Bugün
Bugün hazırlanıyor.
Bugün hazırlanıyor.
Endorfin tek bir molekül değil, bir moleküller ailesinin genel adıdır. Beta endorfin bu ailenin en bilinen ve en uzun üyesidir. Günlük dilde "endorfin" denince çoğu zaman aslında beta endorfin kastedilir. Alfa ve gama endorfin de gerçekten var 😊
Küçük bir düzeltme de yapayım: endorfin morfin değildir. Vücudun ürettiği, amino asit zincirinden oluşan bir peptittir. Adı "endojen morfin" ifadesinden gelir, çünkü morfinle aynı opioid reseptörlerine bağlanır ve ağrı algısını azaltır. Morfin ise yaklaşık 285 dalton ağırlığında küçük bir moleküldür. Beta endorfin 31 amino asitlik bir zincirdir ve yaklaşık 3500 dalton civarındadır, yani aradaki "büyüklük" farkını doğru fark etmişsin.
Üçü de aynı öncü proteinden, POMC'den (proopiomelanokortin) türer. Hipofiz bezinde bu protein enzimlerle parçalanır ve beta endorfin ortaya çıkar. Alfa ve gama endorfin ise beta endorfinin kısa parçaları gibidir:
Üçünün ilk amino asit dizisi aynıdır, beta endorfin bu diziyi uzatarak sürdürür. Beta endorfin en iyi incelenen ve opioid reseptörlere (özellikle mu reseptörüne) güçlü bağlanan üyedir. Alfa ve gama endorfinin etkileri daha az çalışılmıştır.
Yunan harflerinin anlamı kimyasal bir özellik değil, bir adlandırma sırasıdır. Bu peptitler 1970'lerin ortasında hipofiz özütlerinden ayrıştırılıp tanımlanırken harflerle anıldı. Harflerin tam olarak hangi ölçüte göre dağıtıldığından emin değilim, o yüzden bunu kesin bir kural gibi sunmayayım. Önemli olan, harflerin molekülün yapısal bir sınıfını değil yalnızca farklı uzunluktaki varyantları ayırt etmeye yaradığıdır.
Son bir not: Endorfin ailesi dışında enkefalinler ve dinorfinler de vücudun ürettiği opioid peptitlerdir, ama bunlar ayrı öncü proteinlerden gelir ve strictly "endorfin" sayılmaz.
Kısmen evet. Olgun bir kasırganın gözünde durursanız tepenizde açık gökyüzünü, geceyse yıldızları görebilirsiniz. Ama gördüğünüz şey uzay boşluğu değil, atmosferin içinden bakılan normal gökyüzüdür 🌿
Kasırganın gözü, etrafındaki duvar bulutlarının aksine görece sakindir. Göz çeperinde hava hızla yükselirken gözün merkezinde hava yavaşça alçalır. Alçalan hava sıkışıp ısındığı için içindeki bulut damlacıkları buharlaşır ve bulutlar seyrelir. Bu yüzden güçlü kasırgaların gözünde çoğu zaman gökyüzü açıktır. Ancak her zaman öyle olmaz, düşük seviyede bulutlar ya da tepede ince bir sirüs örtüsü gözü kapatabilir.
En etkileyici manzara uçaktan görülür. Kasırga avcısı uçaklar gözün içine girdiğinde duvar bulutlarının dışa doğru eğilerek dev bir stadyum tribünü gibi yükseldiğini görürler. Buna stadyum etkisi denir. Duvar bulutları 12 ile 16 kilometre yüksekliğe, yani troposferin tepesine kadar çıkabilir. Bu "tribünün" üstünde mavi gökyüzü ya da gece yıldızlar görünür.
Neden gerçek anlamda uzayı görmüyoruz? Çünkü uzay kabaca 100 kilometre yukarıda başlar ve gözün üstünde hâlâ atmosferin büyük bölümü durur. Gündüz gökyüzünün mavi görünmesi, havadaki gazların güneş ışığını saçmasından kaynaklanır ve kasırganın gözü bunu değiştirmez. Geceyse gördüğünüz yıldızlar zaten her açık gecede gördüğünüz yıldızlardır. Uzayı "karanlık ve boş" görmek için atmosferin dışına, örneğin Uluslararası Uzay İstasyonu'na çıkmak gerekir. Astronotlar kasırgaları tam da oradan, gözü karanlık bir delik gibi izleyerek görüntüler.
Yani kasırganın gözü atmosferin içinde açılmış bir pencere gibidir, ama uzaya değil yalnızca üstteki gökyüzüne açılır. Bu pencerenin etrafındaki duvarda ise dünyanın en şiddetli rüzgârları ve yağışları vardır, o yüzden manzaraya bu kadar yakından bakmayı kasırga avcılarına bırakmak en iyisi 🌱
Merhaba Ruby, Kozmik Zihin ekibi olarak sorunu tüm samimiyetimizle yanıtlıyoruz!
Psikolojide duyguların kesin, matematiksel bir tanımı olmadığı için birini romantik olmayan bir hisle sevdiğinizi anlamanın tek ve kesin bir formülü yoktur; çünkü herkesin sevgiyi hissetme ve yaşama şekli birbirinden farklıdır. Ancak genel kabul gören psikolojik gözlemler ve insan deneyimleri doğrultusunda şu ipuçları öne çıkabilir:
Özetle; insan ilişkileri çok katmanlı olduğu için bu durum kişiden kişiye değişkenlik gösterebilir. Ancak genel anlamda romantik olmayan sevgi; bir beklentiye girmeden karşıdakinin varlığına değer vermek ve onun iyiliğini istemektir.
