Tüm Reklamları Kapat

PISA Sıralamalarının Ötesinde: Okulda Geçirdiğimiz Yıllar Bize Ne Kazandırıyor?

4dk
PISA Sıralamalarının Ötesinde: Okulda Geçirdiğimiz Yıllar Bize Ne Kazandırıyor?
Tüm Reklamları Kapat

Bu Makalede Neler Öğreneceksin?

Bu bölümü yapay zekâ hazırlar.
  • PISA 2025’te OECD ortalama puanları matematik, okuma ve fen bilimlerinde gerilerken, sonuçlar ülke sıralamalarından çok öğrencilerin gerçekten edindiği becerilere odaklanmayı gerektiriyor.
  • Eğitimde fırsat eşitliği ve öğrenme kalitesi, öğrencilerin potansiyelini ve toplumun beşerî sermayesini etkiliyor; daha fazla harcamadan çok kaynakların etkili kullanılması önem taşıyor.
  • Yapay zekâ çağında temel eğitim; bilgiyi değerlendirme, kaynakları karşılaştırma, eleştirel düşünme ve yaşam boyu öğrenme becerileri kazandırdığı için önemini koruyor.

Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) bünyesindeki Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı (PISA 2025) sonuçlarının 8 Eylül'de yayımlanması; her zaman olduğu gibi yoğun bir değerlendirme, kıyaslama ve ülke sıralaması dalgasını tetikledi. Fransa'nın gerilediği, kimi ülkelerin performansını artırdığı, bazılarınınsa krizlere karşı daha dirençli kaldığı görülüyor. Her değerlendirme döneminde olduğu gibi kamuoyunun dikkati hızla ülkelerin lig tablosundaki yerine odaklanıyor.

Bu sıralamalar kuşkusuz belirli bir fikir veriyor; ancak çok daha temel bir sorunun üzerini örtme tehlikesi taşıyor: Okulda geçirdiğimiz yıllardan gerçekte ne elde ediyoruz? Yirminci yüzyılın önemli bir kısmında eğitimdeki ilerlemeyi ölçmek görece daha basitti. Öğrenci sayıları, okullaşma süresi ve kazanılan diplomalar sayılıyordu. Böyle bir yaklaşımın ardında son derece haklı gerekçeler vardı; zira eğitimin tabana yayılması ve kitleselleşmesi, geçtiğimiz yüzyılın en büyük toplumsal dönüşümlerinden birini temsil ediyordu.

Günümüzde çocukların ezici çoğunluğu uzun yıllarını okul sıralarında geçiriyor; dolayısıyla karşı karşıya olduğumuz temel soru da yön değiştirdi. Artık öğrencilerin eğitim kademelerinde kaç yıl kaldığını bilmek tek başına yeterli gelmiyor. O yıllardan ne çıkardığımızı ve o yılların bizi neye dönüştürdüğünü anlamamız gerekiyor. Ekonomist Claude Diebolt ve meslektaşı Nadir Altınok'un eğitim verilerini ölçümleyen edumetri (İng: "edumetrics") çerçevesindeki çalışmalarında tam olarak bunu hedeflediğini görüyoruz. Araştırmacılar, öğrenme kalitesinin ve dağılımının uzun vadeli seyrini yeniden modelleyerek beşerî sermaye analizini okulda geçirilen sürelerden fiilen edinilen becerilere taşımayı amaçlıyor.

Tüm Reklamları Kapat

Sıralamalar Bir Yana, Gerçekte Ne Kadar Yol Katettik?

PISA 2025 sonuçları bu soruyu çok daha çarpıcı bir biçimde gündeme taşıyor. OECD genelinde ortalama performans, değerlendirmeye tabi tutulan üç temel alanın tamamında PISA tarihinin en düşük seviyesine gerilemiş durumda. 2015 ile 2025 yılları arasında ortalama puanlar matematikte 22 puan, okuma becerilerinde ise 28 puan düştü. Üstelik 15 yaş grubundaki öğrencilerin %20'si, her üç temel alanda da düşük başarı gösteren dilimde yer alıyor; bu oran 2022 yılında %16 seviyesindeydi.

