Biz daha doğmadan önce içine doğduğumuz toplumun oluşturduğu belli başlı bazı normlar, davranış kalıpları ve bir kültür var. Bu normlar zamanla değişiyor ve dönüşüyorlar çünkü toplumlar ve birey yerinde saymıyor, değişiyor, özgürlük tanımı değişiyor, beklentileri değişiyor. Fakat çoğu toplumda bu çok çok yavaş oluyor. Değişime dirençli toplumlarda kalıpların değişmesi çok uzun yıllar alıyor. Bu dönüşüm belli belirsiz ilerlediğinde kimsenin dikkatini bile çekmiyor.
Bir toplumda yaşıyorsanız özgürlük kavramını değerlendirirken de o toplumun kalıpları içerisinde büyümüş insanlar olarak değerlendirirsiniz, bu da sağlıklı sonuçlar vermez. Örneğin, Hollanda'nın en işlek caddesinde el ele yürüyen iki erkeğin yanından insanlar geçip giderken, bununla istiklal caddesinde karşılaşsanız insanların reaksiyonel davrandığını gözlemlersiniz. Demek ki özgürlük kavramına yüklediğimiz anlam, bırakın işin felsefi yönünü, coğrafyadan coğrafyaya dahi değişkenlik gösteriyor. Hatta insandan insana bile farklı özgürlük tanımları duyuyorsunuz. En klişesi de
"özgürlüğün sınırı başkasının özgürlüğünü kısıtlayana kadardır"
Peki başkasının özgürlük tanımıyla senin özgürlük tanımın aynı mıdır? bireyden bireye hatta şehirden şehire, ülkeden ülkeye değişen bir kavramla ilgili olarak yapılan bu tanımlama, kendi içerisinde tahakkümü haklı kılarak özgürlük kavramından hiç bir şey anlamayan insanların çok fazla sayıda olduğunu da bize göstermektedir.
Buradan nereye varmaya çalışıyorum onu özetleyeyim, bizim gibi yaşamayan veya hayatı bizden farklı algılayan insanları yargılamaktan kaçınmalıyız, sözlü olarak yargılamaktan bahsetmiyorum, iç dünyamızda da bizi içine koydukları kalıpların dışından bakmayı öğrenmeliyiz.
Bugün Türkiye'de özel eğitime ihtiyaç duyan çocuklar belirli standartlara sahiplerse, "normal" eğitim gören sınıflara veriliyorlar. Sınıf başına bir veya iki çocuk veriliyor bu şekilde. Bu çocuklarda normal sayılırlar fakat örneğin otizmin hafif spektrumları var veya anlama güçlüğü çekiyorlar, dikkatlerini vermekte zorlanıyorlar gibi gibi bir takım problemlere sahipler. Özgürlük kavramını gerçekten anlamış bir toplumda bu çocuklar, ebeveynlerinin o yaşlarda aynası olan diğer çocuklarla iyi kötü anlaşıyor olabilmeli veya stres ve baskı hissetmemeli değil mi? Fakat bu çocukların çoğu ya okulu bırakıyor, bırakmak zorunda kalıyor, ya da mesleğine saygı duyan idealist bir öğretmenleri varsa bu çocukları diğer çocukların zorbalamasından korumaya çalışmak için çok yoğun özel bir çaba sarf ediyor.
Demek ki toplum olarak biz özgürlük kavramının nerede başlayıp biteceğini anlamış insanlar değiliz. Bir otoritenin bize "bu çocuk sizden farklı" demesi, onu zorbalamamız için yeterli bir neden oluyor. Kendimizin farkında olmamız gerekiyor. Bireye indirgediğimizde bu konuyu, müthiş tanımlar, harika ifadeler okuyabilirsiniz insanlardan. Fakat, sokağa, topluma, ikili ilişkilere indirgediğinizde, özgürlük kavramını akademik olarak işlemiş hatta bu konuda yüzlerce sayfa okuma yapmış bir insanın çocuğunun, okulda özel eğitim alan çocuğu en çok zorbalayan olduğunu fark edersiniz. İşte bu çok acı bir andır.
Demek ki "samimi" olacağız, "alçakgönüllü" olacağız, "anlayışlı" olacağız, "empati" yapabilen insanlar olacağız. Şu saydığım çok basit gibi görünen erdemlerin bir kaçı dahi, günün sonunda bize özgürlükle ilgili konuşurken, "başkasının özgürlüğü sınırı" ile başlayan tanımlar yapmanın ötesine çıkmamızı sağlar.