Hayvanlar aleminde yamyamlığa rastlamak hiç de şaşırtıcı bir gözlem sayılmaz. Hatta dişi karadul örümceklerinin (Latrodectus spp.) çiftleştikten sonra erkekleri tüketebilmesi, cinsel yamyamlık adı verilen olgunun oldukça ünlü bir örneğidir.[1] Buna benzer olarak yılanlarda, özellikle de kral kobralar ile zehirli bir engerek türünde (Vipera latastei) yamyamlığın belgelendiği vakalar da bulunmaktadır.[2] Bu yılan türlerinde tüketilen taraf genelde erkekler olur: ya hemcins rakipleri ya da aynı türün dişileri tarafından... Ethology dergisinde yayımlanan bir makalede araştırmacılar, bazı erkek yılanların bu senaryoyu baş üstü döndürerek türdeş dişi yılanlarla, başka bir deyişle potansiyel eşleriyle beslendiğini rapor ediyor.[3]
Montpellier yılanları (Malpolon monspessulanus) olarak da tanınan bu yılan türünde yalnızca birkaç yamyamlık vakası gözlemlenmiştir.[4] Bu yeni bilgilerin kaynağı olan kamuya açık Fransız hayvan gözlemleri veri tabanında kullanıcılar, Fransa'nın güneyindeki erkek Montpellier yılanlarının çiftleşme mevsimlerinin dışında kendileriyle türdeş yetişkin dişileri yediği üç örneği belgelemiştir. Güney Afrika, Johannesberg'ün Witwatersrand Üniversitesine bağlı organizma biyoloğu Xavier Glaudas ile Ligue pour la Protection des Oiseaux PACA'dan iş arkadaşı Nicolas Fuento, hazırladıkları makalede bulgularını anlatarak birkaç olası açıklama öne sürüyorlar: Yılanların fırsatçı beslenme yatkınlıkları, av kıtlığı ve tür içi rekabeti ortadan kaldırmak bu sebeplere örnek gösterilebilir.
Ülkeler, 2 dünya savaşının geride bıraktığı tahribatla baş ederken, 1950'li yılların başında yeni bir kriz patlak verir: Sanayileşme. Atom bombasının icadının zemin hazırladığı bu fenomene, Amerika, gümüş bir tepsi içinde sunduğu "Amerikan rüyası" şablonuyla ön ayak olur. Böylece Amerikan toplumu, çok geçmeden küreselleşecek tüketim çılgınlığı çarkına, diğer ülkelerden önce katılır. Baskıcı ve sansür yanlısı bu sistem karşısında, devletin dayattığı sanayi çarkında "bir dişliden ibaret" olmayı kabullenemeyen bir grup arkadaş ise bir araya gelerek "Beat" topluluğunu oluşturur.
Kuşağın başlıca kurucuları, 1940'ların başında Columbia Üniversitesi’ndeki bir edebi toplulukta tanışan Jack Kerouac ve Allen Ginsberg'dır. Lucien Carr, John Clellon Holmes ve Neal Cassidy de aslen bu topluluğunun asil üyelerinden olmalarına karşın, Kerouac ve Ginsberg kadar ün salamamışlardır.
Kant'ın metafizik eleştirisini, felsefede yaptığı devrimle birlikte ele almak daha uygundur. Metafiziğin kendisini bilim olarak gördüğünü, fakat diğer bilimler gibi ilerleme kaydetmediğini söyleyen Kant, bu durumun oldukça gülünç olduğunu ifade etmiştir.[4] Onun amacı ise, metafiziği bir bilim olarak ortaya koymaktır, bu sebepten dolayı ilk olarak bilgi konusundaki anlayışı değiştirerek işe başlamıştır.
Saf Aklın Eleştirisi adlı kitabında, bugüne dek tüm bilgimizin kendini nesnelere uydurması gerektiğinin varsayıldığını, fakat bunun bilgimizi genişletme girişimlerinde başarısız olduğunu dile getirmiştir. Kant, bunun yerine nesnelerin kendilerini bilgimize uydurmaları gerektiğini varsayarak metafiziğin görevinde iyi sonuç alıp alamayacağımızı sınamamız gerektiğini vurgulamıştır.[3] İşte o, böyle bir değişimi "Kopernik Devrimi"ne benzetir. Çünkü Kopernik, Ptolemaios evren modelini değiştirerek, merkeze Dünya yerine Güneş'i yerleştirmiştir, yani Güneş ve Dünya'nın yerini değiştirmiştir. Kant'ın kendi değişimini Kopernik devrimine benzetmesindeki sebep, onun da nesne ve öznenin yerini değiştirmesi sebebiyledir.
Kriyojenik beden dondurma veya "Cryonics", insan bedenlerini gelecekte bir gün yeniden canlandırmak umuduyla aşırı düşük sıcaklıklarda koruma uygulamasıdır. Cronics ardındaki fikir, günümüzde tedavisi olmayan bir hastalıtan mustarip olan veya ölen kişilerin "dondurulması" ve gelecekte, bu hastalıklara tedavi bulunduğunda kişilerin yeniden "canlandırılmasıdır". Kriyojenik beden dondurma sayesinde korunan bir kişinin, kriyonik süspansiyon hâlinde olduğu söylenir.
Kriyojenik beden dondurmanın arkasındaki teknolojiyi anlamak için, buzlu bir göle düşen ve kurtarılmadan önce bir saat kadar soğuk suda kalan insanlarla ilgili duyduğunuz haberleri düşünün. Hayatta kalanlar bunu yaşadılar çünkü buzlu su vücutlarını bir tür askıya alınmış animasyon hâline soktu, metabolizmalarını ve beyin fonksiyonlarını neredeyse hiç oksijene ihtiyaç duymadıkları bir noktaya kadar yavaşlattı.
Kiralite (İng: "chirality"), Yunancada "el" anlamına gelen chiro kelimesinden gelmektedir. Eğer iki elinizi yan yana getirecek olursanız, bunların birbirinin ayna görüntüsü olduğunu görebilirsiniz. Yani baş parmaklarınız değecek şekilde iki elinizi yan yana getirmenizle, sadece sağ elinizi baş parmağınız aynaya değecek şekilde ayna önüne koymak aynı görüntüyü yaratmaktadır. İşte bu tür görüntülere, "ayna görüntüsü" deriz. Tıpkı ellerimizde bu özelliğin olması gibi, organik bileşikler de doğada birbirinin yansıması olarak var olabilir.
Birbirlerinin yansıması olan bu moleküller, vücutta oldukça farklı etkilere sahip olabilir. Örneğin limonen molekülünün bir versiyonu limon gibi kokarken, yansıma molekülü portakal gibi kokar. Kiralite, Talidomid skandalında oynadığı rol nedeniyle kötü bir nam salmış olsa da, bu temel kimya olgusu günümüzde ilaç, gıda ve kozmetik sektörlerinde ve bilimin birçok dalında yaygın olarak kullanılmaktadır.[1]
/old/content_media/0c84492345433ca272d840b51f2bd159.jpg)
/old/content_media/00f690b09b2bfa6231f618a6a8a876e3.jpg)
/old/content_media/1f7b816ca316cfef5b2e4a839ac4687b.jpg)
/old/content_media/f46aa89b2dad89efb77cc11b9689b509.jpg)
/old/content_media/d4c74c4e44a17b7f4c114edaab2bc9d0.jpg)