Bugün
Bugün hazırlanıyor.
Bugün hazırlanıyor.
Son araştırmaları bilmiyorum ama insanların orta Afrika'dan çıktıklarını varsaydığımız için orada seyrekleştiğine (Seyrekleşmeden kastım kılın yok olması değil form değiştirmesi.)yönelik bir tespit var. Bu arada insanlar kılsız değildir, ortalama bir insanda 5 milyon kıl folekülü var.
Merhaba
Zaman yolculuğunu geçmişe ve geleceğe gitmek olarak ikiye ayırmak gerekir. Geleceğe yolculuk fiziksel olarak mümkündür hatta çok küçük ölçekte bugün bile gerçekleşmektedir. Işık hızına yaklaştıkça veya çok güçlü bir kütleçekim alanında bulundukça zaman, dışarıdaki bir gözlemciye göre daha yavaş geçer. Böyle bir yolculuktan dönen kişi için birkaç yıl geçmişken Dünya’da çok daha uzun bir süre geçmiş olabilir. Buradaki asıl engel fizik değil, gereken hızlara ve enerjiye ulaşabilecek teknolojidir. Geçmişe yolculuk ise çok daha tartışmalıdır. Genel görelilikte solucan delikleri veya kapalı zaman eğrileri gibi buna izin veriyormuş görünen matematiksel çözümler bulunur. Lakin bunların gerçek evrende oluşabileceğini, kararlı kalabileceğini veya bir insanın içinden geçebileceğini gösteren herhangi bir kanıt yoktur. Üstelik geçmişe müdahale etmek nedensellik sorunlarını ve bilinen paradoksları beraberinde getirir. İnsanlık bir gün geleceğe doğru belirgin bir zaman sıçraması gerçekleştirebileceğini düşünüyorum zira bunun fiziksel temeli zaten var. Fakat geçmişe gitmenin teknolojik bir sorundan ziyade doğanın koyduğu temel bir yasak olabileceğini de düşünüyorum. Belki de evren geleceğe giden yolu açık bırakırken geçmişi yalnızca hatırlamamıza izin veriyordur. Saygılarımla.
Hayır, zira bugün doğru kabul ettiklerimizi yarın, yarının teknolojisi ve algılama gücüyle yanlış kabul edebiliriz. Dolayısıyla hiçbir şeye mutlak olarak doğru veya yanlış demek (bilimsel olarak resmen kanıtlanmadığı ve yüzyıllardır bu şekilde deneyimlenmediği sürece) doğru olmayacaktır. Bence sırf bu sebeple herhangi bir tartışmanın kazananı olmak, kişinin manipülasyon yeteneği ve karizmasına bağlı olacaktır. Bu yüzden çürütemediğimiz bütün konuların kesin bir cevabı olması ve herkesin bunu kabul etmesi gerekmez.
Büyük Patlama'nın "neden" ve "nasıl" olduğu, gerçekten de kozmolojinin en derin ve en gizemli sorularından biri. Bu soru hakkında iki ayrı soruyu birbirinden ayırmabız gerektiğini düşünüyorum:
•Evrenin nasıl genişlediği ve bu genişlemenin neden başladığı. Nasıl Oldu?
Büyük Patlama'yı uzayda meydana gelen bir patlama gibi düşünmek yanıltıcı. Çünkü patlayan bir şey varsa, onun içinde patladığı bir uzay olması gerekir. Oysa Büyük Patlama, uzayın kendisinin genişlemesiydi. Yani madde, uzayın içine dağılmadı; bizzat uzay dokusu genişledi. Bu genişlemenin en güçlü kanıtlarından biri, hâlâ tüm evreni dolduran ve Büyük Patlama'dan arta kalan "kozmik mikrodalga arka plan ışıması". Bu ışıma, evrenin geçmişte çok daha sıcak ve yoğun olduğunu gösteriyor. Bugün gözlediğimiz evrenin yaklaşık 13,7 milyar yıl önce bu şekilde ortaya çıktığı düşünülüyor.
•Neden Oldu? (veya "Hiçlikten Nasıl Çıktı?")
İşte asıl can alıcı nokta burası. Klasik Büyük Patlama teorisi, evrenin başlangıcını bir "tekillik" olarak tanımlar; yani fizik yasalarının çöktüğü, sonsuz yoğunlukta bir nokta. Bu nedenle, "öncesinde ne vardı?" sorusu, çoğu fizikçiye göre anlamsız hale gelir; çünkü zaman ve uzay o noktada başlamıştır.Ancak modern kozmolojide, bu "hiçlik" fikrine daha incelikli bir bakış var. En yaygın kabul gören görüşlerden biri, evrenin "kuantum dalgalanması" (veya vakum dalgalanması) ile ortaya çıkmış olabileceği. Kuantum fiziğine göre, tamamen boş görünen bir "vakum" bile aslında enerjiyle kaynıyor. Belirsizlik ilkesi, bu enerjinin geçici olarak "ödünç alınmasına" ve parçacıkların aniden belirip kaybolmasına izin veriyor. Bu görüşe göre, evrenimiz de böyle bir kuantum dalgalanmasının bir sonucu olarak "yokluktan" doğmuş olabilir.Yani "hiçbir şey yoksa nasıl oldu?" sorusunun cevabı, belki de "hiçbir şey"in aslında göründüğü kadar "hiç" olmaması olabilir. Kuantum alanları ve vakum enerjisi, "yokluk" kavramını fiziksel olarak karmaşık hale getiriyor. Dürüst olmak gerekirse, bu sorunun kesin cevabını henüz bilmiyoruz. Elimizdeki kanıtlar evrenin nasıl evrimleştiğini çok iyi açıklıyor, ancak o ilk "kıvılcımın" ardındaki nihai neden hâlâ gizemini koruyor. Yine de bunu bilmememiz, ileride keşfedemeyeceğimiz anlamına gelmez.
Eğer ölüm bu evrenin uzam ve zamanını bilinç olarak terk etmekse evet ne eksik ne fazla uyku hali ölüm halidir. Bakın 'ölüm gibidir' demiyorum, yaptığınız tanımlama kriterlerine göre tamamen ölüm ile aynı durumdur. Ölümden tek farkı birinde 'geri dönüş' var diğerinde geri dönüş yok. (Örüntüsel yani örüntüye bağlı geri dönüş yani bu evrenin uzam ve zaman noktasında yerel bir örtüntü olarak yeniden belirme ve ortaya çıkma.)