Hoşgörü paradoksu, tolerans (hoşgörü) konusunda sınırsız olan bir toplumun hoşgörülü olma niteliğinin, bir süre sonra hoşgörüsüz kişiler tarafından elimine edileceğini öngören sosyal bir paradokstur. Bir diğer deyişle bu paradoks, diğerlerini baskılamaya meyilli faşizm gibi akımların durdurulabilmesi için belli bir sınır aşıldıktan sonra hoşgörüden feragat edilmesi gerektiğine işaret etmektedir.
Paradoksun temelinde, insanların daha hoşgörülü bir dünyada yaşama arzusu yatar. Ancak her toplumda hoşgörüye daha açık ve daha kapalı insanlar vardır. Hoşgörülü olanlar, argümanları gereği, kendilerine karşı hoşgörüsüz olanlara da hoşgörü göstermek zorundadırlar; ancak hoşgörüsüz bireyler, yine tanım gereği, hoşgörülü bireylere karşı hoşgörülü olmak zorunda değildirler. Buna bağlı olarak, hoşgörülü bir toplum yaratmak isteyenler ne kadar uğraşırlarsa uğraşsınlar, hoşgörüsüz düşünce akımları, kendilerine gösterilen hoşgörüyü kötüye kullanacak ve kendi hoşgörüsüz fikirlerinin etkisini arttırmaya çalışacaklardır. Bu akımlar güç kazandıkça, tanım gereği, kendilerine hoşgörülü olanları da baskılamaya başlayacaklardır. Buna bağlı olarak hoşgörülü bir dünya isteyen insanlar, kendilerinin baskılandığı bir dünyayla karşılaşacaklardır. Ne var ki bu gidişatı önlemek için hoşgörüsüz olanlara hoşgörü göstermemeyi seçerlerse, bu sefer de hoşgörülü bir dünya yaratma arzusuyla ters düşüyor gibi gözüken bir davranış sergilemiş olacaklardır. İşte bu davranışsal çelişki, bir paradoksa işaret etmektedir.