Tüm Reklamları Kapat

Şiir Düzyazıya Nasıl Çevrilir? Adım Adım Yöntem ve Örnekler

Dizelerdeki Anlamı Cümlelere Aktarmanın Kurallarını ve Sınırlarını İnceliyoruz.

12dk
Açık bir kitabın sol sayfasındaki dört kısa satır kırmızı ipliklerle sağ sayfadaki daha uzun satırlara bağlanmıştır.
Tüm Reklamları Kapat

Bu Makalede Neler Öğreneceksin?

Bu bölümü yapay zekâ hazırlar.
  • Şiiri düzyazıya aktarmak, dizeleri özetlemek değil; açık ve örtük anlamları doğal cümlelerle yeniden kurmaktır.
  • Başarılı bir aktarımda şiirin konuşan kişisi, zamanı, olay sırası ve anlam tonları korunur; eklenen açıklamalar köşeli ayraçla gösterilebilir.
  • Parafraz şiirin sesini, ritmini ve tüm anlam katmanlarını taşıyamaz; şiiri yakından incelemeye yardımcı olur ama onun yerini tutmaz.

Şiir düzyazıya çevrilirken dize düzeni bırakılmakta, şiirde açıkça söylenen ve satır aralarında ima edilen bütün anlam tonlarının farklı sözcüklerle yeniden kurulması amaçlanmaktadır.[1], [2] Edebiyat çalışmalarında aktarma veya parafraz (İng: "paraphrase") adıyla anılan bu uygulama, metni dize yapısından çıkarıp doğal cümle düzenine taşımaktadır.[1], [4] Amaç güzelliği kopyalamak değildir.[1] Amaç, sözcük dizilişini anlaşılır bir söz dizimine göre yeniden düzenlemek ve şiirdeki dil bilgisel kişi ile zamanı koruyarak düz anlamı eksiksiz biçimde açıklamaktır.[1]

Şiiri düzyazıya aktarmak, dize sonlarını silip mısraları yan yana dizmek değildir.[1] Metni kısa bir özete indirmek de değildir.[2] Çünkü şiir dili az sayıda sözcüğe birden fazla çağrışım ve örtük ilişki sığdırmaktadır, bu yüzden yoğunlaştırılmış anlamı cümlecik cümlecik açmak çoğu zaman özgün şiirden biraz daha uzun bir düzyazı metni ortaya çıkarmaktadır.[1], [3], [4] Elbette hiçbir aktarım şiirin yerini tutmamaktadır.[8] Ama düz anlamı açmaktadır.[1]

Nazım ile Düzyazı Arasındaki Fark

İki anlatım biçimi arasındaki sınır, dilin sayfada ve zihinde nasıl örgütlendiğiyle başlamaktadır.[4] Düzyazı (İng: "prose"), doğal konuşma akışına benzemeyi amaçlayan ve alışılmış dil bilgisi kurallarına göre cümleler ile paragraflar halinde düzenlenen yazı biçimidir.[4] Nazım (İng: "verse") ise sözcüklerin dizeler ve bentler (İng: "stanzas") halinde gruplandığı bir kuruluşa sahiptir.[4] Nazım biçiminde yazılan metinler sıklıkla uyak ve ölçü içerebilir.[4] Ancak bunlar zorunlu değildir.[4]

Tüm Reklamları Kapat

Dize sonlarındaki ses düzeni incelendiğinde Türkçede iki ayrı kavram öne çıkmaktadır.[9] Türkçe şiir terminolojisinde uyak ile kafiye (İng: "rhyme") aynı terimin karşılıklarıdır ve dize sonlarındaki ses benzerliğini anlatmaktadır, fakat Türk şiirinde dize sonlarında genellikle kafiyeden sonra gelen ve yazılışları ile anlamları aynı olan ek, kelime veya kelime gruplarına redif adı verilmektedir.[9] Oysa Iowa Üniversitesi'nin bir İngilizce şiir kılavuzu uyağı sadece sözcüklerin son hecelerindeki benzer seslerin tekrarı üzerinden tanımlamakta, aynı görevli ek tekrarı için ayrı bir terim vermemektedir.[4], [9] Dolayısıyla Türkçe bir dörtlüğü çözümlerken kafiye ile redifi birbirine karıştırmamak gerekmektedir.[9] İkisi ayrı terimlerdir.[9]

