Bilim adamları sürekli olarak Dünya'daki yaşamın kesin kökenlerini belirlemeye çalıştılar. Önde gelen teorilerden biri, yaşamın Dünya'nın ilk okyanuslarındaki kimyasal süreçlerden ortaya çıktığıdır . Su, karbon ve hidrojen gibi basit kimyasal öncüler, yaşamın yapı taşları olan DNA , RNA ve protein gibi karmaşık polimerleri oluşturana kadar karışıp karıştılar.
Ancak bilim adamları, kimyasal bileşenlerin kendiliğinden bir araya gelip bir zara sarılıp bölünebildiğine dair kanıt bekliyor. Başka bir deyişle, erken yaşamın kimyası ile sonraki biyolojisi arasında hala eksik bir halka var .
Son yıllarda, koaservat adı verilen yeni bir zarsız hücre tipinin keşfi bazı fikirlerin doğmasına yol açmıştır. Bir koaservat temel olarak suda çözünmüş protein ve nükleik asit karışımından oluşan bir damlacıktır . Konglomeralar bir zarla bağlı değildir, aksine bileşenlerinin fiziksel özellikleri tarafından bir arada tutulur. Bilim adamları, örneğin gen ifadesi gibi süreçlerde canlı hücrelerde önemli roller oynadıklarını keşfettiler .
Hayatın kökenini araştıran bilim adamları, koaservatların hayatın ortaya çıkışında rol oynamış olabileceklerini bile merak etmeye başladılar. Örneğin, ilkel okyanusta, yaşam veren kimyasalları fiziksel olarak yoğunlaştırmış olabilirler. Hayal etmesi zor ama bunlar devam ederek yeni yaşam formları oluşturmuş olabilir . Zamanla çoğalacak ve Darwin'in milyonlarca yıl sonra hayran kalacağı sayısız canlıya dönüşeceklerdi.
Canlılığın oluşumu, doğrudan biyolojik evrimin alanında değildir. Biyokimya alanında çalışılan Abiyogenez Teorisi'nin alanıdır. Dünyadaki canlılara yönelik evrimsel ağacı geriye sardığımızda dünyadaki tüm canlıların ortak atası olan LUCA'ya ulaşıyoruz. LUCA Son Evrensel Ortak Ata demek. Buradaki "evrensel" kelimesi, şu ana kadar bildiğimiz bütün canlıların evrensel kümesi gibi düşünülebilir. Yani dünyadaki canlıların hepsinin son ortak atası. Fark edebileceğiniz gibi "son ortak ata" diyoruz. Bu, ilk canlı değildi. Muhtemelen LUCA'dan önce de organizmalar yaşadı ama bir nedenle onun soy hattı baskın geldi ve dünyadaki tüm canlılar onun soyunu paylaşıyor.
Peki o zaman ilk canlı ne? Süreğen/kesintisiz olaylarda "ilk" kavramı bulunmamaktadır. Örneğin türleşme böyle işler. İlk insan yoktur. Çocukluktan yetişkinliğe geçtiğiniz ilk an yoktur. Sadece keyfi ayrımlar belirleriz ve bir kısma çocukluk bir kısma yetişkinlik deriz.
Cansızlıktan canlılığa geçiş de kesintisiz/süreğen olaylar bütünü olduğu için "İlk canlı bu." diyebileceğimiz bir canlı yok. Eğer ilk hücrelerin oluştuğu anları hızlı çekimde gözleseydik tam olarak "Hah, şimdi yaşam oluştu." diyebileceğimiz bir nokta olmazdı. Karmakarışık kimyasal tepkimelerden, belirli bölgelerde lokalize olan kimyasal tepkime öbekleri görürdük.
Yani hayır, pat diye de oluşmadı. 4 milyar yıl kadar önce "abiyogenez" denen uzun ve karmaşık bir "kimyasal evrim" süreci yaşandı. Dolayısı ile sorunun doğru versiyonu olan "Canlılık nasıl oluştu?" sorusu, hala bütün ayrıntıları çözülememiş ve sayfalarca anlatılabilecek kadar karmaşık bir süreç.
