Bilim insanı olmak için üniversite okumak şart değil, fakat köklü ve kültürlü bir üniversitede bilim öğrenmek, üniversitesiz 4 yıla göre kat ve kat daha verimlidir.
Köklü(10,12 yi geçmez) üniversitelerin sağladığı imkanları sıralayayım :
+Kütüphane ve Bilimsel Kaynak.
+Kafana takılan noktalarda danışabileceğin ve yol gösterecek profesörler.
+Emin ol akademik kitaplar ve internet kaynakları bir şeyi öğrenmede bir profesör kadar etkili ve işlevli değiller,yani o kaynaklar işin nasılını,niçinini,ayrıntısını ve istisnasını yeteri kadar veremiyorlar.
+Temel Bilim demek pratik deneyler demek, üniversite laboratuvar imkanı da sağlıyor.
+Üniversite mezunu olduğunda çeşitli ulusal ya da uluslararası sitelerde üyelik imkanı var.
+Aynı vizyona sahip insanlarla tanışma, tartışma ve bilgi alışverişi imkanı.
+TR'de ne kadar önemsiz olsa da diploma.
+Erasmus ve etkinlikler,kurslar, konferanslar gibi imkanlar.
+Üniversiteli olduğunda şayet başarılıysan ve şansın varsa bazı bilimsel araştırma projelerine katılma imkanın olabiliyor.
+İyi bir üniversitenin en büyük özelliği araştırma nasıl yapılırı öğretmesidir.
+çeşitli sosyal faaliyetler sonucunda deşarj ve motivasyon.
Eğitim sistemimiz ne kadar berbat olsa da bahane etme ve köklü bir üniversitede bölüm kazanmaya bak,temel bilimlere ilgi az olduğundan puanlar da çok yüksek değil zaten.
Evet. Dünya'nın her yerinde öyle ve absürt başarı hikayelerinin "norm" olduğunu düşünme hatasına asla düşmeyin.
Dünya'da 9 milyona yakın bilim insanı var ve bunların neredeyse hepsi üniversite okuyup, sonrasında doktora yapıp bilim insanı oldular. Bazen böyle ekstrem vakalar öne sürülüp "Bakın bu hiç okul okumadan profesör olmuş." denip, "Demek ki mümkün, siz de olabilirsiniz." mesajı verilmeye çalışılabiliyor (benzer bir şeyi "Bak Zuckerberg'e Gates'e hepsi okulu bırakıp milyarder oldular, sen de öyle yapmalısın." zırvasında görüyoruz). Buna hayatta kalma yanılgısı deniyor.
Evet, olasılıklar evreninde böyle bir şey var. Ama olasılıklar evreninde size lotonun çıkması, şu anda size elektrik çarpıp ölmeniz ve benzeri yığınla şey de var. Eğer birdenbire Albert Einstein olacağınızı düşünüyorsanız (ki sanılanın aksine, Einstein okulda gayet başarılıydı), olmayacaksınız. Sizi aksi yönde gaza getirenlere çok kulak asmayın; çünkü nasıl ki "umut" güzel bir şeyken "boş umut" kötü bir şeydir, "motivasyon" güzel bir şeyken "boş motivasyon" son derece tehlikeli olabilir.
Mesela 1000+ kitap okuyan biri neden üniversite okumuyor? O sorulmalı. Eğer okuyacak parası yoksa da ondan okuyamıyorsa, işte annesi-babası "Okula gidersen vururum." diyorsa da ondan okuyamıyorsa, önünde aşılmaz bir engel varsa da ondan okuyamıyorsa, evet, bu absürt derecede ekstrem şartlar altında (her nasıl oluyorsa 1000+ akademik kitap okumayı başararak) bu kişi çok başarılı bir dehaya dönüşebilir. Ama üniversite okumadan, doktora yapmadan bilgi satmak veya "cool" olmak gibi fikir ve amaçlarla üniversiteden uzak duruluyorsa, sınavlara çalışmak zor ve sıkıcı geliyorsa, kişi zora gelemiyorsa, hayır, muhtemelen asla "Einstein" olamayacaksınız.
Ayrıca üniversiteye gitmenin tek olayı "diploma almak" değil. Türkiye'deki "kötü" addedilen üniversitelerde bile bir üniversite kültürü içine girmek, akademiyi tanımak, kısıtlı zamanda araştırma yapmayı ve sonuç üretmeyi öğrenmek, öğrenci topluluklarına girip çıkmak, liderliği tatmak, tek başına problem çözmeyi öğrenmek, lisans düzeyinde öğrenilen çok kıymetli deneyimler (daha oturmuş üniversitelerde bu deneyim tabii daha kaliteli olacaktır).
Doktoranın da tek amacı "doktor" unvanını almak değil. Akademik araştırma yapmayı öğrenmek, fikirlerine akademisyenlerce meydan okunmasını deneyimlemek, fikrini "Ben öyle düşünüyorum, ondan doğru!" demenin ötesinde savunmayı (mesela matematikle desteklemeyi) öğrenmek, bulgularını düzenli olarak sunmayı ve gelen eleştirileri göğüslemeyi öğrenmek, hipotezleri birbirine nasıl birleştirebileceğini deneyimlemek, laboratuvar ekipmanlarına dokunmak, hobinin ötesinde yazılım öğrenmek zorunda kalmak, makale yazarken zorlanmak, 10 dergiye gönderdiğin makalenin her birinden ret yediğinde yaptığın hataları düzeltmek, araştırmanın faydalarını görmeyen dergi hakemlerine entelektüel olarak direnmek ve daha nicesi.... Bunlar kişiyi bilimin zorlu sınavlarına hazırlayan şeyler. Öyle yattığınız yerden edinebileceğiniz deneyimler değil bunlar.