Ses benzerliğinin yanında şiirin iç akışını belirleyen temel unsur ritim (İng: "rhythm") ve ölçü (İng: "meter") düzenidir.[4], [9] Şiirde ritim, seslerin, hecelerin ve kelimelerin belirli sayılarla öbekleşmesiyle ve vurgulu ya da vurgusuz, uzun ya da kısa hecelerin düzenli dizilişiyle sağlanmaktadır.[9] Aynı kılavuz ise ölçüyü konuşma dilinde hangi hecelerin vurgulandığına dayanan sözcük ritmi üzerinden açıklamaktadır, ama vurguya dayalı bu tanım Türkçedeki aruz ve hece ölçüsü sistemlerinin kendi iç işleyişlerine doğrudan genellenmemelidir.[4]

Dizelerin cümle yapısıyla ilişkisi de düzyazıdan farklı işlemektedir, çünkü şiirde bir cümle her zaman dize sonunda tamamlanmamakta, yani anlam bir sonraki dizeye taşabilmektedir.[4] Cümlenin dize sonunu aşarak alt dizeye devam etmesi dize aşırılığı (İng: "enjambment") olarak adlandırılmaktadır.[4] Bu nedenle dize sonlarını otomatik olarak cümle sonu saymak, şiirin anlamını daha ilk adımda bozabilir.[4] Benzer şekilde şiirde konuşan varlık, yani konuşan ses (İng: "speaker"), her zaman şairin kendisi değildir, bu yüzden aktarma sırasında konuşan ses ile şairi özdeşleştirip metne şairin yaşam öyküsünü eklemekten kaçınılmalıdır.[4]

Sözün inceliğini kuran bir diğer katman da kelime seçiminin ardındaki anlam yüküdür.[4] Şairler kelimelerini bilinçli seçmektedir.[4] Çünkü sözcükler sadece temel sözlük anlamlarıyla kalmamakta, okurun zihninde çağrışım (İng: "connotation") adı verilen yan anlamları ve duygusal bağlantıları da uyandırmaktadır.[4] Düzyazıya geçişte eş anlamlı gibi görünen kelimeler arasında tercih yaparken sözlük anlamının ötesindeki bu çağrışım farklarını hesaba katmak şarttır.[4]

Tüm Reklamları Kapat
Kırmızı ve siyah Latince başlıklı, kenarları yıpranmış eski bir kitabın kapak sayfası.
Meninski'nin 1687'de Viyana'da basılan bu dizini, Latince kelimelerin Türkçe, Arapça ve Farsça karşılıklarını bulmaya yardım etmektedir.
Franciszek Meninski (1623-1698), Public domain

Aktarma Nedir, Ne Değildir?

Nazım biçiminden düzyazıya geçişin sınırları netleştiğinde aktarmanın neyi hedeflediği daha kolay anlaşılmaktadır.[1] Parafraz, yani kaynak metindeki bir bölümü kendi sözcüklerimizle yeniden anlatma, şiirde hem açıkça söylenenleri hem de ima edilenleri bütün anlam tonlarıyla görünür kılmaktadır.[1], [2] Cooney, aktarmanın hedefini özgün şiirin güzelliğini yeniden üretmek değil, düz anlamı açıklamak olarak koymaktadır.[1] Yani bu işlemde biçimsel etki ile anlamı açma hedefi birbirinden ayrılmaktadır.[1] Öncelik anlamdadır.[1]

Şiiri düzyazıya çevirmek, özet (İng: "summary") çıkarmakla aynı işlem değildir.[1], [2] Özet çıkarma işlemi kaynak metnin sadece ana noktalarını seçmektedir, dolayısıyla bütüne yukarıdan bakan çok daha kısa bir görünüm sunmaktadır.[2] Oysa şiir aktarımında hiçbir cümleciği veya sezdirilen ayrıntıyı dışarıda bırakmamak amaçlanmaktadır, yani yoğunlaştırılmış imalar ve örtük bağlantılar açık cümlelerle yazıya döküldüğü için aktarma metni normal koşullarda özgün şiirden daha uzun olmaktadır.[1], [3] Ancak cümlecik cümlecik ilerleyen bir aktarım, özgün metinden aşırı ölçüde uzamamaktadır.[3] Kısalık burada bir başarı ölçütü değildir.[1], [3]

Anlam aktarımı ile edebi çözümleme (İng: "literary analysis") arasındaki fark da aynı ölçüde belirgindir.[3] Parafraz bir çözümleme yazısı değildir.[3] Şiirin ne söylediğini doğrudan bir dille yeniden kurmak, şiirin sanat değerini veya biçimsel araçlarını tartışan eleştirel bir inceleme yazmak anlamına gelmemektedir.[3] Örneğin Kibel'in şiir yorumlama dersinin yönergesinde, analizin hemen öncesine hiçbir çözümleme içermeyen saf bir parafraz metni eklenmesi istenmektedir.[3] Öte yandan kelimelerin ve cümle yapısının tümüyle değişmesi, ortaya çıkan düzyazının kaynağından bağımsızlaştığı anlamına gelmemektedir.[2] Kendi sözcüklerimizle kurduğumuz aktarma metni düşünce ve imge örgüsünü özgün şiirden almaktadır, dolayısıyla her parafraz çalışmasında yararlanılan şiire ve şaire açıkça kaynak gösterilmesi gerekmektedir.[1], [2]