Aşırı özetleyecek olursak hidrotermal bacalarda karmaşık bir kimyasal çorba içinde birçok kimyasal tepkime yaşanıyor. Hidrotermal bacaların yapısı zaten devasa bir kimyasal tepkime çeşitliliği sağlıyor. Bu kimyasal tepkimeler giderek karmaşıklaşarak canlılığın temellerini oluşturdu. En çok kabul gören bulgulardan biri bir otokatalizör olan ribozimin keşfi. Bu, RNA'nın atasal bir versiyonu ve tepkimeleri hızlandırıyor. Bu atasal yapı zamanla karmaşıklaşarak RNA oluştu, daha sonra bu RNA'dan ters transkripsiyon yolu ile DNA oluştu buradan da canlılığa gidecek süreçler devam etti, ki bunu retrovirüslerde görüyoruz. Canlılığa gitmeyen başka kimyasal süreçler de oldu ama onlar canlılıkta olduğu gibi bu özellikleri aktaramadığı için ya yok oldular ya da "cansız" kaldılar. Zaten bu sebeple her şey "canlı" değil.
Burada ne kadar anlatırsam anlatayım çok eksik kalacak, o yüzden kaynaklara koyduğum içerikleri inceleyebilirsiniz.
Dünyadaki yaşam ilk olarak, en az 3,8 milyar yıl önce, Yerküre’nin oluşumundan yaklaşık 750 milyon yıl sonra ortaya çıktı. Yaşamın nasıl ortaya çıktığı ve ilk hücrenin nasıl oluştuğu, bu olaylar laboratuvarlarda sıfırdan ve bir bütün olarak tekrarlanamadığı için, hep bir spekülasyon konusu olmuştur. Bununla birlikte, bazı deneysel yöntemler, sürecin bazı aşamalarına ilişkin önemli kanıtlar sunmaktadır.
İlkin Yerküre atmosferinde var olduğu düşünülen koşullarda basit organik moleküllerin oluşabilecekleri ve kendi kendine makro moleküllere polimerize olabilecekleri ilk kez 1920’li yıllarında önerilmiştir. Yaşamın oluşmaya başladığı zamanda, Yerküre atmosferinin çok az veya hiç serbest oksijen içermediğini, esas olarak CO2 ve N2’den ibaret olduğu ve daha az miktarlarda H2, H2S ve CO gibi gazları içerdiği düşünülmektedir. Böyle bir atmosfer, güneş ışını veya elektrik boşalması gibi bir enerji verildiğinde, organik moleküllerin kendiliğinden oluşabildiği redükleyici bir ortam sağlar.
Organik moleküllerin kendiliğinden oluşumları, deneysel olarak ilk kez 1950’lerde, Stanley Miller’in ( o zamanları lisansüstü öğrencisi) su varlığında H2,CH4 ve NH3’den oluşan bir karışıma elektriksel kıvılcımlar göndererek, bazı amino asitlerde dahil çeşitli organik moleküllerin oluştuğunu göstermesiyle kanıtlamıştır. Her ne kadar Miller’in orijinal deneyleri ilkel Yerküre şartlarını tam olarak karşılamıyor olsa da, ilk canlı organizmaların ortaya çıkışına temel materyal sağlayan organik moleküllerin kendiliğinden sentezlenmesinin mümkün olduğu açıkça ortaya koymuştur[1]
Organik Moleküllerin Kendiliğinden Oluşumu: Elektrik kıvılcımları verilen CH4, NH3 ve H2’den oluşmuş bir atmosfere su buharı püskürtüldü. Reaksiyon ürünlerinin analizi, alanin, aspartik asit, glutamik asit ve glisin dahil çeşitli organik moleküllerin oluşumunu ortaya çıkardı.
Organik Moleküllerin Kendiliğinden Oluşumu: Elektrik kıvılcımları verilen CH4, NH3 ve H2’den oluşmuş bir atmosfere su buharı püskürtüldü. Reaksiyon ürünlerinin analizi, alanin, aspartik asit, glutamik asit ve glisin dahil çeşitli organik moleküllerin oluşumunu ortaya çıkardı.
Cansızdan canlıya geçişi araştıran bilim dalına abiyogenez denir.[1][1]
Hatta uzayda canlı yaşam araştırmalarını yapan çok değerli bir bilim insanımız var. Adı Betül Kaçar. Şuradan izleyebilirsin. Kendisini izlemeni kesinlikle tavsiye ederim.
