İçerikler - Sayfa 328
Dünyada 7.000'den fazla dil var ve bunların gramerleri arasında büyük farklılıklar bulunuyor. Dil bilimciler bu konuyla ilgileniyorlar çünkü bu farklılıklar bize tarihimiz, bilişsel kabiliyetlerimiz ve insan olmanın ne anlam ifade ettiği hakkında bir içgörü sağlıyor. Ancak çocuklara gitgide daha az dil öğretilmesi ve bazı dillerin gitgide daha az konuşulması, dünyadaki dil çeşitliliğini riske atıyor.
Araştırmacılar, Science Advances'te yayımlanan yeni bir makaleyle birlikte dillerin gramerleri için Grambank adını verdikleri kapsamlı bir veri tabanı geliştirdi.[1] Bu kaynak sayesinde dillerle ilgili akademik soru işaretlerinin birçoğuna yanıt bulunabiliyor ve mevcut sorunların çözülmemesi halinde dil çeşitliliğinin ne kadar azalabileceği anlaşılabiliyor. Şimdiye dek elde edilen bulgular, bizlere şu uyarı mesajını veriyor: Dilleri kaybediyoruz, dil çeşitliliğini kaybediyoruz ve bu konu hakkında bir şey yapmazsak, kolektif geçmişimize açılan pencerelerden bazılarını yitireceğiz!
Dr. Jekyll ve Mr. Hyde, yazar Robert Louis Stevenson'ın elinden çıkmış bir başyapıttır. Başlangıçta çocuk romanı olarak kaleme alınmasına rağmen, derinlik ve karmaşıklığı sayesinde birçok psikolojik makaleye, filme ve müzikale konu olmuştur. Roman, nazik ve saygın bir hekim olan Henry Jekyll'ın laboratuvarında geliştirdiği kimyasal bir karışımı içtikten sonra şehvet ve şiddet düşkünü bir canavara dönüşmesini konu alır. Sonuçlarını bilmesine rağmen ilacı içmeye devam eden Jekyll hayatını geceleri bir katil gündüzleri ise bir hekim olarak geçirir. Eser, tıpkı Dostoyevski'nin Öteki ve Oscar Wilde'ın Dorian Gray'in Portresi romanlarında olduğu gibi insan doğasının iki farklı yüzünü ve etik değerlerin çelişkisini sembolize ederken aynı zamanda bilimsel metaforları kullanarak okuyucuya derin anlamlar sunar.
Aynı moleküler formüle sahip iki bileşik, kendilerini oluşturan atomların uzaydaki düzenlenmesine bağlı olarak farklı özellikler gösterebilir. Bunun en bilindik örneği, karbonun iki farklı yapısal şekli olan elmas ve grafit (kömür) arasındaki farklılıktır. Her ikisi de saf karbondan oluşmasına rağmen grafit parmak ucumuzla bile dokunduğumuzda kırılgan bir özellik sergilerken elmas doğada bulunan en sert maddedir.
Astrobiyolojinin daha çok biyolojik temellere dayanan Dünya dışı ilkel yaşam arayışı gibi, daha çok astrofizik ve mühendisliğe dayanan Dünya dışı akıllı yaşam arayışı da durmaksızın devam etmektedir. Kardashev ölçeğinde yüksek bir seviyeye ulaşmış olabilecek olan uygarlıklar çeşitli gök cisimlerini kendi enerji kaynakları olarak kullanıyor olabilirler. Bu enerji kaynakları yıldızlar, beyaz cüceler, nötron yıldızları ve yıldız kütleli kara delikler olabilir. Çeşitli gök cisimlerini enerji kaynakları olarak kullanabilecek olası medeniyetler için düşünülmesi gereken şey hangi tür mega yapıların tasarlanacağı, kullanılacağı ve bunların nasıl tespit edilebileceğidir.
Yakın yıldızlara veya kendi sistemlerinin yıldızına mega yapılar inşa edebilecek olan medeniyetler, Kardashev ölçeğine göre en az Tip-2 seviyesinde olmalıdır. Tip-2 ve daha yüksek seviyedeki medeniyetlerin mega yapıları kurabileceği ilk teori de Freeman Dyson tarafından önerilmiştir. Devasa bir küresel kabuk olan ve Dyson küresi olarak adlandırılan bu olası mega yapılar hakkındaki ilk tahminler, kızılötesi bölgede görülebileceği ve görünür bölgede görünemeyeceği yönündeydi. Ancak tüm tahminlerin ötesinde böyle bir küreye sahip olmak için, kürenin çapının neredeyse bir gezegen yörüngesine eşit olması gerekiyordu ki bu da pek mümkün görülmemektedir.
Samanyolu'nun merkezindeki süper kütleli kara delik; etrafındaki neredeyse her şeyi yutan, yuttukça daha da büyüyen bir canavar gibi ve yalnız da değil. Binlerce, milyonlarca ve hatta milyarlarca güneş ağırlığındaki kara delikler neredeyse bilinen tüm büyük galaksilerin merkezinde yer alıyor.
On yıllardır bilim insanları bu tür devleri bulabilecekleri tek yerin galaksi merkezleri olduğunu düşünüyorlardı, çünkü sadece büyük galaksiler canavarların iştahlarını besleyecek kadar maddeye sahipti. Fakat yaklaşık yirmi yıl önce, bilgisayar simülasyonları bu en eski kara delikler hakkında bazı tuhaflıkları ortaya çıkardı: Olması gereken yerde olmayan kara delikler vardı! O zamanlar pek çok bilim insanı bu tuhaflıkların tesadüfi olması gerektiğini düşünerek sonuçları reddetti.
Ağ bilimi literatüründe birçok farklı ağ topolojisi bulunur. Ancak bu yaklaşımlar temelde birkaç temel ağ modellerine dayanmaktadır. Ağ modellerini oluşturan temel topolojiler yüzük örgü (İng: "ring lattice"), küçük dünya (İng: "small world"), Erdös rassal, çekirdek çevresi (İng: "core periphery"), ölçekten bağımsız (İng: "scale-free") ve gözeli (İng:"cellular") şeklindedir. Bu temel topolojiler aşağıda gösterilmiştir:
Yüzük örgü topolojisinde her düğüm, kendi komşusuna bağlıdır. Küçük dünya topolojisinde ise her düğüm birçok komşu düğümüne ve birkaç uzak düğüme bağlıdır. Erdös rassal topolojide her düğüm diğer düğümlere rastgele şekilde bağlıdır. Çekirdek çevresi topolojide düğümler yalnızca merkezi düğümlere, merkezi düğümler de birbirine bağlıdır. Ölçekten bağımsız topolojide birkaç merkezi düğüm diğer düğümlere bağlıdır. Gözeli topolojide ise ağ komünitelere ayrılmıştır; diğer bir deyişle düğüm grupları vardır ve her grup kendi içerisinde sıkı, diğer gruplarla seyrek bağlanmıştır.
/old/content_media/99e2f11c1d06199231b902fb1382048d.jpg)
/old/content_media/af28457f8bd9b089e6c71084e764d4ea.jpg)
/old/content_media/b6a186dc579adcfd73991e63f19df44b.jpg)
/old/content_media/6f3654ca77dece427c65f55c895caca1.jpg)
/old/content_media/ab51358f09f0ae84f6590d7ea15ea264.jpg)