Merhaba yapay zekayı devamlı kullanan biri olarak söylüyorum. Hayatımızı kolaylaştırdığı kesin ancak düşünmeyecek konuma gelmeyi biraz abartı görüyorum. Tarihte de işimizi kolaylaştıran icatlar oldu ancak zamanla insanlık daha farklı sorunlara eğildi. Yapay zekada beni asıl korkutan tembelleştirmesinden çok yanlış yönlendirmeleri. Bu sağlıklı veya araştırmacı insanlarda sorun olmayabilir ancak problemli insanlarda ileriki dönemlerde daha fazla sorun olacağını düşünüyorum.
Roketlerin en çok yakıtı dünyanın yörüngesine otururken yaktığını biliyoruz, öyleyse neden roketlerin içinde "yanıcı" ve "yakıcı" maddeyi birlitke taşıyoruz? Yakıcı görevini üstlenen oksijenin tamamını/bir kısmını, hali hazırda hızla giden roket atmosferden karşılayamaz mı? Bunu başarabilirsek yüzlerce/binlerce ton kütle avantajı kazanmaz mıyız?
Hiçbir şeyin sabit olmaması yani 'degismeyen tek şeyin değişimin kendisi' olması bana her zaman evrimi hatırlatıyor. Çünkü evrimde sürekli bir uyum ve nesiller boyunca olan küçük değişimlerin katlanmasıdır. Felsefe gerçekten bilimlerin atası 🫶🏻☄️
Yerin 1,5 kilometre altında, 7 ton sıvı ksenonla dolu LUX-ZEPLIN dedektöründe tek bir atom beklenmedik bir güçle sarsıldı. Yıllar süren sessizliği bozan bu sarsıntının ardından tankta peş peşe iki ışık parlaması yakalandı. Yoksa bu güçlü sinyal, karanlık madde parçacığının ilk direkt tespiti mi?
Aslında dediğin şey çok doğru ama şöyle bir sorun var. Atmosferde bulunduğun yükseklik arttıkça yoğunluk azalır. Zaten kütlece havanın %23 nü oluşturan oksijen bu yoğunluk azaldığı zaman motorun kullanacağı anlamlı bir oksijen miktarı havada kalmaz. Bu demek değil ki bu sistem tamamen çöp. Hayır bu sistem tamamen çöp değil ve zaten yapılıyor da mesela ESA'nın geliştirdiği sabre motoru bu mantığa dayanıyor. Sabre motoru hibrit sistemle çalışıyor yani havanın oksijence yoğun olduğu yerlerde oksijen kullanılacak. Anlamlı bir oksijen kullanımının olmayacağı yerlerde ise tanklardaki sıvı oksijen kullanılacak.
Hayatı hem büyük bir deha hem de derin bir trajediyle örülü olan Friedrich Nietzsche, 1844 yılında Almanya’nın ufak bir kasabasında, dindar bir rahip ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Küçük yaşta babasını kaybedince evdeki kadınların arasında, biraz çekingen ve yalnız büyüdü. Ama zekası o kadar parlaktı ki, daha gencecik bir üniversite öğrencisiyken hocalarını büyüledi ve 24 yaşında doktorası bile yokken profesör oldu. Yine de onun gözü ders anlatmakta değil; insanın, düşüncenin ve hayatın gizemli derinliklerini çözmekteydi.
Üretken geçen yıllarında çağının tüm kalıplaşmış kurallarına karşı çıktı. İnsanların sürü psikolojisine kapılıp ezbere yaşamasını sertçe eleştirdi; ünlü "Tanrı öldü" tespitiyle de toplumun sığındığı eski değerlerin artık çöktüğünü söylüyordu. Nietzsche'ye göre insan acıdan kaçmamalıydı. "Beni öldürmeyen şey güçlendirir" diyerek zorluklarla pişmeli ve kendi hayatının kahramanı olan üstinsana dönüşmeliydi.