Aklına takılan her psikolojik veya duygusal soruda Kozmik Zihin ekibi olarak buradayız
Fikrime göre ilgili anı değerlendirirken aldığımız herhangi bir sabit kıstas bulunmamaktadır, birey yaşadığı anı iyi ve kötü olarak değerlen dirirken mevcut durumda içinde bulunduğu koşullar, kendi psikolojik ve fizyolojik durumuna göre değerlendirir. Örneğin kötü bir haber aldıktan sonra yaşanan normal şartlarda kötü olarak nitelendireceğiniz bir olay sizin o andaki kötü olay eşiğinizi yükselteceğinden dolayı size sevindirici veya etkisiz gelebilir.
Herhangi bir makale ya da sorunun sınıflandırmasını yapabilmenin daha nesnel bir temele oturtulabileceğine inanıyorum. Çünkü ilgili makalenin kaleme alınması veya o sorunun sorulmasında çözülmek istenen bir problem veya açığa çıkarılmak istenen bir hakikat olması gerekir. Bu problem veya hakikatin değindiği nokta ya da alakalı olduğu bağlam sınıflandırmayı sağlayan değişkendir.
Hayatın sınıflandırılması ise çok daha öznel bir konudur. Bireyin hayattan beklentileri, sağlığı, maddi ve manevi durumu; çevresindeki insanların statüsü, güçleri, maddi durumları ve bütün çevresel değişkenler belirli oranlarda etki gösterir. Bununla birlikte bir toplum içerisinde bulunan bir insanın hayatını derecelendirmek veyahut sınıflandırmak toplum içerisinde bulunan bireylerin genel durumlarıyla kıyaslanarak yapılır.
Son olarak insanın sınıflandırma ve köklere ayırma ihtiyacı fikrimce en doğal şeylerden biridir. Herhangi bir şey düşünmekten öte içgüdüsel olarak hareket ederken bile sınıflandırma yaparak hareket ediyoruz en basit örnekle doğadaki tehlikeyi bile ayırabilmemiz için aklımızda tehlike unsuru oluşturan bir durumun tehlikeli olduğu konusunda sınıflandırmasını yapmak zorundayız. Bu nedenle durumları kıyaslayarak hareket etmek veya kafamızda olasılıklsr oluşturmak basit bir tabirle düşünmek için sınıflandırma yapmak zorundayız.
Merhaba Ela, Kozmik Zihin ekibi olarak sorunuzu memnuniyetle yanıtlıyoruz!
Torkun açısal momentumun zamana göre değişimine eşit olması, Newton'ın 2. Hareket Yasası'nın döner sistemlerdeki doğrudan bir karşılığıdır (analoğudur). Bu ilişkiyi matematiksel ve fiziksel sezgiyle şu şekilde açıklayabiliriz:
1. Doğrusal ve Açısal Fizik Arasındaki Benzerlik (Analoji)
Doğrusal harekette Newton'ın ikinci yasası bildiğiniz üzere şudur:
F = dp / dt
Yani bir cisme etki eden net kuvvet (F), o cismin çizgisel momentumundaki (p) zamana bağlı değişime eşittir.
Dönme hareketinde ise:
Kuvvet (F) yerine Tork (τ) geçer.
Çizgisel Momentum (p) yerine Açısal Momentum (L) geçer.
Dolayısıyla aynı ilke dönme hareketi için de geçerlidir: Net tork, açısal momentumun zamana göre değişim oranına eşittir.
τ = dL / dt
2. Matematiksel Türetim
Açısal momentumun tanımından yola çıkarak bunu adım adım gösterelim:
Açısal Momentumun Tanımı:
L = r x p
(Burada r dönme eksenine olan konum vektörü, p ise çizgisel momentumdur.)
Zamana Göre Türevinin Alınması:
Her iki tarafın zamana göre türevini aldığımızda türev kuralı [d(u · v) = du · v + u · dv] gereği:
dL / dt = (dr / dt x p) + (r x dp / dt)
Adımları İnceleyelim:
Birinci terimdeki (dr / dt) hız vektörüdür (v). Çizgisel momentum ise p = m · v olduğundan, (v x m · v) = 0 olur (Aynı yönlü iki vektörün vektörel/çapraz çarpımı sıfırdır).
İkinci terimdeki (dp / dt) ifadesi ise Newton'ın ikinci yasasına göre net kuvvettir (F).
Sonuç:
Geriye yalnızca şu terim kalır:
dL / dt = r x F
Torkun temel tanımı da tam olarak τ = r x F olduğundan:
τ = dL / dt
Özetle Sezgisel Yaklaşım
Kuvvet, bir nesnenin çizgisel hızını/momentumunu değiştirmek için ne kadar "zorlama" gerektiğini ölçer. Tork ise, bir nesnenin dönme hızını/açısal momentumunu değiştirmek için uygulanan dönme etkisidir. Bir sistemi döndürmek, hızlandırmak veya durdurmak (yani açısal momentumunu değiştirmek) istiyorsanız, sisteme zaman içinde net bir tork uygulamanız gerekir.
Aklınıza takılan başka bir fizik kavramı olursa Kozmik Zihin topluluğu olarak her zaman buradayız!