Torpil yani kayırmacılık tarihsel olarak hemen her toplumda farklı biçimlerde var olmuş bir olgudur. Antik çağlardan feodal yapılara, modern bürokratik sistemlerden günümüz örgütlerine kadar, bireylerin akrabalık, hemşehrilik, dostluk veya çıkar ilişkileri temelinde ayrıcalık görmesi yaygın bir pratik olarak gözlemlenmiştir. Bu açıdan torpil, yalnızca belirli bir döneme veya kültüre özgü değil insan topluluklarının örgütlenme biçimleriyle birlikte ortaya çıkmıştır. Sosyal kimlik kuramı bireylerin kendilerini ait oldukları gruplar üzerinden tanımladıklarını ve bu gruplara pozitif ayrımcılık yapma eğiliminde olduklarını gösterir. Bu bağlamda kayırmacılık, bireyin kendi grubunu koruma, güçlendirme ve belirsizlik karşısında güvenli alan yaratma çabasının bir uzantısı olarak değerlendirilebilir. Yani torpil, salt bireysel ahlaki zaaflardan ziyade, evrimsel ve sosyal temelli bilişsel eğilimlerle de bağlantılıdır. Sonuç olarak torpil, hem tarihsel sürekliliği olan bir toplumsal pratik, hem de insanın grup aidiyeti, güven arayışı ve çıkar maksimizasyonu gibi psikososyal eğilimleriyle ilişkili bir olgudur. Bu nedenle onu yalnızca bireysel bir ahlak sorunu değil, aynı zamanda kurumsal, kültürel ve yapısal boyutları olan çok katmanlı bir problem olarak değerlendirmek gerekir. [1]
Merhaba
Bak şimdi çok dürüst bir yerden soruyor sununuz bunu. Çünkü “torpil” dediğimiz şey sadece bir sistem sorunu değil, insanın içini de kurcalayan bir mesele. Haksızlığa uğradığında canın yanıyor ama bir gün sevdiğin biri için kapı açma imkânın olsa ne yapardın, işte orası da insanın aynası.
Önce şu soruya gelelim. Torpil hep var mıydı? Evet. Tarih boyunca var. Antik Roma’da “patron ve client” ilişkileri vardı; güçlü birinin himayesine girer, karşılığında sadakat gösterirdin. Osmanlı’da iltimas ve himaye kültürü vardı. Modern devletlerde ise liyakat sistemi geliştikçe torpil “resmî olarak yasak ama fiilen yaşayan” bir şeye dönüştü.
Sosyolog Max Weber bürokrasiyi tanımlarken şunu söyler. “Modern bürokrasi kişisel ilişkilerden arındırılmış, kurallara dayalı bir sistemdir.” Yani ideal olan liyakat. ama insan faktörü devreye girdiği anda işler karışıyor.
Şimdi psikolojik tarafına bakalım. Torpil sadece kötü niyet midir? Her zaman değil. Evrimsel psikoloji açısından insan türü küçük akraba gruplarında hayatta kaldı. Akrabayı kayırmak, “in-group bias” dediğimiz iç grup yanlılığı, aslında biyolojik bir eğilim. Sosyal psikolog Henri Tajfel’in sosyal kimlik kuramı tam bunu söyler. İnsanlar kendi grubunu bilinçsizce kayırma eğilimindedir. Yani “bizden olan”a daha çok güvenmek, onu kollamak doğal bir refleks.
Ama işte burada kritik bir kırılma var. Küçük kabile düzeninde işe yarayan bu eğilim, modern toplumda adaletsizlik üretmeye başlıyor. Çünkü artık kararlar sadece aileyi değil binlerce insanı etkiliyor. Bir de güç meselesi var. Psikolojide “moral licensing” diye bir kavram var. Kişi kendini iyi ve ahlaklı gördüğünde, küçük bir kayırmayı sorun etmeyebiliyor. “Zaten çok çalıştı”, “Bir kereden bir şey olmaz” Tanıdık geliyor mu? Yani torpil bir psikolojik vaka mı? Patolojik anlamda hastalık değil ama güçlü bir bilişsel yanlılık. İnsani mi? Evet, eğilim olarak insani. Ama adil mi? Çoğu zaman değil.
Biraz yakından bakalım. Türkiye bağlamında torpil meselesi sadece “ahlaki zayıflık” değil; tarihsel, kültürel ve kurumsal katmanları olan bir yapı. Önce tarihsel arka plan. Osmanlı’da bürokrasi modern anlamda rasyonel ve hukuki değil, büyük ölçüde patrimonyaldi. Yani devlet, padişahın şahsi otoritesinin uzantısıydı. Görevler çoğu zaman sadakat ve himaye ilişkileri üzerinden dağıtılırdı. Sosyolog Max Weber’in tanımıyla bu tür sistemlerde “kişisel bağlılık, kurallardan önce gelir.” Cumhuriyet’le birlikte hukuki ve rasyonel bürokrasi hedeflendi ama kültürel alışkanlıklar bir günde değişmiyor.