Evet, eğitim sistemi berbat. Evet, üniversiteler (çoğu durumda ellerinde olmayan sebeplerle) gülünç durumda. Evet, akademide rezillikler (çoğu durumda ellerinde olan sebeplerle) diz boyu. Ama bunların hiçbiri, Türkiye gibi bilimsel arenada halihazırda sözü geçmeyen ve saygı görmeyen bir ülkeden çıkacak birinin bahane edebileceği şeyler değil. Tam tersine, bunlara rağmen o yollardan geçmek, başarını ispatlamak, yurt dışındaki saygın bir üniversitenin kapılarını aralamak ve ondan sonra bilime katkı sağlamak gerekiyor.
Çünkü gerçekle şimdiden yüzleşmekte fayda var: Kimse sizi "10.000+ kitap okudum." dediniz diye dinlemeyecek. 10.000+ kitap okumak size sahayı tanıma fırsatı verecek; ancak özgün fikir üretme yeteneğini kazandırmayacak.
İşin öteki tarafında da elbette kişinin her zaman kendi kendini geliştirebileceği gerçeği var. Bunun sebebi, bireysel gelişimin çok etkili bir şey olmasından ziyade, ortalama insanın bilimsel anlamda müthiş geri olması. Dolayısıyla bilimi öğrenmeye yönelik en ufak girişimler bile, 3-5 ders kitabına dürüstçe göz atmak bile, sıradan bir bireyi çok geçmeden ortalamanın üzerine çıkaracaktır.
Ama bu, sizi ancak bir yere kadar götürebilir. Çünkü bilimsel bir hipotez nasıl geliştirilir, nasıl sınanır, nasıl sunulur, nasıl eleştirilir, eleştiriler nasıl göğüslenir, nasıl yayınlanır, yayın sırasında gelen eleştirilere nasıl cevap verilir, yayın sonrasında alınan atıflarda gelen eleştiriler nasıl değerlendirilir... Bunları hiçbir ders kitabı öğretmeyecek. Ders kitapları bir kaynak, bir başvuru aracı. Ama biraz elinizi kirletmeden, biraz baskı altında kalmadan bilimde anlamlı bir ilerleme kaydetmeniz çok zor.
O nedenle özellikle de bizim ülkemizin gençlerinin boş hayallere kanmaması, "Sen üniversiteye gitmeden de parlarsın, aslansın kaplansın, bir lafına herkes önünde diz çöker." gibi zırvalara aldanmaması gerekiyor. Bilim çok çalışarak yapılan bir şey ve bizim kolayca rehavete kapılmak (ve o rehaveti hemen rasyonalize etmek) gibi yaygın bir hastalığımız var. Bunu kırmamız şart.
Özetle: Hele bir sıradan yolu (üniversite yolunu) takip etmeye başlayın da absürt bir beceriniz/başarınız varsa zaten ortaya çıkar ve sizi o sıradan yoldan ayırır. Baştan "Ben özelim, benim bunlara ihtiyacım yok." derseniz, 15 sene sonra gerçekler canınızı çok sıkar.
Merhaba,
Sistematik bir şekilde çalışmak önemlidir ve üniversite bu sistematiği ve disiplini sunar. ~4 yıllık eğitimin hangi aşamasında neleri öğrenmeniz gerektiği konusunda program sağlar. Diploma da bu eğitimi aldığınızın bir kanıtıdır. Nitekim bilim, büyük oranda üniversiteler altyapısında ilerlemektedir ve dünya üniversiteleri başvuru alırken bu diplomayı/transkripti sorarlar. Diploma notu, diplomayı veren kurumun isminden daha önemlidir bu başvurular esnasında.
Üniversite sınavına yeterince iyi hazırlanamadığımdan çok düşük bir puan almıştım. Maddi açıdan güçlü bir ailem olmadığı için ve bilime de ilgi duyduğum için ailemin bulunduğu şehirde, İnönü Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümünü (100% ingilizce) tercih ettim ve yerleştim çok düşük bir puanla. 4 yıl boyunca hem bölüm derslerine elimden geldiğince çalıştım, hem de ek olarak yazılım alanında geliştirdim kendimi. İnönü Üniversitesi'nden mezun olduktan sonra ODTÜ'de yüksek lisansa başladım. Maddi zorluklar devam ediyordu başka bir şehirde yüksek lisansa başladığım için. Yüksek lisansa başladıktan bir kaç ay sonra ABD'de University of South Carolina'dan burslu olarak doktora kabulü aldım. Yüksek lisansı bırakıp ABD'de doktoraya başladım. Sonrasında bulunduğum laboratuvar ile birlikte Medical University of South Carolina'ya geçiş yaptık. Bu 4 üniversite'den aldığım derslere dayanarak (ayrıca youtube'daki MIT derslerine dayanarak :) ) söyleyebilirim ki "iyi üniversite"de verilen dersler ile "kötü üniversite"de verilen dersler arasında büyük farklar yok. İnternet ve bir bilgisayara sahip olmak temel eğitim konusundaki imkan farklılığını ortadan kaldırıyor.
Sonuç olarak, elinizden geldiğince yüksek puan alıp maddi açıdan kaldirabileceğiniz bir üniversite/şehir tercih edin. Kazandığınız üniversite'nin ismi ne olursa olsun not ortalamanızı yüksek tutun (4 üzerinden en az 3), ingilizce öğrenin ve bilime olan sevginizi hiçbir zaman yitirmeyin. Kapılar açılacaktır.