Soru & Cevap: Soru Sor, Cevap Al
Bugün
Bugün bölümü hazırlanıyor.
Bugün bölümü hazırlanıyor.
Şahsi düşüncemi paylaşıyorum yanlış anlaşılmasın.Ahlakın toplumda yerleşik olma sebebi; insanların tek başına yaşayamayıp aksine grup yapısı içinde hayatta kalmasından ve bunun getirdiği davranışsal iletişimden doğan, yazılı olmayan kurallar bütünü olmasıdır.Elbette uyulması veya uyulmaması durumunda kişilerin çekebilceği fiziki ya da zihinsel yaptırımların olduğu; ancak bu yaptırımların bizzat toplum tarafından uygulandığı bir sistemdir.Aksi halde bu zaten bir hukuk kuralları bütümü olmazmıydı? "Ahlakın toplumda yerleşik hale gelmesi" değil de aslında ahlak oluştuğunda bir "toplum" haline gelmemiz bana daha doğru geliyor. Yani bence topluluk dediğimiz olgu, tamamıyla ahlakın doğununun bir sonucudur.Ahlak elbette değişebilir ve bozulabilir bir şeydir; ancak bu değişim hiç bir zaman hızlı olmaz.Suyun kayayı aşındırması gibi yıllar boyu sürüp giden ve topluluğu etkileyen sebep-sonuç ilişkileri neticesinde değişen bir süreçtir.
Hayır. Periyodik tablo atom numarasına, yani çekirdekteki proton sayısına göre sıralanır. Bolluğa göre değil. Bu yüzden tablo bir "nadirlik listesi" gibi okunamaz, ama ilginç bir şekilde bolluk ile atom numarası arasında genel bir ilişki vardır :)
Genel eğilim şöyle: Hafif elementler ağır olanlardan çok daha boldur. Evrendeki sıradan maddenin kütlece yaklaşık %73-74'ü hidrojen (Z=1), yaklaşık %24-25'i helyumdur (Z=2). Oksijen, karbon, neon, demir, azot gibi elementlerin hepsi birlikte yalnızca yüzde birkaçlık bir pay oluşturur. Yani tablonun başı gerçekten bolluğun zirvesidir.
Ama bu düzgün bir azalış değil, çünkü:
Sonuç olarak, tablodaki sıra bolluk sırası değildir. Ancak bolluk grafiğini atom numarasına göre çizersen, kabaca azalan, demirde tümsek yapan ve çift-tek dişleri olan bir eğri görürsün. Ayrıca radyoaktif olduğu için kararsız elementler (örneğin teknesyum, Z=43) doğada neredeyse hiç bulunmaz, bu da sıralamayı bolluktan iyice ayırır.
Prokaryotlarda ribozom alt birimleri sitoplazmada, nükleoid bölgesinde, rRNA genlerinin transkripsiyonuyla eş zamanlı olarak birleştirilir. Çekirdekçik gibi zarla ya da belirgin bir yapıyla ayrılmış bir bölme gerekmez, çünkü ne çekirdek zarı ne de transkripsiyon ile translasyon arasında bir bölmelenme vardır.
Süreç kabaca şöyle işler:
Ökaryotla temel fark mekânsal ayrımdır. Ökaryotlarda rRNA çekirdekçikte yazılıp işlenir, alt birimler çekirdek gözeneklerinden sitoplazmaya taşınır. Bakterilerde ise hepsi aynı bölmede, büyük ölçüde nükleoid çevresinde olur. Ribozom DNA'sının yoğun yazıldığı bölgelerin bakterilerde çekirdekçiğe benzer işlev gören kümeler oluşturduğu da gösterilmiştir, ancak bu bir zarla sınırlı organel değildir.
Ayrıca bu bakımdan bakteri hücresi hızlı büyürken toplam enerjisinin büyük bölümünü ribozom yapımına harcar. Bu nedenle rRNA operonlarının çok kopyalı olması ve güçlü promotörlerle yazılması bir uyum olarak görülür.
Kıvırcık ya da sıkı bukleli saç Sahra altı Afrika kökenli insanlarda gerçekten en yaygın tiptir, ama bunun erkeklikle bir ilgisi yok. Saç dokusunu belirleyen genetik varyasyonlar kadınlarda ve erkeklerde aynı biçimde çalışır. Düz ya da dalgalı saçlı Afrika kökenli insanlar da vardır, yalnızca belirli popülasyonlarda daha seyrektirler.
Saç dokusu nasıl oluşuyor? Saçın kıvrımı büyük ölçüde kıl kökünün (folikül) şekline bağlıdır. Kıvırcık saçta folikül kavisli ve asimetriktir, saç teli de yuvarlak değil daha yassı bir kesite sahiptir. Düz saç ise daha düz bir folikülden ve daha yuvarlak bir kesitten çıkar. Bu özellik tek bir "düz saç geni" ile değil, birçok genin küçük etkileriyle şekillenir. TCHH, EDAR, FRAS1 ve PRSS53 gibi genlerdeki varyantlar saç kalınlığı ve kıvrımıyla ilişkilendirilmiştir. Yani kalıtım poligeniktir ve sonuç bir aralık olarak ortaya çıkar, ya hep ya hiç değildir.
