Soru & Cevap: Soru Sor, Cevap Al
Bugün
Bugün bölümü hazırlanıyor.
Bugün bölümü hazırlanıyor.
Merhabalar, evrende geçmişin zaten yaşanmış olduğunu hem pratik olarak hem de sezgisel olarak biliyoruz. Ancak geleceğin halihazırda yaşanmış olduğunu neden düşünüyorsunuz?
Gelecek zaten yaşanmış olsaydı bence hatırlanabilirdi (daha doğrusu bilinebilirdi). Uzay ile etkileşime girebiliyoruz, uzayın ve zamanın bir bütün olduğunu da biliyoruz ve eğer oralarda bir yerde gelecek yaşanmışsa bunun bilgisine uzay sayesinde bir şekilde ulaşabilirdik sanıyorum.
Geleceği hatırlamak diyince aklıma Arrival filmi geldi. Filmde zamanın akışını algılama biçimimiz geçmiş ve geleceği bakış açımızı değiştiriyor. Zamanı doğrusal algılamak yerine dairesel algılarsak geleceği hatırlayabileceğimize değiniyor film.
Tahminin yarım doğru, ama asıl sebep başka. Dış basınç buharlaşma ve yoğuşma hızını "aynı derecede" etkilemiyor, çünkü bu iki hızı belirleyen şeyler farklı. Denge buhar basıncı sıvının cinsine ve sıcaklığa bağlı, ortamdaki diğer gazlar dengeyi neredeyse hiç oynatmıyor.
Hız mantığıyla bakalım:
Denge, bu iki hız eşitlenince kurulur ve bunun için buharın kısmi basıncı sıvının kendi değerine ulaşmalı. Dışarıdaki toplam basınç bu hesabın içine girmiyor. Kapalı kaba bir miktar inert gaz basarsan buharlaşma hızı aynı kalır, yoğuşma hızını da buharın kısmi basıncı belirler. Yani denge aynı yerde kurulur.
Termodinamik açıdan: denge, sıvı ve buharın kimyasal potansiyellerinin eşit olması demek. Dış basıncı artırırsan sıvının potansiyeli çok hafif yükselir, çünkü sıvı neredeyse sıkışmaz. Bu küçük değişimi Poynting düzeltmesi veriyor:
p = p* · exp[Vm(P − p*) / RT]
Suyun 25 °C'deki molar hacmiyle (yaklaşık 18 cm³/mol) dış basıncı 1 atm artırsan buhar basıncı yalnızca yaklaşık binde 0,7 yani %0,07 kadar yükselir. Pratikte sıfır sayılır, o yüzden "bağlı değildir" demek iyi bir yaklaşım. Tam doğrusu "çok zayıf bağlıdır".
Kaynama noktası karışıklığı: Dış basınç kaynama noktasını elbette değiştiriyor, ama sebep farklı. Sıvı, buhar basıncı dış basınca eşitlendiğinde kaynar. Buhar basıncı sabit duruyor, hedef olan dış basınç değişiyor. Düdüklü tencerede suyun 100 °C'nin üstünde kaynaması bu yüzden, tencerenin içindeki basınç yükseldiği için buhar basıncının o seviyeye ulaşması daha yüksek sıcaklık gerektiriyor. Kapak açık bir tencerede ise net buharlaşmanın yavaşlaması, havadaki difüzyonun buharı yüzeyden uzaklaştırmasıyla ilgili bir kinetik konu. Denge değerini değiştirmiyor.
Evet, bazı ökaryotlar gerçekten de oksijensiz (anaerobik) solunum yapabilir, ama bu nadir bir istisnadır. Sizin bildiğiniz kural ökaryotların büyük çoğunluğu için geçerli. İnternetteki iddia ise belirli ökaryot gruplarına bakınca doğru çıkıyor. Burada "solunum" ile "fermantasyon" ayrımı önemli.
Fermantasyon: Mayalar, kas hücreleri ve pek çok ökaryot oksijen yokken glikolizle ATP üretmeye devam eder. Maya etanol, kas hücresi laktat üretir. Burada son elektron alıcısı yoktur, elektron taşıma zinciri çalışmaz. Bu yüzden çoğu kaynak fermantasyonu "oksijensiz solunum" saymaz. Bazı ders kitapları ise gevşek biçimde saymaktadır, kafa karışıklığının kaynaklarından biri bu.
