İçerikler - Sayfa 95

Evrim Ağacı Logo
Evrim Ağacı
Karanlığı bilimle fethet!
Filtrele
Nancy Grace Roman Uzay Teleskobu: Evren'e Daha Geniş Bir Bakış
MakaleNancy Grace Roman Uzay Teleskobu: Evren'e Daha Geniş Bir Bakış

Nancy Grace Roman Uzay Teleskobu, kısaca Roman ya da RST, adını galaksilerin nasıl büyüdüğüyle ilgili anlayışımızı temellendiren ve “Hubble’ın Annesi” olarak bilinen Nancy Grace Roman’dan alan NASA’nın astrofizik gözlemevidir. Başta Wide Field InfraRed Survey Telescope (WFIRST) olarak geliştirilmekle birlikte 2020 yılında isim değişikliğine gidilmiştir. NASA’nın ilk kadın yöneticisi olan Nancy Grace’in onurlandırılması için WFIRST, Nancy Grace Roman Space Telescobe olarak değiştirilmiştir.

En geç 2027’de fırlatılmayı bekleyen ve fırlatıldıktan sonra Güneş-Dünya L2 yörüngesinde konumlanacak olan Roman’ın Hubble ile kıyaslandığında minimum 100 kat daha geniş görüş alanına sahip olması, gökyüzünü Hubble’dan 1000 kat daha hızlı taramasını sağlayacak. Özellikle Evren’in genişlemesinin hızlanması olgusunun altında yatan nedenleri de araştırması bekleniyor. Ayrıca Evren’i çok daha iyi anlamamızın anahtarları olan karanlık enerji ve karanlık maddeye de ışık tutacağı düşünülüyor.

39
Paylaş
Yumurta Kapıya Gelince: Deyimlerimizdeki Evrimsel Baskı ve "Son Dakika" Kurtuluşunun Biyolojisi
MakaleYumurta Kapıya Gelince: Deyimlerimizdeki Evrimsel Baskı ve "Son Dakika" Kurtuluşunun Biyolojisi

Türkçenin zengin deyim dağarcığında, gündelik hayatın ritmini ve insanlık hallerini birkaç kelimeyle özetleyen sayısız ifade bulunur. Bunlardan belki de en bilineni ve en sık deneyimleneni "yumurta kapıya gelince" deyimidir. Ertelenmiş bir sınav için son gece sabahlamak, teslim tarihine saatler kala hummalı bir şekilde projeyi tamamlamaya çalışmak veya son anda fark edilen bir sorumluluğun yarattığı o keskin panik hissi... Bu durumun yarattığı stres, telaş ve ardından gelen olağanüstü çaba anı, hemen herkes için tanıdık bir senaryodur. Peki, bu son derece insani ve kültürel görünen telaş halinin, sadece bir karakter özelliği veya modern yaşamın bir dayatması olmaktan öte, milyarlarca yıllık yaşam mücadelesinin derinliklerinden gelen bir yankı olabileceğini hiç düşündünüz mü? Acaba bu "son dakika" telaşı, doğanın en temel ve en acımasız yasalarından birinin, yani evrimsel baskının bir yansıması olabilir mi?

Bu yazının amacı, bu sorunun peşine düşmektir. İlk olarak "yumurta kapıya gelince" deyiminin popüler anlamının ötesine geçerek kökeninde yatan hayatta kalma mücadelesini ortaya çıkaracağız. Ardından, evrimsel biyolojinin motoru olarak kabul edilen "seçilim baskısı" kavramını ve bu baskı altında yok olmanın eşiğine gelen popülasyonların nasıl kurtulabildiğini açıklayan "evrimsel kurtuluş" (İng: "evolutionary rescue") mekanizmasını detaylandıracağız. Son olarak gündelik dilimizdeki bu basit ifade ile yaşamın en dramatik anları arasında şaşırtıcı derecede güçlü ve aydınlatıcı bir analoji kurarak deyimlerimizin ardında yatan derin biyolojik prensipleri keşfe çıkacağız. Bu yolculuk, bize sadece evrim hakkında değil, aynı zamanda kendi kültürümüz ve dilimiz hakkında da yeni bir bakış açısı sunmayı vaat ediyor.

36
Paylaş
Burnumuzun Ucundaki Fizik: Kokunun, Kuantum Tünelleme ve Şekil Hipotezleri!
MakaleBurnumuzun Ucundaki Fizik: Kokunun, Kuantum Tünelleme ve Şekil Hipotezleri!

