Kimsenin olmadığı bir kaldırımda yürürken arkanızdan bir adım sesi duyarsınız. Kimse yarışalım demedi, ödül yok, bitiş çizgisi yok ama bir de bakarsınız, adımlarınız sıklaşmış. İnsan farkında bile olmadan, girdiği her ortama görünmez bir skor tablosu asıyor.
İnsan değerini mutlak bir ölçüyle değil, karşılaştırarak ölçüyor. "İyi bir yazarım" cümlesi havada kalır, "çevremdekilerden iyi yazıyorum" cümlesi ise hemen bir anlam kazanır. Geçmişte grup içindeki konum, güvene ve kaynaklara erişimi belirliyordu. Beyin de bu yüzden her ortamda kendine bir sıra numarası arıyor olabilir. Eğitimde notlarla, ailede kıyaslamalarla, sosyal medyada beğeni sayılarıyla bu eğilim sürekli besleniyor. Sonunda yarış, çoğu zaman rakibi bile olmayan bir alışkanlığa dönüşüyor. Bu eğilimin genel kaynağı aşağılık kompleksi değildir. Kaldırımda adımını sıklaştıran herkesin kompleksi yoktur, bu hafif yarışma refleksi herkeste var. Her ortamda öne çıkmaya çalışanlar arasında eksik hissedenler olabilir, ama özgüveni yerinde olduğu halde yarışanlar da var. Bunlar kaybetmekten korktukları için değil, zorlanmayı ve oyunun tadını sevdikleri için yarışıyor. Yarışıyorsa kompleksi vardır demek, birinin içini sadece dışarıdan bakarak tahmin etmek olur.
Skor tablosu herkesin duvarında asılı. Fark ona bakınca kimin hırslandığında, kimin eksik hissettiğinde. Dışarıdan ikisi de aynı hızda yürür...