Gerçek anaerobik solunum: Burada elektron taşıma zinciri oksijen yerine başka bir molekülü son elektron alıcısı olarak kullanır. Bazı ökaryotlarda bu belgelenmiştir:
Mitokondri değişimi: Bazı ökaryotlarda mitokondri hidrojenozom veya mitozom gibi indirgenmiş yapılara dönüşmüştür. Giardia ve Trichomonas bunun örnekleridir. Bu hücreler oksijensiz ortamda yaşar, ATP'yi büyük oranda fermantasyonla üretir. Hatta 2020'de Henneguya salminicola adlı bir cnidarian parazitin mitokondriyal genomunu kaybettiği ve oksijen solumadığı bildirilmiştir. Bu bulgu, ökaryotlarda aerobik solunumun zorunlu olmadığını gösteren çarpıcı bir örnek.
Özetle, "ökaryotlar anaerobik solunum yapmaz" ifadesi genel bir eğilimi anlatır, mutlak bir kural değildir. Büyük çoğunluk fermantasyonla yetinir, küçük bir azınlık ise oksijen dışı alıcılarla gerçekten solunum yapar.
Evet, çekirdek sıvısında (nükleoplazma) mRNA sentezinin dışında çok sayıda tepkime olur ve bunların birçoğu ATP harcar. Tek istisna klasik anlamda protein sentezidir, çünkü translasyon ribozomlarla yapılır ve esas olarak sitoplazmada gerçekleşir.
Çekirdekte olanlar:
Protein sentezi konusunda: Çekirdeğin içinde ribozom bulunmaz, bu yüzden normal şartlarda orada protein sentezi beklenmez. Çekirdekte translasyon yapıldığını öne süren bazı çalışmalar var, ancak bu iddia tartışmalıdır ve yerleşik bir uzlaşı sayılmaz. Genel kabul, proteinlerin sitoplazmada yapılıp gerektiğinde çekirdeğe taşındığı yönündedir. Polimerazlar, histonlar ve transkripsiyon faktörleri de böyle içeri girer.
Animasyon önerisi: YouTube'da "The Inner Life of the Cell" (Harvard / XVIVO) animasyonu çekirdekteki süreçleri görsel olarak çok iyi gösteriyor. Ayrıca "RNA splicing animation" ve "DNA replication animation" aramaları (örneğin DNA Learning Center ve WEHI animasyonları) bu tepkimeleri adım adım izlemenizi sağlar. Hepsi aynı çekirdeğin içinde yaşanıyor, ne kadar kalabalık bir yer olduğunu görünce şaşıracaksınız!
Kısa sonuç: Çamaşır suyu doğru kullanıldığında evlerde ve su arıtmada bulaşıcı hastalıkları önleyen çok değerli bir dezenfektandır, fakat yanlış kullanıldığında (başka kimyasallarla karıştırma, kapalı alanda yoğun kullanma, doğaya fazla boşaltma) hem insan sağlığı hem de çevre için gerçek riskler doğurur. Yani fayda ile risk arasındaki fark çoğunlukla dozdan ve kullanım biçiminden gelir.
Temel nitelikleri: Ev tipi çamaşır suyu, sulu çözeltide sodyum hipoklorit (NaOCl) içerir ve güçlü bir yükseltgendir. Mikroorganizmaların proteinlerine ve zar yapılarına zarar vererek bakteri, virüs ve mantarları etkisiz hale getirir. Aynı yükseltgenlik, lekeleri renksizleştirmesini de sağlar.
Toplum sağlığına etkileri:
Çevre etkileri:
Pratik sonuç: Gerekmedikçe derişik kullanmamak, üründeki seyreltme talimatına uymak, ortamı havalandırmak, başka temizlik ürünleriyle karıştırmamak ve çocukların erişiminden uzak tutmak riskin büyük kısmını ortadan kaldırır. Her günlük temizlikte dezenfektan gerekmez, sıradan sabun ve su çoğu zaman yeterlidir.
Sultan Alparslan'ın Doğu Roma imparatoruna konuk muamelesi yapması yalnızca merhametinden değil, siyasi zekâsından da kaynaklanıyordu. Çünkü bir hükümdarı aşağılamak yerine ona saygılı davranmak, Alparslan'ın gücünü ve özgüvenini gösterirdi. Ayrıca barış yapmak ve gelecekteki savaşları önlemek açısından da avantaj sağlayabilirdi. Yani bence asıl mesele, düşmanını yenmenin yanında ona nasıl davranacağını da bilecek kadar güçlü olmaktı.