Fransa verilerine baktığımızda ülkenin fen bilimlerinde 483 puanla 482 olan OECD ortalamasını yakaladığını; okumada 456 puanla (OECD ortalaması 461) ve matematikte 458 puanla (OECD ortalaması 463) ortalamanın hemen altında kaldığını görüyoruz. Ancak bir ülkenin tablodaki anlık basamağından ziyade hangi yöne doğru hareket ettiği önem taşıyor. Fransa, 2022 yılından bu yana okuma becerilerinde 18 puan, matematikte ise 16 puan daha kaybetmiş durumda. Bir ülkenin 25'inci, 27'nci veya 30'uncu sırada bulunması; nereden geldiğini, nereye doğru evrildiğini ve hangi öğrencilerin geride kaldığını tek başına açıklayamıyor.

Fransa Strateji ve Planlama Yüksek Komisyonunun eğitim çıktılarına ilişkin yayımladığı rapor da bu tabloyu derinleştiren önemli bir ayrıntı sunuyor. Fransa genelinde ciddi eğitim eşitsizlikleri bulunuyor; ancak yaşanan sorunlar yalnızca sosyoekonomik açıdan dezavantajlı öğrencilerle sınırlı kalmıyor. Bu gerileme avantajlı öğrencileri ve belirli alanlarda en yüksek başarı dilimindeki gençleri dahi doğrudan etkiliyor. Dolayısıyla karşımızda hem derin bir eşitsizlik sorunu hem de özellikle ortaokul kademesinde matematik ve fen alanlarında genel başarı düşüklüğü bulunuyor. Yalnızca genel ortalamalara odaklanmak yetersiz olduğu gibi meseleyi sadece eşitsizlik penceresinden okumak da eksik kalıyor.

Erişimi Genişletmek Öğrenmeyi Demokratikleştirmeye Yetmiyor

Fransa, eğitime erişim imkânlarını geçmişe kıyasla muazzam ölçüde genişletti. Bu gelişme küçümsenmeyecek tarihî bir kazanımdır. Ancak okula erişim neredeyse evrensel bir seviyeye ulaştığında demokratikleşmenin niteliksel bir boyut kazanması zorunlu hâle geliyor. Karşılaştığımız soru artık basitçe "Okula kimler gidebiliyor?" sorusu değildir; "Öğrenciler okulda ne öğreniyor ve kim, neyi öğreniyor?" sorusudur. Araştırmacıların oluşturduğu uzun vadeli veri setleri; yaklaşık 1990 yılına kadar ülkeler arasındaki eğitim performansında bir yakınsama yaşandığını, sonrasındaysa ulusal gidişatların yeniden birbirinden koptuğunu ortaya koyuyor. 2000 yılından bu yana öğrenme kalitesinde istikrarlı bir iyileşme yakalayabilen ülke sayısı oldukça sınırlı kaldı; PISA 2025 sonuçları da bu tarihsel süreci sonlandırmayıp tabloya yalnızca yeni bir gözlem ekliyor.

Tüm Reklamları Kapat

Bu bakış açısı, eğitimdeki eşitsizlikleri çok daha farklı bir çerçeveden değerlendirmemizi sağlıyor. Bireylerin potansiyel becerileri geliştirilemediğinde yalnızca kişisel hayatlar etkilenmiyor; bir toplumun kolektif beşerî sermayesinin bir kısmı da asla tam anlamıyla filizlenemiyor. Fransa için hazırlanan simülasyonlar, 1970'lerin sonundan itibaren eğitim eşitsizliklerini azaltacak etkili politikaların hayata geçirilmiş olması durumunda ekonomik büyümenin yıllık yaklaşık %0,5 daha yüksek olabileceğini gösteriyor.