Dünya sularla kaplıydı. Elbette karalar da vardı ancak deniz ve okyanuslar geniş alan kaplıyordu. Çekirdekteki magma günümüzde olduğu gibi basınçtan kaynaklı dışarı çıkmaya çalışırken bazı dağları oluşturuyordu. Bu suda olduğundaysa şu an hala okyanus tabanında rastlayabileceğimiz kül yapılı tepeler oluşuyordu. Bu kül yapılı tepeler yapısı gereği makro odacıklar içeriyordu ve basınç farkından kaynaklı bu makro odacıkların içerisinde mikro odacıklar oluşuyor; mikro odacıkların içerisindeki farklı koşullar şekerlerin, aminoasitlerin, lipitlerin ve diğer organik kimyasalların oluşmasını mümkün kılıyordu. (Bu işlem laboratuvar ortamında tekrarlanabilmektedir) Ardından bu kimyasallar rasgele bir biçimde sürekli birleşiyorlardı. Sonunda da canlılık başladı. Bilim insanları hala başka gezegenlerde, benzer koşullarda bu işlemin devam ettiğini ve belki de asla yaşama ulaşılamayacağını ya da çok daha farklı kombinasyonlarda bir yaşam başlayacağını tahmin ediyorlar.[1]
Canlılık nedir?
Bu soruyu evrensel tanım yaparak yanıtlamak gerekir. Dünyamızdaki memelileri, diğer canlılari ve bitkileri dikkate alarak bir genelleme yaptığımızda sadece dünyasal bir tanım yapmış oluruz. Oysa amacımız evreni anlamak ise tanımlamalarımızı evrensel boyutta yapmalıyız.
Evrensel anlamda canlılığın tanımı nedir?
Bu tanımlama için tabii ki dünyamızdan yola çıkacağız ve ne yazık ki dünya dışı moleküler biyoloji ve biyokimya alanlarında sonuçlandırılmış araştırmalarımız olmadığı için dünyamızda elde ettiğimiz veriler ile en genel geçer tanımı mantıksal olarak yapmak durumundayız.
Canlının davranışlarını gözlemlediğimizde beslendiğini, üreyebildiğini ve diğer davranışlarını fark etmekteyiz. Moleküler ve kimyasal formatı ne olursa olsun her canlının beslenme ve üreme gibi davranışlar göstermesi gerektiği bir gerçektir.
Bu takdirde çok basit olarak evrensel canlılığın tanımını ; " davranış gösteren her varlık canlıdır!" diye yapabiliriz.
Bu davranışların içinde en önemli davranış, " iletişim ve etkileşim " davranışıdır. Zaten böyle bir davranış biçimi olmamış olsaydı hiç bir canlı ne kendisini ne de çevresini algılayıp fark edemezdi!
İletişim nasıl sağlanıyor acaba? Tabii ki algılarımızın konusu olan ışımalar sayesinde! Bir canlıya kendisini fark ettiren bir canlı, kokusuyla, ısısıyla, sesiyle ve diğer ışımalarıyla kendisini fark ettirir veya başka bir canlının ışımasını taklit ederek yanılgıya sürükler! İletişim gerçekleşmesi aslında etkileşimin gerçekleşmesi olarak gözlemlenir. İletişim ve etkileşim süreci aslında evrim dediğimiz değişim ve başkalaşım sürecidir. Bir canlı içinde bulunduğu toplum birreyleri ve çevresi ile diğer davranışlarını gerçekleştirmek üzere iletişim ve etkileşimde bulunarak çok küçük değişim ve başkalaşımlar geçirerek ve kısa veya uzun dönemlerde genetik değişim ve başkalaşımlarını kalıtımsal olarak yeni nesillere aktardığında evrim giderek fark edlir hale gelir. Konuyu detaylı yazdıkça hem uzun olacak hem de okunması güçleşecek! Bu nedenle her davranış genellemesini detaya girmeden yazmaya çalışayım. iletişim ve etkileşim davranışından başka
"iletişim ve etkileşim"
" beslenme " ,
" değişim ve başkalaşım"
" bir arada beraber olma /toplum/sürü"
"üreme veya çoğalma"
"cezbetme, çekicilik"
" barınma ve güvenlik"
davranışları bir canlının evrensel davranışlarıdır. Bu davranışları gösteren her varlık canlıdır! Tabii her canlının türünün formu diğer türlerden farklıdır ve benzerlikleri de olabilir ancak bu davranışların tümünü göstermek durumundadır. Bu genel tanıma göre evrende bütün varlıklar canlıdır, diyebiliriz. Hatta hayalleriniz, düşünceleriniz bile size kendisini hissettirebiliyorsa ki hissettirdiği için farkındasınızdır, onlar bile evrensel canlılık tanımına girer! Toplumsal kanun ve kurallar, geleneksel kültür ve inançlar, yemek tarifleri ve aklınıza gelebilen ne varsa hepsi canlıdır, hepsi ışıma yapmaktadır, hepsi beslenmektedir hepsi birşeyleri kendine elektro magnetik çekim kuvveti ile çekmektedir! Evren bütünüyle canlıdır!