Quintilian'dan Franklin'e: Eski Bir Söz Alıştırması

Şiiri düzyazının doğal anlatımıyla yeniden kurma çabası, kökleri antikçağa uzanan bir yazma ve anlama geleneğidir.[5] Hitabet kuramcısı Quintilian, şiirdeki ifadeleri düzyazıya dönüştürmeyi hitabet eğitimi için önerdiği alıştırmalar arasında saymıştır.[5] Bu tarihsel yaklaşımın gerekçesi, okuru büyük yazarları yüzeysel biçimde okumak yerine her ifadeyi ayrı ayrı ele alıp yakından incelemeye zorlamasıdır, çünkü usta yazarların dilini derinlemesine kavramanın yolu bu tür bir yakın inceleme olarak görülmüştür.[5]

Antik kaynaklarda bu çalışmanın ne kadar ciddiye alındığını gösteren dikkat çekici kayıtlar da vardır.[5] Aktarılan bilgilere göre Sulpicius, alıştırma olarak sadece şiiri başka sözlerle anlatmayı kullanmıştır.[5] Ancak Quintilian'ın önerdiği alıştırma, şairin düşüncelerine hitabet gücü katma, eksik görülen yerleri tamamlama ve dağınık bulunan kısımları budama serbestliği de tanımıştır.[5] Günümüzde uygulanan sadık aktarma ise anlamı değiştirmeden ve hiçbir ayrıntıyı budamadan açıklama hedefi taşıdığı için bu serbest hitabet uyarlamasından ayrılmaktadır.[1], [5]

Sadık aktarma ile serbest yeniden yazma arasındaki kuramsal sınır, 1680 yılında yayımlanan bir çeviri önsözünde John Dryden tarafından üçlü bir sınıflandırmayla çizilmiştir.[6] Bu sınıflandırma diller arası çeviri bağlamında doğmuştur.[6] Üç kategori vardır.[6] İlk kategori olan metafraz (İng: "metaphrase"), bir yazarı sözcük sözcük ve dize dize aktarmaktır.[6] Üçüncü kategori olan taklit (İng: "imitation") ise çevirmene gerektiğinde hem sözcüklerden hem de anlamdan tümüyle uzaklaşma serbestliği vermektedir.[6] İkisinin ortasındaki parafraz anlayışında sözcükler sıkı sıkıya izlenmemekte, anlamın açıklık kazanması için genişletilmesine izin verilmekte, fakat anlamın değiştirilmesi kabul edilmemektedir.[6] Dryden ayrıca dize ve sözcükleri özgün metnin ölçüsüne hapsetmenin zorunlu olmadığını belirtmiştir.[6]

Benjamin Franklin de kendi yaşam öyküsünde nazım ile düzyazı arasındaki geçişi bir yazma alıştırması olarak anlatmıştır.[7] Okuduğu Spectator yazılarındaki her cümlenin taşıdığı düşünce için kısa notlar almış ve bu notları birkaç gün bekletmiştir, ardından kitaba bakmadan yazıları her düşünceyi uzunca anlatarak yeniden tamamlamaya çalışmıştır.[7] İşte bu denemeler sırasında, kendi anlatımıyla, sözcük birikiminin (İng: "stock of words") veya kelimeleri hatırlayıp kullanma hızının eksik olduğunu fark etmiştir.[7]

Kendi gerekçesine göre nazım, ölçüye uyacak farklı uzunlukta ya da uyağa uyacak farklı seste eş anlamlı sözcükler aramayı gerektirecek ve bu çeşitliliği zihnine yerleştirecekti.[7] Bu yüzden bazı anlatıları önce nazma dönüştürmüştür.[7] Aradan zaman geçip özgün düzyazıyı büyük ölçüde unuttuktan sonra da kendi yazdığı dizeleri tekrar düzyazıya çevirmiştir.[7] Yani işlemin yönü önce düzyazıdan şiire, ardından tekrar şiirden düzyazıya doğrudur.[7] Çalışmanın sonunda kendi yazdığı metni özgün metinle karşılaştırmış ve bulduğu hataları düzeltmiştir.[7] Elbette bu anlatım deneysel bir başarı ölçümü değil, yazarın öz yaşam öyküsündeki bir gözlemdir.[7]

