Bugün
Bugün hazırlanıyor.
Bugün hazırlanıyor.
Kısa cevap: o enerji gerçek bir toparlanma değil, çoğunlukla öznel bir yanılsama. Az uyuduğunuzda beyniniz yorgunluğu telafi etmiyor, yalnızca yorgunluğu algılama ve bildirme biçimi değişiyor. Bu yüzden "az uyudum ama dinçim" hissi, sağlıklı olduğunuzun bir göstergesi sayılmaz.
Bunun birkaç bilinen nedeni var:
Asıl sorun şu: kendinizi iyi hissetmeniz, iyi çalıştığınız anlamına gelmiyor. Van Dongen ve arkadaşlarının kontrollü çalışmasında, iki hafta boyunca gecede 6 saat uyuyan kişilerin dikkat ve tepki performansı belirgin biçimde düştü. Üstelik katılımcılar kendi uykululuklarını, performanslarındaki düşüşe kıyasla çok daha az bildirdi. Yani öznel his ile ölçülen işlev birbirinden ayrışıyor. Bu, "ben az uykuyla idare ederim" inancının neden bu kadar yaygın olduğunu da açıklıyor.
Sağlık açısından bakınca, uzlaşı raporu yetişkinler için düzenli olarak en az 7 saat uykuyu öneriyor. Bunun altı dikkat, bellek, duygu düzenleme ve metabolik sağlıkta bozulmalarla ilişkili. Gerçekten çok az uykuyla sorunsuz işleyen insanlar var, ancak bu çok nadir genetik varyantlara bağlı ve "ben de öyleyim" demek için hissinize güvenmek yeterli bir kanıt değil.
Bir uyarı daha: uzun süre boyunca uyku ihtiyacının azalması, hatta hiç yorgunluk hissetmeden günlerce az uyumak, yüksek enerji ve hızlanmış düşüncelerle birlikteyse bir duygudurum bozukluğunun belirtisi olabilir. Böyle bir tablo varsa bir ruh sağlığı uzmanına başvurmak yerinde olur.
hangisi ararsa arasın karşıdaki cevap vermezdi çünkü o sinyal asla ulasamazdi. Dünya daki arasa karşı taraf ışık hızında gittiği icin yola çıkan sinyaller asla ona ulaşamaz, gitmekte olan kişi ise dünyaya doğru sinyal gönderdiğinde ilk gönderdiği sinyal dünyaya gider ama bir sonraki sinyal ile arasinda cooook mesafe olur ilerleme devam ettikçe iki sinyal arasındaki mesafe uzamaya başlar buda dünyadaki icin kesik kesik gelen sinyal olur ve sonunda okadar beklerdi bir sonraki sinyali artik canı sıkılır ve dinlemekten var geçer. Yani giden sinyal yollar ama dünyadaki cok anlamaz, dünyadaki sinyal yollar fakat asla gidene ulaşmaz. Tek taraflı ve cok kesintili bir görüşme olur. gerçi kütleli bir cisim ışık hızında gidemez ama var sayalım. Teknik detaylar da var ama en anlaşılır anlatım bu.
Hiç bir bilgim yok ve ilgi alanım değil ancak bende eski insanların tırnaklarını nasıl kestiğini düşünmüştüm ve bir tahminde bulunmak istiyorum. O zamanlar yaşam daha vahşiydi ve avlanma vardı avlanırken genellikle ellerin kullanıldığını düşünüyorum gün içerisinde ellerin sürekli olarak kirlenmesiyle beraber güçsüzleşmiş olması gerektiğine inanıyorum bu güçsüzleşme ile de tırnak kırılmış olabilir. Ayrıca benim bir kedim var kedimin tırnağını kestirememiştik uzunca bir süre ve tırnaklarından birkaçı kırılmıştı bu yorumu ondan esinlenerek yaptım. Hatalıysa veya eksikse doğrusunu öğrenmek isterim.
Türkiye'de lisans seviyesinde herhangi bir bölüm mevcut değildir. Biyoloji anabilim dalıdır ve ilgili lisans seviyesinden mezun olunduktan sonra "zoolog" ünvanı almak için ve zooloji dersleri alabilmek için lisansüstü programlara başvurmak zorunludur. ALES ve YÖKDİL sınavlarında iyi notlar alıp biyoloji anabilim dalındaki zooloji alanlarına hoca bularak başvurabilirsiniz.
Majör depresyonun yanına bir manik atak eklendiğinde klinik tablo artık Bipolar 1 bozukluğudur. Bu durumda lityum kullanımı için kimseye ömür boyu mahkumiyet belgesi imzalatılmaz, yani yasal veya mutlak bir zorunluluk yoktur. Ancak tıbbi istatistik ve epidemiyolojik veriler nettir, lityum korumasını bırakan hastaların çok büyük bir kısmı er ya da geç nüks yaşar. Bu nedenle klinik pratikte manik atak geçirmiş çoğu kişi için lityum tedavisi fiilen ucu açık, uzun yıllar süren ve sıklıkla ömür boyu devam eden bir süreçtir.
İlaç karşıtı hurafelerin ya da sosyal medyadaki alternatif tıp masallarının aksine lityum bağımlılık yapmaz, beyni uyuşturmaz. Görevi mevcut yangını söndürmekten ziyade yeni yangın çıkmasını engellemektir. Veriler, lityumu aniden veya hekimsiz bırakanlarda özellikle ilk bir yıl içinde manik veya depresif atağın tekrarlama riskinin yüzde seksenlerin üzerine çıktığını gösteriyor. İşin daha kötüsü, ilacı bırakıp yeni bir manik fırtınaya yakalandıktan sonra tekrar lityuma dönüldüğünde eskisi kadar iyi yanıt alınamayabiliyor. Koruyucu hekimlik açısından çalışan ve hayatı dengede tutan bir profilaksiyi fantezi olsun diye kurcalamak akıl kârı değildir.
Elbette ömür boyu kararı ezbere verilmez. Uluslararası psikiyatri kılavuzları, tek bir ataktan sonra yıllarca tamamen dengede kalan çok sınırlı bir grupta çok sıkı takip altında kesme denemelerini tartışsa da, manik dönem geçmişi olanlarda bu nadiren göze alınır. Lityumun böbrek ve tiroid üzerindeki etkileri düzenli kan tahlilleriyle kontrol edilir. Yılda birkaç kez tüp tüp kan verip değer baktırmak yorucu gelebilir, fakat bu takip, kontrolsüz bir manik atakta kişinin hayatını ve ilişkilerini birkaç haftada yerle bir etmesi riskine kıyasla son derece mantıklı bir kâr zarar dengesidir.