Türkiye’de güçlü olan şey “ilişki toplumu” yapısı. Ferdinand Tönnies’in Gemeinschaft (cemaat) kavramını hatırla: yüz yüze ilişkiler, akrabalık, hemşehrilik, güven ağları. Türkiye hâlâ birçok alanda cemaat tipi bağların güçlü olduğu bir toplum. Bu kötü bir şey değil başlı başına; dayanışma üretir. Ama aynı yapı, kamusal alanda liyakat yerine “tanıdık” mekanizmasını da besleyebilir.
Pierre Bourdieu’nün “sosyal sermaye” kavramı burada çok açıklayıcı. Bourdieu der ki.Sosyal sermaye, bir bireyin sahip olduğu kalıcı ilişki ağlarından doğan fiili ya da potansiyel kaynakların toplamıdır.” Türkiye’de sosyal sermaye çoğu zaman diplomadan daha işlevsel olabiliyor. Yani kimi tanıdığın, ne bildiğinden daha belirleyici hale gelebiliyor.
Bir de güvensizlik meselesi var. Toplumsal güven düzeyi düşük olduğunda insanlar resmi mekanizmalara değil, kişisel bağlara yönelir. “Sistem zaten adil değil, bari tanıdık üzerinden ilerleyeyim” mantığı yayılır. Bu da torpili normalleştirir. Böylece torpil sadece ayrıcalık değil, bir tür hayatta kalma stratejisi gibi görülmeye başlanır.Ama burada kritik bir kırılma vardır.Torpil yaygınlaştıkça liyakat zayıflar, liyakat zayıfladıkça kuruma güven azalır, güven azaldıkça insanlar yine torpile sarılır. Kısır döngü.
Şunu da dürüstçe söylemek lazım.Türkiye’de aile bağları çok güçlü. Aileyi koruma ve kollama ahlaki bir yükümlülük gibi algılanıyor. “Elimden geleni yapmazsam ayıp olur” duygusu var. Bu kültürel norm, kamusal alana taşındığında sorun başlıyor. Çünkü kamu alanı akrabalık etiğiyle değil, eşitlik ilkesiyle çalışmalı. Burada mesele bireyin kötü olması değil; kamusal alanın yeterince kurumsallaşamaması. Şeffaf sınav sistemleri, bağımsız denetim mekanizmaları ve hesap verebilirlik arttıkça torpil alanı daralır. Sistem kişisel ilişkilere ihtiyaç bırakmazsa, insani kayırma eğilimi de etkisini kaybeder.
Türkiye’de torpil gerçekten herkesin şikâyet ettiği ama fırsat bulduğunda çoğunun kullanmak isteyeceği bir şey mi? diye soracak olursak. Eğer öyleyse, bu sadece sistem sorunu değil, kültürel içselleştirme sorunu da demektir. Yani mesele biraz şudur .Biz “adalet”i ilke olarak mı seviyoruz, yoksa bize yaradığı sürece mi? İş orada düğümleniyor.
Ben sana şunu sorayım düşün, Eğer torpil sadece bireysel bir zaaf olsaydı, güçlü kurumsal sistemlerde bu kadar yaygın olur muydu? Demek ki mesele hem insan doğası hem de sistem tasarımı. Şeffaflık ve denetim azaldıkça, o doğal kayırma eğilimi fırsata dönüşüyor.
Aristoteles “Adalet, eşit olanlara eşit davranmaktır” der. Modern toplumun derdi de tam bu aslında. Kişisel bağdan bağımsız bir eşitlik kurabilmek.
Özetle, şunu söylemek mümkün. Torpil insanın içindeki “bizden olanı koruma” dürtüsünden besleniyor. Bu dürtü doğal. Ama medeniyet dediğimiz şey zaten doğal dürtüleri sınırlayarak ortak iyiyi kurma çabası değil mi? İşte torpil, o sınırın zayıfladığı yerde ortaya çıkıyor.[1]
Merhaba, sorunuza biraz farkli bir acidan bakmak istiyorum. Torpil olarak adlandirdigimiz sey aslinda "altruism'in" (ozgecilik) bir cesidi oldugunu dusunuyorum.