İki sayfaya yayılan, el yazısıyla yazılmış ve sonunda bir imza bulunan İngilizce bir şiir.
Florence Earle Coates'un "Blessèd" adlı şiirinin, şairin kendi el yazısıyla yazıp imzaladığı kopyası.
Florence Earle Coates, Public domain

Adım Adım Yöntem: Dizeden Cümleye

Bir şiiri cümlelere dökerken rastgele tahminler yerine sıralı ve denetlenebilir bir yol izlemek işi kolaylaştırmaktadır.[1], [3] Bu yazıda kaynaklardaki yönergeleri dört adımlık bir sırayla derliyoruz.[1], [2], [3] Önce metin bütün olarak okunup cümlecikler ayrılmakta, ardından cümle güncel söz dizimiyle yeniden kurulmakta, üçüncü adımda mecazlar ve sezdirilenler açılmakta, son adımda ise ortaya çıkan metin özgün şiirle satır satır karşılaştırılmaktadır.[1], [2], [3]

Sıra bizim önerimizdir.[1], [2], [3] Ama her adımdaki kurallar kaynaklara dayanmaktadır, bu yüzden aşağıda her kuralın yanında kaynağı da belirtilmektedir.[1], [2], [3]

Tüm Reklamları Kapat

Şiiri Bütün Olarak Okumak ve Cümlecikleri Ayırmak

Çalışmaya tek bir dizeyi çevirmeye çalışarak başlamak, metnin genel bağlamını gözden kaçırma tehlikesi yaratmaktadır, bu nedenle ilk adımda şiirin tamamı baştan sona okunmakta, temel noktalar ve ana düşünceler belirlenmektedir.[2] Bütünün ne anlattığı kavrandığında, tekil dizelerin içindeki göndermeler ve ton değişimleri çok daha doğru yere oturmaktadır.[2]

Bütünü okuduktan sonra anlamı küçük birimler halinde çözmek için Kibel'in ders yönergesinde istenen cümlecik çözümleme (İng: "clause-by-clause paraphrase") devreye girmektedir.[3] Şiirlerdeki dize aşırılığı sebebiyle anlam biriminin sınırı tek bir dize olmak zorunda değildir.[3], [4] Bu aşamada şiirdeki her cümleciğin öznesi (İng: "subject"), yüklemi (İng: "verb") ve niteleyici unsurları (İng: "modifiers") ayrı ayrı tespit edilmektedir, yani kimin hangi eylemi nasıl gerçekleştirdiği belirlenmektedir.[3] Bu sayede devrik veya kesik dizelerin altındaki dil bilgisel iskelet açığa çıkmaktadır.[3]

Cümleyi Yeniden Kurmak: Söz Dizimi, Kişi ve Zaman

Cümleciklerin öğeleri belirlendikten sonra sıra bunları düzyazı cümlelerine dönüştürmeye gelmektedir.[1] Dize sonları artık önemsizdir.[1] Satırlar sayfanın sağ kenarına kadar kesintisiz devam etmektedir, çünkü düzyazı dizelerle değil cümleler ve paragraflarla düzenlenmektedir.[1], [4] İşlem sadece dizeleri yan yana yapıştırmak olmadığı için gerektiğinde sözcük sırası ve cümle yapısı değiştirilerek güncel ve doğal bir düzyazı kurulmaktadır.[1] Kimi şiirlerde tek bir cümle, birbiri içine geçmiş yan cümleciklerle dörtlük boyunca uzayabilmektedir.[1] Özgün cümle yapısını kolaylıkla taklit etmek mümkünse bu akış korunabilir, ama yapıyı sürdürmek anlaşılırlığı zorlaştırıyorsa karmaşık dizeler daha kolay ve kısa cümle biçimlerine bölünmektedir.[1] Cümleciklerin anlamı aktarılırken de mümkün olan en doğrudan dil seçilmektedir.[3]

Söz dizimi değiştirilirken kesinlikle dokunulmaması gereken iki dil bilgisel unsur ise kişi ve zamandır.[1] Örneğin birinci tekil kişiyle yazılmış bir şiiri üçüncü kişiyle anlatılan bir açıklamaya dönüştürmek doğru aktarma kuralına uymamaktadır.[1] Aktarmada konuşan ses doğrudan benimsenmektedir.[3], [4] Dolayısıyla metne dışarıdan bakan "Bu şiirde şair şunu söylüyor" benzeri bir kalıpla başlanmamakta, doğrudan şiirin kendi kişi ve zaman kipiyle konuşulmaktadır.[1], [3] Bu iki kural, kişi ve zamanın korunması ile sesin benimsenmesi ilkelerini oluşturmaktadır.[1], [3]

