Zaman nedir? diye sorduğumuzda sadece saatlerin işleyişi değil aynı zamanda varoluşun ritmini, evrenin hareketini ve bizim bu içindeki yerimizi sorguluyoruz. Tam bu noktada zamanın çizgisel mi yoksa döngüsel mi olduğu sorusu da devreye girmiş oluyor. bunları biraz açalım:
Çizgisel zaman fikri, Batı düşüncesinde oldukça yaygın. Burada zaman geçmişten geleceğe doğru akan bir ok gibi düşünuyor. Yani her an bir öncekini takip ediyor ve geçmişteki olaylar şu anki durumu şekillendiriyor. Fiziksel olaylar ve tarihsel süreçler de bu çizgisel akış içinde gelişiyor.
Döngüsel zaman anlayışıysa birçok doğu kültüründe ve bazı felsefi sistemlerde karşımıza çıkan bir anlayış. Zaman burada doğadaki döngüler gibi mevsimler, yaşam ve ölüm, yeniden doğuş sürekli tekrar eden bir yapı şeklinde. Aslında modern fizik bile bu konuda kesin bir şey söyleyemiyor. Çünkü bazı teoriler zamanın çok daha karmaşık olduğunu, belki de olayların sadece düz bir çizgi değil, farklı boyutlar ya da paralel evrenler boyunca gerçekleştiğini öne sürüyor.
Belki de zaman hem çizgisel hem de döngüsel yönlere sahip ve bu durum bizim nasıl düşündüğümüze bağlı olarak değişiyor...
Gelelim insanlar gerçekten ölüyor mu? sorusuna. dini olarak değil de biyolojik olarak ele alırsak evet; kalbimiz duruyor, bedenimiz yavaşça doğaya karışıyor. Ama zamanla bu kadar iç içe olan bir varlık, sadece bir bedenden mi ibaret? Eğer zaman hem çizgisel hem döngüselse, belki de ölüm de öyle bir şeydir. Hem bir son, hem bir dönüş. Hatıralarda, etkilerde, iz bıraktığımız düşüncelerde yaşıyoruz. Belki de ölmüyoruz, sadece şekil değiştiriyoruz. Tıpkı zaman gibi.