Benim uzmanlığım taşlar, kemikler ve fosiller. Üreme sistemleri gibi yumuşak dokuların fosilleşmesi, arazide o kavurucu güneşin altında haftalarca taş kırmamıza rağmen, neredeyse hiç rastlamadığımız bir durumdur. Bu yüzden işin genetik, moleküler veya hücresel detaylar�� beni aşar; orası gelişimsel biyologların oyun alanı. Ancak fosil kayıtları ve omurgalıların evrimsel tarihi üzerinden o büyük ve muazzam tabloyu çizebiliriz.
Üreme sisteminin evrimi tek bir olay değil, milyarlarca yıla yayılan bir uyum silsilesidir. İlk başta yaşam sadece hücre bölünmesiyle (eşeysiz) çoğalıyordu. Yaklaşık 1.2 milyar yıl önce eşeyli üremenin, yani genetik materyallerin karıştırılmasının ortaya çıkması, evrim için devasa bir sıçrama oldu çünkü bu durum genetik çeşitliliği patlattı.
Kendi atalarımız olan omurgalılara gelirsek, başlangıçta sucul ortamda dış döllenme hakimdi. Suda yaşayan canlılar (bugünkü balıklar ve amfibiler gibi) yumurtalarını ve spermlerini suya bırakıyordu. Fakat iş karaya çıkmaya geldiğinde büyük bir kriz yaşandı. Karadaki kuru havada, suyun koruyuculuğu olmadan embriyoyu hayatta tutmak büyük bir problemdi.
İşte evrim tarihindeki en sevdiğim buluşlardan biri burada karşımıza çıkar: Amniyotik yumurta. Yaklaşık 310-320 milyon yıl önce Karbonifer döneminde, sürüngenlerin ataları içinde sıvı dolu özel zarları (amniyon) ve sert bir kabuğu olan yumurtalar geliştirdiler. Bazen kazılarda bu ilk amniyotların izlerine veya fosilleşmiş yumurta kalıntılarına rastlamak, yuttuğumuz bütün o toza değiyor. Bu yumurta sayesinde omurgalılar üremek için suya dönmek zorunluluğundan kurtulup tüm karaları fethettiler.
Memelilere giden yolda ise oyunun kuralı yine değişti. Dinozorların ayakları altında hayatta kalmaya çalışan küçük memeli atalarımız, yumurtaları dışarı bırakmak yerine yavrularını vücut içinde büyütmenin daha güvenli olduğunu "keşfettiler" (doğal seçilim sağ olsun). Erken dönem yumurtlayan memelilerden sonra keseliler ve nihayetinde biz plasentalı memeliler ortaya çıktı. İşin en uçuk yanı, plasentanın evriminde (özellikle annenin bağışıklık sisteminin bebeği reddetmesini engelleyen syncytin proteininde) milyonlarca yıl önce atalarımıza bulaşan retrovirüslerin DNA'mıza entegre olmasının büyük rolü vardır.
Kısacası üreme sistemlerimiz, okyanuslardaki dış döllenmeden başlayıp karadaki sert kabuklu yumurtalara ve nihayetinde anne karnındaki güvenli plasentaya kadar, tamamen değişen çevre koşullarına ve hayatta kalma mücadelelerine verilmiş muazzam bir evrimsel yanıttır.
Kaynaklar
- Michael J. Benton. Vertebrate Palaeontology. Alındığı Yer: | Arşiv Bağlantısı
- Neil Shubin. Your Inner Fish: A Journey Into The 3.5-Billion-Year History Of The Human Body. Alındığı Yer: | Arşiv Bağlantısı
- Sha Mi et al.. Syncytin Is A Captive Retroviral Envelope Protein Involved In Human Placental Morphogenesis. Alındığı Yer: | Arşiv Bağlantısı