Mecazı ve Sezdirileni Açmak

Doğrudan cümle iskeleti kurulduğunda, şiirin yoğunlaştırılmış imgeleri ve söz sanatları görünür hale gelmektedir.[1], [3] Şiirde sıkça başvurulan metafor (İng: "metaphor") ve benzetme (İng: "simile"), bir şeyin özellikleri aracılığıyla başka bir şeyin özelliklerini anlatmakta veya bunları alışılmadık bir yolla sergilemektedir.[3] Mecazı açarken bu iki unsur arasında hangi özelliğin aktarıldığını saptamak gerekmektedir, fakat düzyazıya aktarım bütün mecazları mutlaka silmek anlamına gelmemektedir.[3] Düşünceyi en iyi biçimde yeniden kuran araç yine bir mecazsa, aktarma metninde mecaz korunabilir.[3] Açıklama amacıyla kullanılan mecazın kendisi ise yeni bir açıklama gerektirmemelidir.[3]

Şiir dili çoğu zaman açıkça söylemek yerine sezdirmeyi ve aynı anda birden fazla anlam üretmeyi seçmektedir.[1] Özgün ifade aynı anda iki veya daha fazla şey söyleyerek çok anlamlılık (İng: "ambiguity") taşıyorsa, tek bir anlamı tartışmasızmış gibi sunmak doğru olmamaktadır.[1] Bu durumda olası bütün anlamları açıkça belirtmek gerekmektedir.[1] Bu işleme çok anlamlılığın açılması denmektedir.[1]

Yoğun ifadeleri açarken eş anlamlı görünen kelimeler arasında yapılacak seçimde çağrışım farkları mutlaka gözetilmektedir.[4] Ayrıca kesik veya eksiltili dizeleri düzyazıda anlam bütünlüğüne kavuşturmak için şiirde açıkça söylenmemiş bazı bağlayıcı unsurlar eklemek gerekebilir.[1] Eklemeler ayrı durmalıdır.[1] Cooney bu yüzden anlam bütünlüğü için metne katılan her ek unsurun köşeli ayraç (İng: "square brackets") içine alınarak `[...]` biçiminde işaretlenmesini önermektedir.[1]

Tüm Reklamları Kapat
Büyük harflerle yazılmış Latince bir el yazması sayfası ve sol kenarda küçük el yazısı notlar.
Orta Çağ'dan kalan bu el yazmasında, Lyonlu Florus'a ait kısa kenar notları ana metnin yanında durmaktadır.
e-codices, CC0

Son Adım: Özgün Metinle Karşılaştırmak

Çalışma burada bitmemektedir.[7] Franklin'in son adımı da karşılaştırmadır.[7] Aynı biçimde yazılan düzyazıyı özgün dizelerle yan yana koymak, gözden kaçan eksikleri ve anlam kaymalarını yakalamaya yardım edebilir.[7]

Bu son denetimde cümlecik çözümleme sonuçları ve köşeli ayraç kullanımları rehber olarak alınabilir.[1], [3] Karşılaştırma için kaynaklardaki kurallardan türettiğimiz şu dört ölçütü öneriyoruz.[1], [3]

  • Cümlecik tamlığı denetiminde, cümlecik çözümleme sırasında ayrıştırılan her özne, yüklem ve niteleyici unsurun düzyazı metninde eksiksiz biçimde karşılık bulup bulmadığı kontrol edilmektedir.[3]
  • Kişi ve zaman uyumu denetiminde, özgün dizelerdeki dil bilgisel kişinin ve zaman kipinin üçüncü kişi anlatımına kaymadan korunduğu doğrulanmaktadır.[1], [3]
  • Ayraç denetiminde, anlam akışını sağlamak için eklenen açıklayıcı kelimelerin köşeli ayraç ile şiirin doğrudan söylediği sözlerden ayrılıp ayrılmadığı incelenmektedir.[1]
  • Anlam sınırı denetiminde, anlamın sadece açıklık kazanacak biçimde genişletildiği ve özgün düşüncenin değiştirilmediği teyit edilmektedir.[1]

Üç Dörtlükte Uygulama

Sıralı yöntemin gerçek metinlerde nasıl işlediğini görmek için Türk edebiyatından üç farklı dörtlük seçilmiştir.[10], [11], [12] Bu seçim yapılırken her dörtlüğün aktarma sırasında farklı bir dilsel güçlüğü temsil etmesi ölçüt alınmıştır.[10], [11], [12] Örneğin birinci dörtlük soru yapısını ve ikinci kişiye doğrudan seslenişi sınamaktadır.[10] İkinci örnek iki ayrı imgeyi birbirine bağlayan tekrarlı sözü, üçüncü örnek ise uzun dizelerdeki zaman ve olay sırasını öne çıkarmaktadır.[11], [12]

