Merhaba
Zamanı doğrudan görmeyiz değişimi, olayların sırasını ve aralarındaki süreyi gözlemleriz. Fizikte zaman, uzayla birlikte evrenin yapısının bir parçasıdır. Hızın ve kütleçekiminin saatlerin ilerleyişini değiştirebilmesi, onun yalnızca zihnimizin ürettiği bir sanı olmadığını gösterir. Lakin zamanın “akıp gittiği” hissi, bilincimizin değişimi algılama biçimi olabilir. Ruh halimize göre değişen fiziksel zaman değil, yaşadığımız zamandır. Beklerken uzar, mutlu olduğumuzda kısalır, geçmişe baktığımızda hafızamız tarafından yeniden biçimlendirilir. Kısacası zaman gerçektir, fakat onu herkesin aynı şekilde yaşadığını sanmamız gerçek değildir. Belki zaman ile sanmak tam da burada birbirine dokunuyordur. Saygılarımla.
Kablodan söktüğün telleri birbirine sararak Tesla bobini yapamazsın, sistemi fişe taktığın an short-circuit olur ve devre çöker. İkincil bobinde kesinlikle emaye kaplı, yani üzeri yalıtkan vernikle izole edilmiş tek damar bakır tel kullanman şart. Çıplak bakır telleri yan yana sararsan sipirler birbirine temas eder, akım spiral çizip manyetik alan üretmek yerine kestirmeden akar. Sonuçta bobin değil, dumanı tüten koca bir parça çıplak tel elde edersin.
Boru boyu ve çapı da kafana göre büyütebileceğin bir donanım parametresi değil. İkincil bobinlerde yükseklik ile çap oranı genelde 1:4 veya 1:5 civarında tutulur. Boruyu ve sarımı rastgele büyüttüğünde sistemin indüktansı ve parazitik kapasitansı fırlar. Tesla bobini özünde bir LC rezonans devresidir ve rezonans frekansını doğrudan bu iki değer belirler. Bobini devasa yaparsan rezonans frekansı tabana vurur, primer devreyle ikincil bobini aynı frekansta rezonansa sokamazsın, yani sistemi tune edemezsin.
Boru büyüdü diye araya direnç atıp durumu toparlayamazsın. Direnç rezonansı dengelemez, sadece kalite faktörünü (Q faktörü) düşürür ve enerjiyi ısıya çevirip harcar. Eğer internetteki küçük masaüstü Slayer Exciter devrelerinden birini yapıyorsan, oradaki direnç bobin boyutu için değil, sadece transistörün beyz tetiklemesi içindir. Donanım boyutundaki mimari hatayı araya direnç atarak yamayamazsın.
Trafo konusu ise tamamen ne kurduğuna bağlı. Küçük bir Slayer Exciter yapıyorsan trafoya ihtiyacın yok, 12V veya 24V standart bir DC adaptör ve bir güç transistörü yeterlidir. Klasik kıvılcım aralıklı bir bobin kuracaksan akım sınırlamalı neon tabela trafosu (NST) tek mantıklı seçenektir. Mikrodalga trafosu (MOT) gibi yüksek akımlı canavarlara asla bulaşma, en ufak kaçakta sistemi debug etme şansın kalmaz, doğrudan öldürür.
Akademik astronomi ile amatör gözlemciliği en baştan kesin çizgilerle ayırmak zorundasın. Popüler bilim yayınlarındaki o janjanlı terimler veya renklendirilmiş teleskop fotoğrafları seni yanıltmasın, akademik astronomi bütünüyle uygulamalı fizik ve ileri düzey matematiktir. Dolayısıyla matematiği sıfırdan ve hiç gocunmadan baştan inşa etmek zorundasın, bunun arkasından dolanabileceğin bir kestirme yok.
Karantina döneminde temelin dağılmış olabilir, oturup karalar bağlamanın veya bunu çözümsüz bir kabus gibi görmenin lüzumu yok. Astronomi lisansında kalkülüs, diferansiyel denklemler ve lineer cebir senin anadilin haline gelecek. Bir dilde grameri bilmeden nasıl tek satır doğru çeviri yapamazsan, fizikte de matematik olmadan tek denklem kuramazsın. Bunu kuru bir ezber işkencesi olarak değil, doğrudan doğanın işleyiş dili olarak kodla kafana. Sıfırdan başlamak için Khan Academy gibi kaynaklardan lise cebir ve trigonometrisini adamakıllı toparla, ardından James Stewart gibi temel bir kalkülüs kitabına geç. Günde iki saatlik disiplinli ve odaklanmış pratik, o paslanmış çarkları birkaç ayda gayet güzel açar.
Gözlem tarafına gelirsek, İstanbul gibi Bortle ölçeğinde 8 veya 9 seviyesine saplanmış, yani ışık kirliliğinden resmen gözü kör olmuş bir şehirde balkona çıkıp derin uzay cismi avlayamazsın. Şehir merkezinde teleskop kurup o meşhur gaz bulutlarını görmeyi beklemek parayı ve sabrı çöpe atmaktır. Hedefini doğru seçeceksin. Işık kirliliğine meydan okuyan Ay kraterleri, Jüpiter ve Galilei uyduları, Satürn halkaları veya parlak çift yıldızlar senin şehir içi hedeflerindir. Pahalı bir cihaza hemen para gömmek yerine 7x50 veya 10x50 bir el dürbünü edinmek ve Stellarium gibi açık kaynaklı bir yazılımla gökyüzü haritasını okumayı öğrenmek çok daha mantıklıdır. Gerçekten sönük yıldızları ve derin uzayı gözlemek istediğinde ise ekipmanı çantaya atıp Şile veya Çatalca köyleri gibi şehirden uzak karanlık ceplere kaçman gerekir.