönemi" veya "Viktoryen Dönem" olarak bilinen bu süre zarfında Kraliçe; ulusunun endüstriyel, sosyal ve bölgesel genişlemesini organize etti ve Avrupa'nın monarşiye karşı bakış açısını değiştiren bir lider olarak tanındı. Kraliçenin hükümdarlığının son dönemlerinde, dünyadaki her dört kişiden birisinin Britanya İmparatorluğu'na bağlı vatandaşlar olduğu düşünülmektedir. Buna karşılık "İngiliz Krallığı", Victoria tahta geçtiğinde hiç de tanınmış bir yer değildi. Yani İngiltere her şey, Kraliçe Victoria ile değişti.

24
Paylaş