Daha Fazla Harcama Yapmak Yetersiz Kalıyor

Eğitime ayrılan kaynaklar şüphesiz büyük bir öneme sahiptir. Fransa Strateji ve Planlama Yüksek Komisyonu; ilköğretime ayrılan harcamaların görece mütevazı kalması, Avrupa standartlarına kıyasla öğretmen başına düşen öğrenci sayısının yüksekliği ve öğretmen istihdamında artan güçlükler gibi kritik zayıflıklara dikkat çekiyor. Ancak kaynaklar belirleyici olsa bile her şeyi açıklamaya yetmiyor. PISA 2025 bulguları, uygulanan politikaların niteliğinin ve kaynakların pay edilme biçiminin, yalnızca öğrenci başına yapılan harcama miktarından çok daha belirleyici olduğunu vurguluyor. Bu durum araştırmacıların çalışmasından çıkarılan temel derslerden biridir: Sadece daha fazla harcama yapmak yetmiyor; kaynakları çok daha isabetli biçimde değerlendirmemiz gerekiyor.

Eğitim için harcanan her bir avro ile fiilen kazanılan öğrenme çıktıları arasında koca bir dünya uzanıyor: öğretmenler, öğrenciler, aileler, müfredatlar, pedagojik yöntemler, okullar, kurumlar ve zaman. Kaynaklar mekanik biçimde doğrudan sonuç üretmiyor; yetkinliklere dönüştürülmesi gerekiyor. Bu durum bizi nadiren sorduğumuz bir soruya götürüyor: Öğrenciler öğreniyor; peki eğitim sistemlerinin kendisi öğrenmeyi biliyor mu? Yapılan her reform hedeflenen etkilerin yanı sıra öngörülemeyen sonuçlar da doğurabiliyor. Üstelik gereğinden fazla reform yapmak, reformun kendi amacını da baltalayabiliyor. Bir ülkede başarı getiren bir uygulama başka bir bağlamda işlevsiz kalabiliyor. Bu nedenle eğitim politikaları; gözlemleme, deneme, ölçme, düzeltme ve öğrenme yönündeki kolektif kabiliyetimizle doğrudan ilişkileniyor. Uluslararası karşılaştırmaların asıl değeri de körü körüne taklit edilecek modeller sunmasından değil, daha doğru sorular sormamıza imkân tanımasından ileri geliyor.

Ve Sahneye Yapay Zekâ Çıkıyor

Bu soru yapay zekâ teknolojilerinin yükselişiyle birlikte yepyeni bir boyut kazanıyor. Bir öğrenci artık saniyeler içinde bir çeviriye, kapsamlı bir açıklamaya, bir metin özetine, alıştırma çözümüne veya son derece ikna edici görünen bir yazıya kolaylıkla ulaşabiliyor. Bu duruma bakarak temel bilgilerin önemini yitirdiği sonucuna varmak kolaydır. Ancak PISA bulguları, günümüzde gerileyen okuma becerilerinin tam da bilgiye boğulduğumuz bir dünyada en çok muhtaç olduğumuz yetkinlikler olduğunu gösteriyor: bilgiyi değerlendirmek, birden fazla kaynağı kıyaslamak, kanıtları yorumlamak ve eleştirel muhakeme yürütmek.

Yirmi birinci yüzyılda beşerî sermaye, artık bir kere edinilip ömür boyu sabit kalan bir bilgi birikimi olarak görülemez. Bu kavramın çok daha köklü bir kabiliyeti, yani öğrenmeyi öğrenme becerisini kapsaması gerekiyor. Temel eğitim tam da bu nedenle vazgeçilmezliğini koruyor; çünkü bireylerin yaşamları boyunca bilgilerini güncellemelerine, yeni beceriler edinmelerine ve değişen koşullara uyum sağlamalarına zemin hazırlayan temel basamakları oluşturuyor.

Sıralamak için Değil, Anlamak için Ölçmek

Yine de akıldan çıkarılmaması gereken temel bir uyarı var: Sınavlar eğitimin kendisi değildir ve PISA da okul demek değildir. Hiçbir sayısal gösterge, bir çocuğun büyürken edindiği kazanımların tamamını tek başına yansıtamaz. Elde edilen veriler kararlarımıza rehberlik edebilir; ancak gelecek kuşaklara ne aktarmak istediğimize veya kolektif olarak neye dönüşmeyi arzuladığımıza bizim yerimize karar veremez. Bu nedenle son PISA sonuçlarını kaçınılmaz bir gerilemenin delili olarak okumamak gerekir. Kimi alanlarda olumlu gelişmeler de kaydediliyor; örneğin Birleşik Krallık ve Türkiye fen bilimleri alanında ilerleme kaydetmiş durumda.

