Bilinç, bedenden bağımsız var olan ya da ölümle birlikte başka bir yere göç eden tözsel bir nesne değil, beynin canlı ve dinamik sinirsel ağlarının ortaya çıkardığı bir süreçtir. Dolayısıyla ölüm anında bilinç bir yere gitmez, beynin elektrokimyasal faaliyeti ve metabolik desteği kalıcı olarak sona erdiği için süreç basitçe durur.
Gündelik dilde zihinsel durumları genellikle bir kaba giren ya da çıkan bağımsız bir enerji gibi tasavvur etmeye meyilliyiz. Oysa nörobilimsel bulgular, bilinçli deneyimin korteks ile talamus arasındaki karşılıklı bilgi akışı, beyin sapının uyanıklık düzenekleri ve milyarlarca nöronun senkronize etkileşimiyle anbean üretildiğini gösteriyor. Nasıl ki bir alev söndüğünde gizli bir mekana saklanmıyor ya da bir melodi enstrüman parçalandığında başka bir diyara göç etmiyorsa, beyindeki organize biyolojik etkinlik çöktüğünde bilinç de varlığını sürdüremez. Bilincin kaynağı, evrimsel süreçte organizmanın çevreye uyumunu ve bütünlüklü davranış yönetimini sağlayan bu karmaşık nöronal organizasyondur.
Geri gelme meselesi ise tamamen zamanlama ve nöronal dokunun korunumuyla ilgilidir. Kalp durması, derin anestezi veya geçici koma durumlarında, beyin hücreleri geri döndürülemez bir yıkıma uğramadan önce kan akışı ve oksijenlenme yeniden sağlanırsa, sinir ağları tekrar faaliyete geçerek bilinci yeniden inşa edebilir. Ancak oksijensizlik süresi kritik eşiği aştığında, nöronlar arasındaki sinaptik mimari hızla dağılır ve biyolojik beyin ölümü gerçekleşir. Bilinci oluşturan bu fiziksel altyapı bir kez yapısal bütünlüğünü kaybettiğinde, sürecin geri dönmesi biyolojik yasalar gereği mümkün değildir.
Kaynaklar
-
Steven Laureys. The Neural Correlate Of (Un)Awareness: Lessons From The Vegetative State. Alındığı Yer:
| Arşiv Bağlantısı
-
Giulio Tononi, Christof Koch. Consciousness: Here, There And Everywhere?. Alındığı Yer:
| Arşiv Bağlantısı