Bugün
Bugün hazırlanıyor.
Bugün hazırlanıyor.
SARS-CoV-2, meyve ve sebze yüzeylerinde ürünün türüne, kabuk yapısına ve ortam sıcaklığına bağlı olarak birkaç saat ile birkaç gün arasında varlığını sürdürebilir, ancak bu durum virüsün enfeksiyon yapma yeteneğini koruduğu anlamına gelmez. Elma ve biber gibi pürüzsüz yüzeylerde aktif virüs miktarı saatler içinde hızla tükenirken, brokoli veya ahududu gibi girintili ve soğukta saklanan gıdalarda bu süre birkaç güne kadar uzayabilir.
Laboratuvar ortamında yapay olarak yüksek miktarda virüs verilerek yapılan çalışmalarda, özellikle Birleşik Krallık Gıda Standartları Ajansı (FSA) araştırmasında açıkça görüldüğü üzere, taze gıdaların ezici çoğunluğunda virüs seviyesi ilk 24 saatte dramatik biçimde düşmektedir. Elma gibi meyvelerin kabuğundaki doğal kimyasallar ve flavonoidler virüsün tutunmasını zorlaştırır. Soğuk hava deposundaki brokoli üzerinde birkaç gün virüs izine rastlanmış olması da sahte bilim tüccarlarının iddia ettiği gibi mutfağımıza ölüm saçıldığı anlamına gelmez.
Laboratuvarda gece gündüz uğraştığımız temel gerçek şudur, PCR ile genetik materyal (RNA) saptamak ile enfektif, canlı virüs bulmak tamamen farklı kavramlardır. Cihazın genom parçası yakalaması, karşınızda sizi hasta edecek bir patojen olduğu anlamına gelmez. Koronavirüs, dışı lipid zarfla kaplı, çevre koşullarına karşı oldukça dayanıksız bir solunum yolu virüsüdür. Kuruma, oda sıcaklığı ve tüketildiğinde karşılaşacağı mide asidi ile sindirim enzimleri bu yapıyı dakikalar içinde parçalar. Salgının başından bu yana gıdayı yiyerek veya dokunarak koronavirüse yakalanan tek bir doğrulanmış vaka dahi tıp literatürüne girmemiştir.
Komplo teorileriyle beslenen felaket tellallarının aklına uyup marulları çamaşır suyuna basmak veya elmaları deterjanla köpürtmek biyolojik bir cehalettir. Bu tür anlamsız panikler virüsten değil, kimyasal zehirlenmeden acillik eder. Taze sebze ve meyveleri akan temiz suyun altında ovalayarak yıkamak ve temel mutfak hijyenine uymak kesinlikle yeterlidir.
Fay hatlarına insan eliyle müdahale edip deprem enerjisini güvenli bir şekilde sönümlemek günümüz bilimi ve teknolojisiyle kesinlikle mümkün değildir. Depremin bizzat kendisini engellemek doğa yasaları gereği imkansız olsa da yıkımı engellemek tamamen bizim elimizdedir. Konunun kadere bağlanması ise jeolojik zorunluluktan değil, bilimi ve tedbiri yok sayan insan ihmalkarlığından kaynaklanır.
Ben jeofizikçi değilim, arazide toprağın üstüyle uğraşan bir ziraatçiyim fakat doğanın dinamiği yerin altında da üstünde de aynı sert fizik kurallarına bakar. Fay hatları, tektonik levhaların sınırlarında, yerin kilometrelerce altında kilitlenmiş devasa kaya kütleleridir. Bu hatlarda yüzlerce yıldır biriken muazzam gerilimi insan eliyle azar azar boşaltma veya fayı akışkan basarak yağlama fikri saha gerçekleriyle uyuşmaz. Yerin 10 ila 15 kilometre derinine inip milyonlarca tonluk blokların sürtünmesini yönetecek bir teknoloji yoktur. Üstelik faya sıvı enjekte ederek kaymayı tetiklemeye kalktığınızda, süreci kontrol edemezsiniz ve küçük bir sarsıntı üretmek isterken çok daha büyük ve yıkıcı bir depremi aniden tetikleme riskiniz neredeyse kesindir.
İşin kadere bağlanıp yapacak bir şey yok havasına sokulması ise düpedüz kolaycılıktır. Tarlayı taşkın yatağına ekip sel basınca kadere küsmek ne kadar akıl dışıysa, fay hattının ve alüvyon zeminin üstüne çürük bina dikip enkaz altında kalınca suçu kadere atmak da aynı aymazlıktır. Fayın kırılması engellenemez bir doğa olayıdır, tıpkı yağmurun yağması gibi. O kırılmanın afete ve toplu mezara dönüşmesi ise tamamen mühendisliğin, zemin etüdünün ve liyakatin devre dışı bırakılmasının sonucudur. Doğayla inatlaşılmaz, doğa kandırılamaz, yalnızca onun kurallarına göre sağlam durulur.
Birbirlerinin tam tersiler
Antinötron da, 1 yukarı antikuark ve 2 aşağı antikuarktan oluşur. Nötron ise 1 yukarı kuark ve 2 aşağı kuarktan oluşur. Antinötron bayron sayısı - 1,nötronun bayron sayısı +1 dir. Temelde sadece birbirlerinin tam tersidir, antiproton ve proton içinde aynısı geçerli.
Belkiiiiiiiiiiiiii deeeeeeeeeeeeeeee mümkündürrrrrrrrrr kimmmmm bilirrrrrrrrr yaniiiiiiiiiiiiiiiiiiii amaaaaaaaaaaaaa belkiiiiiiiiiiiiiiii deeeeeeeeeeee değildirrrrr nasıllllll öğreneceğizzzzzzzzzz???
eğer ergenliğe yeni girmiş derken artı 10 değil de artı 13'ü kastediyorsak +18 korku ve gerilim filmlerini çok sık izlemesi psikolojisinin bozulmasına neden olabilir. artık ergenliğe girmiş bile olsa ve artık yaşı 13'ü bulmuş biri olsa gene de kendinden yazça büyük filmleri çok sık izlerse gece yatarken akşam yanında kimse yokken bir yerden bir yere giderken korkması çok normalleşir.