Her üç uygulamada da cümlecik çözümleme, kişi ve zamanın korunması, sesin benimsenmesi, çok anlamlılığın açılması ve köşeli ayraç ilkeleri birlikte işletilmektedir.[1], [3] Örneklerin başında yer alan özgün dizeler aktarılırken kaynak metinlerdeki tarihsel yazımlar ("bilmekdir", "abtal", "deye" gibi) düzeltilmeden korunmuştur.[10], [11] Tek istisna, yazım kurallarımız gereği sadeleştirilen şapkalı harflerdir.

Yunus Emre: "İlim İlim Bilmektir"

İkinci kişiye sesleniş ve soru yapısını barındıran ilk çalışma örneği, Yunus Emre'nin bir şiirinin ilk dört dizesidir:

İlim ilim bilmekdir ilim kendin bilmekdir

Sen kendini bilmezsin ya nice okumakdır

Okumakdan ma’na ne kişi Hak’kı bilmekdir

Çün okudun bilmezsin ha bir kuru emektir[10]

Dörtlükte ilim, kendini bilmek ve Hakk'ı bilmek kavramları birbirine zincirleme olarak bağlanmaktadır.[10] İlk iki dizede konuşan ses, karşısındaki ikinci kişiye ("sen") doğrudan seslenerek kendini bilmek ile okumak arasındaki ilişkiyi soru biçiminde kurmaktadır, sonraki iki dizede ise okumanın asıl amacının Hakk'ı bilmek olduğu belirtilmekte ve okuduğu halde bunu bilmeyen kişinin durumu karşıtlık içinde verilmektedir.[10] Dolayısıyla bu dörtlüğü düzyazıya çevirirken kişi ve zamanın korunması gereği ikinci tekil kişiye sesleniş ve soru yapısı aynen tutulmaktadır.[1], [10] Dördüncü dizedeki "kuru emek" ifadesi, yeni bir açıklamaya ihtiyaç duymayacak kadar açık bir mecaz olduğu için korunabilir.[3], [10] İstenirse yanına köşeli ayraçla kısa bir açıklama da eklenebilir.[1] Buna göre dörtlüğün olası bir düzyazı aktarımı şöyle kurulmaktadır:

Çam ağaçları arasındaki bir parkta Yunus Emre heykeli ve yazıtlı taş kaidesi.
Eskişehir'deki Yunus Emre heykeli. Kaidesindeki levhada şairin dizeleri yazılıdır.
Zeynel Cebeci, CC BY-SA 4.0
İlim, ilmi bilmektir ve [gerçek] ilim insanın kendisini bilmesidir. Sen kendini bilmiyorsan, [yaptığın] nasıl bir okumadır? Okumaktan maksat nedir? [Okumanın amacı] kişinin Hakk'ı bilmesidir. Mademki okudun ama [kendini ve Hakk'ı] bilmiyorsun, [yaptığın bu iş] sadece kuru bir emektir [sonuçsuz bir çabadır].[1], [3], [10]

Karacaoğlan: "İncecikten Bir Kar Yağar"

Sözcük sırası değişirken imgeler arasındaki sözel bağlantının nasıl korunacağını gösteren ikinci örnek, Karacaoğlan'ın dörtlüğüdür:

Tüm Reklamları Kapat

İncecikten bir kar yağar

Tozar elif elif deye

Deli gönül abtal olmuş

Gezer elif elif deye[11]

Dörtlüğün ilk iki dizesi ince ince yağan ve savrulan (tozan) karı anlatırken, üçüncü ve dördüncü dizeler "deli gönül" ile bu gönlün gezmesini anlatmaktadır.[11] Her iki bölümü birbirine bağlayan temel düğüm, çift sayılı dizelerin sonunda redif görevinde tekrarlanan "elif elif deye" sözüdür.[9], [11] Bu nedenle devrik sözcük sırasını kurallı düzyazıya çevirirken kar, gönül ve tekrarlanan söz arasındaki bu bağlantıyı koparmamak gerekmektedir.[1], [11] Üçüncü dizede geçen "abtal" sözcüğü için eldeki kaynak metinde doğrulanmış ek bir sözlük tanımı yer almamaktadır.[11] Bu durumda kanıtsız bir anlam uydurmak yerine kelimeyi aynen korumak en güvenli yoldur.[1], [11] Dizeleri cümleye çeviren bir okuma şöyle olabilir:

