İçerikler - Sayfa 131
Yüzlerce yıldır Amazon, altın kaynağı olarak sömürülüyor. Günümüzde bu değerli metal hala büyük talep görse de, geriye kalan mikroskobik altın parçacıklarını bulmak çok daha zor. Madencilik faaliyetleri genellikle zanaatkar ve küçük ölçekli operasyonlar şeklinde yürütülüyor. Bu da çevrenin kirlenmesine ve insan sağlının bozulmasına sebep oluyor.
Uluslararası bir araştırma ekibi, atmosferik cıva salınımının nerede ve ne zaman gerçekleştiğini belirlemek için Peru Amazon'una özgü ağaç türlerinin halkalarını inceledi. Cornell Üniversitesi’nde biyolojik ve çevresel mühendislik alanında yardımcı doçent olan ve Frontiers in Environmental Science dergisinde yayımlanan çalışmanın başyazarı Dr. Jacqueline Gerson şunları söylüyor:[1]
Montreal Üniversitesi öncülüğündeki bir araştırma, beyin sarsıntısı yaşayan çocukların fiziksel, bilişsel, sosyo-duygusal ve dayanıklılık alanlarında tam iyileşmiş sayılabilmeleri için üç ay veya daha uzun bir süreye ihtiyaç duyabileceğini ortaya koyuyor.
Her yıl milyonlarca çocuğu etkileyen hafif beyin sarsıntısı; akademik ve psikolojik işlevselliği olumsuz etkileyebilen fiziksel, bilişsel, uyku ve duygusal belirtilere yol açıyor ve yaşam kalitesini düşürüyor. Çocukların çoğu, yaralanmayı takip eden dört hafta içinde eski "optimal" sağlıklarına kavuşurken, yaklaşık %30'unda bu süreyi aşan kalıcı semptomlar görülüyor. Ancak "tam iyileşme"nin net bir tanımı bulunmuyor ve optimal bir iyileşme sürecine neyin katkı sağladığı konusunda çok az bilgi bulunuyor.
Evrende, bizim galaksimizle kütleçekimsel olarak bağlı olmayan herhangi bir galaksiye baktığınızda, galaksimizin gelecekte başına ne geleceğini zaten biliyoruz. Samanyolu, Andromeda ve yaklaşık 60 küçük galaksiden oluşan yerel grup, bizimle kütleçekimsel olarak bağlı olan tek sistemdir. Eğer bir galaksiyi, parçası olduğu kütleçekimsel yapının (örneğin bir galaksi çifti, grup veya küme) bir parçası olarak düşünürsek bu yapının tamamı bizden uzaklaşmaktadır. Bu uzaklaşma, ışığın sistematik olarak daha uzun dalga boylarına kaymasına, yani kozmik bir kırmızıya kaymaya neden olur. Bir galaksi ne kadar uzaktaysa ortalama olarak kırmızıya kayması da o kadar büyüktür. Bu durum, evrenin genişlemekte olduğunu göstermektedir.
Ayrıca çok uzun kozmik zaman aralıklarında gözlem yapacak olsaydınız bu galaksinin bizden uzaklaşma hızının arttığını fark ederdiniz. Zaman geçtikçe bu galaksinin ışığı daha fazla kırmızıya kayar, bu da evrenin yalnızca genişlemediğini, aynı zamanda hızlandığını gösterir. Kütleçekimsel olarak bize bağlı olmayan herhangi bir galaksinin gözlemlenen hızı zamanla artar ve sonunda ışık hızıyla bile erişilemez hale gelir. Ancak evrenin genişleme hızını, genelde Hubble sabiti dediğimiz oranı, ölçseydik bu hızın zamanla artmak yerine aslında azaldığını görürdük.
Yeni bir deprem kırılma yönlülüğü (İng: "directivity") analizi, özellikle Türkiye'nin batısındaki İstanbul yakınlarındaki Ana Marmara Fayı ile ilgili olarak, kentsel alanlarda sismik tehlike ve risk değerlendirmeleri açısından kritik bilgiler sağlamaktadır.
Almanya’nın Potsdam kentindeki GFZ Helmholtz Yer Bilimleri Merkezi'nden Dr. Xiang Cheng ve Prof. Patricia Martínez-Garzón liderliğindeki bir araştırma ekibi, kırılma yönlülüğü ile taşınan sismik enerjinin yönü arasındaki ilişkiye dayanarak, Marmara Bölgesi'ndeki depremlerin özellikle İstanbul yönüne büyük miktarda enerji ve dolayısıyla yıkıcı bir kuvvet taşıdığını göstermiştir.
1910 yılında Amerika Birleşik Devletleri, Sanayi Devrimi’nin ivmesiyle hızla büyümüş; nüfus, son 50 yılda neredeyse üç katına çıkarak 100 milyona yaklaşmıştı. Ancak bu büyüme, doğanın sınırlarını yok sayan bir açgözlülükle ilerliyordu. Ormanlar yok edilmiş, dağlar delinmiş, bizonlar ve yolcu güvercinlerinin nesli neredeyse tükenmişti. Büyükbaş hayvancılık ise aşırı otlatma nedeniyle çöküşe geçmişti. Et arzı azalmış, halk arasında köpek eti tüketimi dahi konuşulmaya başlanmıştı.
Tam da bu dönemde, ülkenin güneydoğusunda farklı bir kriz baş gösterdi. 1884 New Orleans Dünya Fuarı’nda Japonya’dan süs bitkisi olarak getirilen zarif mor çiçekli su sümbülleri (Eichhornia crassipes) başta parkları ve bahçeleri süsledi. Ancak bu estetik bitki kısa süre içinde ekolojik bir felakete dönüştü. Haftalar içinde sayısı iki katına çıkan su sümbülleri, gölleri ve nehirleri boğmaya; balıkçılığı çökertmeye ve Meksika Körfezi’ne ulaşan yolları felce uğratmaya başladı. ABD Savaş Bakanlığı, bitkiyle baş etmek için <el ile temizleme, zehirleme ve hatta yakma gibi birçok yöntem denedi. Ancak hiçbir girişim bu istilacı bitkiyi durdurmaya yetmedi.
/content/2ca38812-4411-4934-91cb-c6be0b55b7f4.jpeg)
/content/bdc474cd-ab76-4dc7-9e1f-d108280d5cd7.jpeg)
/content/b315cab1-7b0e-4c0f-9579-002ce0bf55a2.jpeg)
/content/348fb391-43bb-43f4-bbf2-9344bb50aea5.jpeg)
/content/ba8c9aac-36d7-4370-9d87-bf476b717f50.jpeg)