Kan, deniz seviyesinde yaklaşık 100,5 ila 101 derecede kaynar. Ancak kanın kaynama noktası pratikte anlamsız bir fizik detayından ibarettir çünkü o dereceye varmadan çok önce, 42 ila 45 dereceden itibaren pıhtılaşarak pelteye döner. İnsanın dayanabileceği sıcaklıkta ise sınır ikiye ayrılır. Çekirdek vücut sıcaklığımız 42 ila 43 dereceye vardığında proteinler çözünür, hücresel yıkım başlar ve ölüm kaçınılmaz olur. Maruz kalınan ortam sıcaklığında ise dayanma sınırınızı termometredeki kuru sayı değil, havadaki nem belirler.
Kanın yaklaşık yüzde sekseni sudur fakat içinde çözünmüş tuzlar, proteinler ve hücreler bulunur. Sıvılardaki kaynama noktası yükselmesi kuralı gereği, standart atmosfer basıncında saf su gibi 100 derecede değil, hemen üzerinde kabarcıklanır. Tabii bunu test tüpünde ısıtarak görmeye kalkarsanız su gibi kaynamadığını, yumurta akı gibi piştiğini ve katılaştığını görürsünüz. Albumin başta olmak üzere plazma proteinleri 45 dereceden sonra geri dönüşsüz biçimde denatüre olur. Kanın sıvı kalarak fokurdadığı tek istisna düşük basınç ortamıdır. Örneğin 19 bin metre irtifadaki Armstrong sınırında basınç neredeyse sıfırlandığı için kan, 37 derecedeki normal vücut sıcaklığınızda bile buharlaşmaya başlar.
İkinci sorudaki hayatta kalma sınırı ise tamamen termodinamiğe bağlıdır. Bedenimiz dışarıya ısı verebildiği sürece çalışır. Kuru havada ter buharlaşabildiği için saunada 100 derecenin üzerindeki sıcaklıklara dakikalarca dayanabilirsiniz. Fakat havadaki nem doygunluğa ulaştığında ter buharlaşamaz ve vücut soğutma mekanizması çöker. Yüzde yüz bağıl neme denk gelen yaş termometre sıcaklığı 35 dereceye, hatta güncel klinik çalışmaların işaret ettiği üzere genç ve sağlıklı bireylerde 31 dereceye ulaştığında insan bedeni ürettiği ısıyı hapsederek birkaç saat içinde ölümcül hipertermiye sürüklenir.
Kaynaklar
-
Abderrezak Bouchama, James P. Knochel. Heat Stroke. Alındığı Yer:
| Arşiv Bağlantısı