İnce ince bir kar yağmakta ve "elif elif" diye savrulmaktadır. Deli gönül abtal olmuş, "elif elif" diye gezmektedir.[1], [11]

Mehmet Akif Ersoy: "Bülbül"

Uzun dizelerin, birinci kişi anlatımının ve geçmişteki olay sırasının denetlenmesini örnekleyen üçüncü metin, Mehmet Akif Ersoy'un şiirinden alınan dörtlüktür:

Tüm Reklamları Kapat

Bütün dünyaya küskündüm, dün akşam pek bunalmıştım;

Nihayet, bir zaman kırlarda gezmiş, köyde kalmıştım.

Şehirden kaçmak isterken sular zaten kararmıştı.

Pek ıssız bir karanlık sonradan vadiyi sarmıştı.[12]

Bu dizelerde konuşan ses doğrudan kendisinden ve geçmişteki durumundan söz etmektedir.[4], [12] Kişi ve zamanın korunması ilkesi gereği birinci tekil kişi ve geçmiş zaman kipi değiştirilmemeli, birinci dizedeki "dün akşam" zaman zarfı da metinden atılmamalıdır.[1], [12] Çünkü zaman ifadesini veya birinci kişi anlatımını silmek, şiirdeki somut bilgiyi eksiltmektedir.[12] Öte yandan dörtlükte altı ayrı durum ve olay sırası yer almaktadır.[12] Dünyaya küskün olma, bunalma, kırlarda gezip köyde kalma, şehirden kaçma isteği, suların kararmış olması ve sonradan ıssız bir karanlığın vadiyi sarması bu sırayla gelmektedir.[12] Cümleyi kolay biçimlere bölmek serbesttir.[1] Sırayı değiştirmek ise değildir.[1], [12] Aynı dizelerin düzyazıda sıralanışı için bir öneri de şudur:

Bütün dünyaya küskündüm, dün akşam da çok bunalmıştım. Sonunda bir süre kırlarda gezmiş, köyde kalmıştım. Şehirden kaçmak istediğim sırada sular zaten kararmıştı. Daha sonra çok ıssız bir karanlık vadiyi sarmıştı.[1], [12]
Kızıl ve mor bulutların altında karanlık dağ sırtları ve çam ağaçlarının silueti.
Gün batımından sonra kararan bir dağ manzarası. Örnek dizelerdeki konuşan ses de bunaldığı bir akşamı anlatmaktadır.
GlacierNPS, Public domain

Aktarmanın Sınırları: Şiirin Yerine Geçmeyen Metin

Yöntemin bütün adımları eksiksiz uygulansa bile ortaya çıkan düzyazının taşıyamayacağı edebi katmanlar bulunmaktadır.[8] Edebiyat kuramında 1947 tarihli çalışmasıyla Cleanth Brooks ile ilişkilendirilen parafraz sapkınlığı (İng: "heresy of paraphrase") tartışması, tam olarak bu sınırı gündeme getirmiştir.[8] Bu görüşe göre bir şiirin düzyazı aktarımı, şiirin özünü oluşturan asıl anlam çekirdeği sayılmamaktadır.[8] Hatta parafrazın olanağını inceleyen Currie ve Frascaroli de hiçbir parafrazın şiirin bütün anlamını eksiksiz biçimde ifade edemeyeceğini kabul etmektedir.[8] Yani kayıp kaçınılmazdır.[8]

Tüm Reklamları Kapat

Düzyazıya geçişte kaybolan unsurlardan biri, kelimelerin ses ve biçim örgüsüdür.[8] Currie ve Frascaroli'nin aktardığı Lamarque görüşüne göre, şiirin sözel dokusu (İng: "verbal texture"), yani ses, ritim ve kafiye belirginliği gözden kaçmaktadır.[8] Aktarmanın hedefi şiirin güzelliğini değil düz anlamını açmaktır, bu nedenle işitsel doku geride kalmaktadır.[1], [8] Dolayısıyla parafraz şiirin yerine geçmemektedir.[8] Özgün metni gereksizleştiren daha iyi bir şiir olarak da sunulmamalıdır.[8]