Neden sıkı bukle bu kadar yaygın? Bu varyantların sıklığı popülasyonların tarihine göre değişir. Kıvırcık saç, ekvatora yakın bölgelerde güneş altında kafa derisinin ısınmasını azaltmaya yardımcı olabilir. 2023 tarihli bir PNAS çalışması, sıkı bukleli saçın kafa derisine ulaşan ısı yükünü azalttığını ve terin buharlaşarak serinletmesine katkı sağlayabileceğini gösterdi. Bu, uyum hipotezini destekleyen bir bulgudur, ama tek başına kesin bir evrimsel hikâye değildir.
"Afrikalı" tek tip değil. Afrika, insanlığın en yüksek genetik çeşitliliğini barındıran kıtadır. Kuzey Afrika'da Berberi ve Mısırlı gruplarda düz ve dalgalı saç yaygındır. Boynuz'daki Etiyopya ve Somali gibi popülasyonlarda dalgalı ve gevşek bukleli saç sık görülür. Her "Afrikalı" kişiyi siyahi, her siyahi kişiyi de aynı saç tipiyle özdeşleştirmek biyolojik gerçekliği çok basitleştirir.
Karışım meselesi de var. ABD'deki Afro-Amerikalıların genomunda ortalama yüzde 24 civarında Avrupa kökenli ata katkısı bulunur, Latin Amerika'da ise tablo bölgeye göre çok değişir. Böyle karışık atalara sahip kişilerde gevşek bukle, dalgalı ya da düz saç beklenen bir sonuçtur. Üstelik bu mirasın saça yansıması kişiden kişiye farklılaşır, çünkü aynı ailede kardeşler bile farklı varyant kombinasyonlarını alabilir.
Toplumdaki kanı nereden geliyor? Birkaç şey birleşiyor. İlki, örnekleme ve görünürlük etkisi, yani çoğunluğun saç tipinin kural gibi algılanması. İkincisi, kısa kesilen, kazınan ya da kimyasalla düzleştirilen saçların ve perukların gerçek dokuyu gizlemesi. Üçüncüsü, medya temsilinin ve basmakalıp "Afrikalı" imgesinin çeşitliliği silmesi. Erkeklerin saçına özel bir kural olduğu fikri ise genetik olarak dayanaksız, bu yalnızca gözlemin toplumsal bir kalıba dönüşmesidir.
Kısa cevap: Arkadaş hücresi, kalburlu boruya sonradan gelip yanaşmış bağımsız bir yapı değil. İkisi çoğu zaman aynı ana hücrenin eşit olmayan bölünmesiyle oluşan kardeş hücreler. Yani "doğru yerde olma" kısmı gelişimsel köken sayesinde zaten garanti, evrimin açıklaması gereken asıl kısım bu ikilinin işbölümü.
Yan yana olmaları neden şaşırtıcı değil? Anjiyospermlerde floem ana hücresi uzunlamasına, asimetrik bölünür. Büyük olan hücre kalburlu boru elemanına, küçük olan arkadaş hücresine dönüşür. İkisi arasında yoğun plazmodesmata bağlantıları kalır. Dolayısıyla komşuluk, bir tesadüfün sonradan düzeltilmesi değil, bölünmenin doğal sonucu.
İşbölümü nasıl ortaya çıkmış olabilir? Mantıklı bir yol basamaklı ilerleme:
Bu senaryonun iyi bir desteği, aynı sorunun farklı çözümlerinin bağımsız bulunması. Açık tohumlularda ve eğrelti otlarında kalburlu hücrelere eşlik eden albüminli (Strasburger) hücreler var, ama bunlar kalburlu hücreyle kardeş değil, genellikle komşu parankima kökenli. Anjiyospermlerin arkadaş hücreleri ise ayrı bir çözüm. Yani "kalburlu eleman + yardımcı hücre" düzeni birden fazla kez, farklı yollardan kurulmuş görünüyor. Bu, tek bir mucizevi uyumdan çok, aynı seçilim baskısına verilen tekrarlı yanıtları düşündürüyor.
Genetik tarafı: Arabidopsis'te APL geni kalburlu eleman kimliği için gerekli (Bonke ve ark., 2003). NAC45/86 transkripsiyon faktörleri ise kalburlu elemanın çekirdeğini ve diğer yapılarını yıkan programı yürütüyor (Furuta ve ark., 2014). Yani çekirdeksizleşme rastgele bir bozulma değil, düzenlenen bir farklılaşma programı, ve bu tür programlar küçük adımlarla değişebilir.
Dürüst sınır: Floem yumuşak dokudur ve fosilleşmesi çok zordur. Rhynie çörtü gibi nadir yataklar bize erken bitkilerin iletim dokularını gösterir, fakat arkadaş hücresinin ilk ortaya çıkış anını doğrudan fosilde yakalayamıyoruz. Yukarıdaki basamaklar, canlı gruplar arasındaki karşılaştırmalara ve genetik verilere dayanan çıkarım.
Arkhe (Yunanca: ἀρχή), Antik Yunan felsefesinde her şeyin kendisinden türediği ilk madde, ana kaynak, temel ilke veya başlangıç anlamına gelir.Sokrates öncesi doğa filozofları, evrendeki bu muazzam çokluğun ve değişimin arkasındaki tek ve değişmez temel bütünü bulmaya çalışmıştır.