Ortada doğrudan kopyalanabilecek evrensel tek bir model bulunmuyor. Tarih asla hazır reçeteler sunmaz; sadece olasılıkların kapısını aralar. PISA verileri bizi eğitime dair sorularımızı biraz daha farklı bir sırayla sormaya davet ediyor. Ne kadar harcadığımızı, kaç öğrencinin başarılı olduğunu, hangi ülkelerin ilerleyip hangilerinin geride kaldığını soruyoruz. Bütün bu sorular meşrudur; ancak belki de çok daha temel bir sorunun ardından gelmelidir: Bir eğitim sistemi gerçekte neyi dönüştürmeyi başarabiliyor? Zamanı öğrenmeye, bilgiyi beceriye, beceriyi uyum sağlama kabiliyetine ve nihayetinde bu bireysel yetkinlikleri toplumsal imkânlara dönüştürebiliyor mu? İlerleme yanılsaması ile gerçek ilerleme arasındaki farkı ayırt edebilmek için eğitimi bir avuç sayıya indirgemek yerine asıl ölçmemiz gereken değer işte budur.

Rastgele Yazıya Git
3
Alt Başlıklar
MAKALE SONRASI

Bu makale üzerine konuşmaya devam et

Topluluk sohbetine katıl, yorum bırak veya ayrıntılı bir soru sor.

Bilimsel bir hata mı gördün?
Bu Makale Sana Ne Hissettirdi?
  • Tebrikler!
    Tebrikler!
    2
  • Merak Uyandırıcı!
    Merak Uyandırıcı!
    1
  • Muhteşem!
    Muhteşem!
    0
  • Bilim Budur!
    Bilim Budur!
    0
  • Mmm... Çok sapyoseksüel!
    Mmm... Çok sapyoseksüel!
    0
  • Güldürdü
    Güldürdü
    0
  • İnanılmaz
    İnanılmaz
    0
  • Umut Verici!
    Umut Verici!
    0
  • Üzücü!
    Üzücü!
    0
  • Grrr... *@$#
    Grrr... *@$#
    0
  • İğrenç!
    İğrenç!
    0
  • Korkutucu!
    Korkutucu!
    0
Kaynaklar ve İleri Okuma
Tüm Reklamları Kapat

Evrim Ağacı'na her ay sadece 1 kahve ısmarlayarak destek olmak ister misin?

Şu iki siteden biriyle hemen destek olabilirsin:

kreosus.com/evrimagaci | patreon.com/evrimagaci

Çıktı Bilgisi: Bu sayfa, Evrim Ağacı yazdırma aracıyla 02.11.2026 10:15:21 tarihinde oluşturuldu. Evrim Ağacı'ndaki içerikleri birden fazla editör sürekli gözden geçiriyor, güncelliyor ve geliştiriyor. Bu çıktıdan sonraki güncellemeleri görmek ve içeriğin en güncel hâlini okumak için şu adrese git: evrimagaci.org/s/23853

İçerik Kullanım İzinleri: Evrim Ağacı'ndaki yazılı içerikler orijinallerine hiçbir şekilde dokunulmadığı sürece izin alınmaksızın paylaşılabilir, kopyalanabilir, yapıştırılabilir, çoğaltılabilir, basılabilir, dağıtılabilir, yayılabilir, alıntılanabilir. Ancak bu içeriklerin hiçbiri izin alınmaksızın değiştirilemez ve değiştirilmiş hâlleri Evrim Ağacı'na aitmiş gibi sunulamaz. Benzer şekilde, içeriklerin hiçbiri, söz konusu içeriğin açıkça belirtilmiş yazarlarından ve Evrim Ağacı'ndan başkasına aitmiş gibi sunulamaz.

Keşfetmeye Devam Et