Şiiri cümlelere dökmek, kişiden kişiye hiç değişmeyen mekanik bir işlem de değildir.[3] Çok anlamlılığın açılması sırasında yapılan her kelime ve yapı seçimi, kaçınılmaz olarak bir yorum payı (İng: "interpretative component") barındırmaktadır.[1], [3] Her aktarma bir yorumdur.[3] Bu nedenle bir şiirin her düzyazı aktarımı, anlamı ne ölçüde yeterli taşıdığı konusunda başka okurlarca tartışmaya açılabilir.[3] Yorum payının varlığı, aktarma metninin statüsünü de belirlemektedir, yani herhangi bir parafrazı şiirin ne anlama geldiği sorusunu kesin ve tartışılmaz biçimde sonuca bağlamış saymak doğru değildir.[3], [8] Bir anlam katmanını düzyazıyla açıklamak cümlecikler arasındaki ilişkiyi aydınlatmakta, fakat şiirin barındırdığı diğer anlam olasılıklarını kapatmamaktadır.[1], [8]

Sonuç

Şiir düzyazıya çevrilirken şiirdeki cümlecikler, dil bilgisel kişi, zaman ve sezdirilen anlam katmanları korunarak doğal cümle düzeniyle yeniden kurulmaktadır.[1], [3], [4] Ancak aktarma şiirin yerine geçmemektedir.[8] Kanımızca çalışmanın kalıcı ürünü de ortaya çıkan düzyazı paragrafının kendisi değildir.[1], [8]

Bize göre Quintilian'ın gerekçesi ile Franklin'in deneyimi birlikte okunduğunda asıl kazanç, düzyazı denemesinden sonra özgün dizelere geri dönüldüğünde ortaya çıkmaktadır.[5], [7] Her ifadeyi tek tek tartmak, şairin neden tam bu sözcüğü seçtiğini fark ettirebilir.[4], [5] Franklin'in anlatımı da bu dönüşün erken bir örneğidir.[7]

Her aktarma yorum içerdiği için de aynı dörtlüğün iki farklı düzyazı aktarımını yan yana koymak, hangi okurun hangi anlam tonunu öne çıkardığını gösterebilir.[1], [3] Aynı dört dizeye sadık kalan iki ayrı aktarmanın metni bozmadan birbirinden nasıl farklılaşabildiğini incelemek, her şiir okumasında açık ve verimli bir soru olarak karşımızda durmaktadır.[3], [8]

Rastgele Yazıya Git
0
Alt Başlıklar
MAKALE SONRASI

Bu makale üzerine konuşmaya devam et

Topluluk sohbetine katıl, yorum bırak veya ayrıntılı bir soru sor.

Bilimsel bir hata mı gördün?
Bu Makale Sana Ne Hissettirdi?
  • Tebrikler!
    Tebrikler!
    1
  • Muhteşem!
    Muhteşem!
    0
  • Bilim Budur!
    Bilim Budur!
    0
  • Mmm... Çok sapyoseksüel!
    Mmm... Çok sapyoseksüel!
    0
  • Güldürdü
    Güldürdü
    0
  • İnanılmaz
    İnanılmaz
    0
  • Umut Verici!
    Umut Verici!
    0
  • Merak Uyandırıcı!
    Merak Uyandırıcı!
    0
  • Üzücü!
    Üzücü!
    0
  • Grrr... *@$#
    Grrr... *@$#
    0
  • İğrenç!
    İğrenç!
    0
  • Korkutucu!
    Korkutucu!
    0
Kaynaklar ve İleri Okuma
Tüm Reklamları Kapat

Evrim Ağacı'na her ay sadece 1 kahve ısmarlayarak destek olmak ister misin?

Şu iki siteden biriyle hemen destek olabilirsin:

kreosus.com/evrimagaci | patreon.com/evrimagaci

Çıktı Bilgisi: Bu sayfa, Evrim Ağacı yazdırma aracıyla 03.11.2026 00:49:57 tarihinde oluşturuldu. Evrim Ağacı'ndaki içerikleri birden fazla editör sürekli gözden geçiriyor, güncelliyor ve geliştiriyor. Bu çıktıdan sonraki güncellemeleri görmek ve içeriğin en güncel hâlini okumak için şu adrese git: evrimagaci.org/s/24065

İçerik Kullanım İzinleri: Evrim Ağacı'ndaki yazılı içerikler orijinallerine hiçbir şekilde dokunulmadığı sürece izin alınmaksızın paylaşılabilir, kopyalanabilir, yapıştırılabilir, çoğaltılabilir, basılabilir, dağıtılabilir, yayılabilir, alıntılanabilir. Ancak bu içeriklerin hiçbiri izin alınmaksızın değiştirilemez ve değiştirilmiş hâlleri Evrim Ağacı'na aitmiş gibi sunulamaz. Benzer şekilde, içeriklerin hiçbiri, söz konusu içeriğin açıkça belirtilmiş yazarlarından ve Evrim Ağacı'ndan başkasına aitmiş gibi sunulamaz.

Keşfetmeye Devam Et