Genel olarak Altruism anlik bir yarar gozetmeksizin bir baskasina yapilan yardimi veya bu ugurda yapilan fedakarligi tanimlayan bir cesit "sosyal" davranistir.[1] Bu sosyal davranis kime yapildigina gore cesitlere ayrilmaktadir. Ornegin, hicbir cikar gozetmeden yapilan yardim veya fedakarlik davranisi saf altruism (pure altruism), yardim yapilan kisiden bu yardima karsi bir iyilik isteme amaciyla yapilan yardim veya fedakarlik (reciprocal altruism) veya yardim edilen kisinin yakinlik derecesi veya uyesi oldugu grup dolayisiyla yapilan yardim veya fedakarlik (kin-based ve group-selected altruism) olarak siniflandirilir.[2]
Torpil olarak adlandirdigimiz adam kayirma olaylarinda da bu altruism tiplerinden birininin veya birkacinin yasandigini dusunuyorum. Ornegin bir kutuphaneye bir isci alinacagini ve bu is icin yuzlerce kisinin bavurdugunu dusunelim. Eger isveren ise alinacak kisiyi amcasinin oglunu kayirarak secerse yaptigi kayirmayi kin-based altruism olarak siniflandirabiliriz. Ayni zamanda bu isveren amcasinin ona yaptigi bu iyiligi unutmayarak ona mirastan daha fazla pay verecegini umuyor olabilir (reciprocal altruism). Bu durumda iki cesit alturistik davranis bir arada gorulebilir.
Ozet olarak, adam kayirma veya "torpil" davranisinin altruism gibi temel sosyo-evrimsel bir temelde isledigini dusunuyorum. Ancak, kesinlikle bu davranisin sosyo-evrimsel bir temeli oldugunun, bu davranisin etik veya dogru oldugu anlamina gelmedigini belirtmek isterim. Ki gelismis topluluklarinin gelismelerinin onemli bir nedeninin kati bir liyakat anlayisina davali oldugunu biliyor ve aktif olarak gozlemliyoruz.
Merhaba, torpilin nedeni fikrimce bir o kadar karmaşık ama bir o kadarda basit sebeplere dayandığına inanıyorum.Torpil yapılmadaki esas sebebin beynin çalışma mekanizması ile ilgili olduğunu düşünüyorum.Örneğin bir eğitim kurumuna bir eğitim görevlisi olarak atanmak için x kadar makale yazmanız gerekiyordur ancak sizin tanıdıklarınız vardır.Siz burda en kolay ve en düşük şekilde enerji harcayarak başarı elde etme eğiliminde olursunuz.Bu sizin için en büyük karlardan biri olur.Ayrıyetten torpil ile sizi oraya getiren tanıdığınız içinde durum karlıdır.Çünkü siz onun sayesinde artık orda görev alıyorsunuzdur.Siz tanıdığınız bazında o kurumda güç kazanması için önemli bir etken olmuşta olursunuz böylece.Ona duyduğunuz saygıda size torpil yapan için ekstra pozitif bir etkidir çünkü siz ona ekstra olarak bağımlı olmuşsunuzdur.Bu torpili yaptıran kişi için psikolojik manada da pozitif etki sağlar.Burda şunu sorabiliriz bu tanıdığınızın güçlenmesi size ekstra ne tür fayda sağlar?Onun güçlenmesi size potansiyel olarak yeni imkanlar sağlar.Bu imkanların getireceği ekstra faydaları da hesaba kattığımızda torpil ile hem tanıdığınız hemde siz bir çok manada kendi hakkıyla bir yerlere gelmiş kişinin gösterdiği çabayı göstermeden onun hakkını kısa ve uzun vadede gasp etmiş olursunuz.Bunların olmasındaki esas sebebin paragrafımın başında belirttiğim gibi beynin en düşük çabayla en yüksek bireysel faydayı sağlama odağıdır.Ayrıyetten hakkını yediğiniz kişiyi de düşünmemenizde o kişinin muhtemelen zihninizde sizin aidiyet hissettiğiniz değer verdiğiniz o grup içerisinde yer almıyor olmasının getirdiği o bencil hayatta kalmacı zihin yapısıdır diye tahmin ediyorum.Bu bakımdan birinin torpil yapması ilkel dürtülerin modern çağda ortaya çıkarttığı sosyal ve sivil yapılar üzerindeki gölgelerinden biri.
"Gelişmiş" toplumlarda ise bu tarz işlerin daha az olmasının esas sebebininde refah seviyesinin yükselmesi ile hayatta kalma dürtüleri ile hareket etme davranışlarının, kendini koruma ve en kolay şekilde başarıya ulaşma davranışlarının toplu bir şekilde azalması olduğunu düşünüyorum.[1]