Koku alma (olfaksiyon), uzun zamandır incelenen biyolojik bir süreçtir. Bu sürece dair düşünsel kökenler, Antik Yunan filozofları Demokritos ve Epikuros'a kadar dayanır; bu düşünürler, evrendeki her şeyin atomlardan oluştuğu anlayışı çerçevesinde koku algısını da atomik parçacıkların duyusal organlara temas etmesiyle açıklar.[1] Demokritos’un atomik teorisinin savunucuları, tatlı kokulu maddelerin atomlarının yumuşak yapılı; kötü kokulu maddelerin de burnu rahatsız edecek şekilde sert ve çıkıntılı yapıda olduğunu öne sürmüşlerdir.[2]

Romalı filozof Lucretius (MÖ 50) ise ünlü eseri De Rerum Natura'da kokunun parçacıklar halinde yayıldığını, farklı hayvanların koku algılama yeteneklerinin birbirinden farklı olduğunu ve nesneler bozulduğunda, yandığında veya kırıldığında koku yaymaya daha eğilimli olduğunu öne sürmüştür. Ayrıca her koku parçacığının kendine özgü bir şekli olduğunu, kokuyu algılayan alıcılar (reseptörler) ve sinir yollarının bu şekillerle uyumlu olduğunu ve böylece kokunun algılandığını belirtir. Tabi moleküler reseptörleri modern anlamda tanımlamamıştır. Bu noktada Lucretius'un felsefi bir benzetme yaptığını belirtmek olanaklıdır. Aynı molekülün farklı alıcılarda farklı biçimlerde algılanmasının, o molekülün bu yolaklara girişinin niteliğiyle açıklanabileceğini; dolayısıyla bir kişi tarafından acı olarak algılanan bir koku parçacığının başkası tarafından tatlı olarak algılanabileceğini vurgular.[3]

53
Paylaş
Düşünen Makine: Yapay Genel Zeka (AGI) Nedir? Nasıl Tanımlanmalıdır ve Yapay Zekadan Farkı Nedir?
MakaleDüşünen Makine: Yapay Genel Zeka (AGI) Nedir? Nasıl Tanımlanmalıdır ve Yapay Zekadan Farkı Nedir?

İnsan düzeyinde yabancı bir zekanın ortaya çıkışı, sadece bilimkurgu anlatılarının sınırları içerisinde olmaktan çıkarak, artık bilimsel araştırmalar ve disiplinlerarası çalışmalarla desteklenen somut bir öngörü haline gelmektedir.[1][2][3][4][5][6][7][8] Yapay zeka alanındaki araştırmaların ve OpenAI, Google, xAI, Meta gibi büyük teknoloji şirketlerinin öncelikli hedeflerinden biri, yapay genel zekayı geliştirmektir.[9][10][11][12] 2020 yılında yayımlanan bir çalışmada, dünya genelinde 37 farklı ülkede sürdürülen toplam 72 aktif yapay genel zeka araştırma ve geliştirme girişimi saptanmıştır.[13] Yapay zeka araştırmalarında ulaşılan nokta, hızla ilerleyen teknolojik gelişmeler ve yapılan büyük yatırımlar göz önüne alındığında, bilim komünitesinin önemli bir kısmı, bu yeni zekanın ortaya çıkışının çok uzak olmayan bir gelecekte gerçek olabileceğini düşünmektedir.[14] Öte yandan, daha ihtiyatlı olan bazı tahminler ise bu sürecin biraz daha uzun sürebileceğini ve belki de hiçbir zaman mümkün olmayabileceğini ileri sürmektedir.[15][16]

Bu yeni zekanın doğasına dair bazı belirsizlikler bulunsa da, insanlardan morfolojik, fizyolojik, psikolojik ve sosyolojik olarak önemli ölçüde farklı olacağını söylemek mümkündür.[17] Bu farklılıkların tam olarak ne olacağını başlangıçta kavramsallaştırması zor olabilir; zira, yapay genel zeka olarak adlandırılan bu sistemin sahip olacağı bilişsel kapasitenin, tarih boyunca var olmuş en üstün insan zekalarının toplamından bile daha yüksek olması öngörülmektedir.[18]

112
Paylaş
Yeni Tür Bir Diyabet Tedavisi, İnsanları İnsülin Enjeksiyonlarından Kurtarabilir!
MakaleYeni Tür Bir Diyabet Tedavisi, İnsanları İnsülin Enjeksiyonlarından Kurtarabilir!

Yeni geliştirilen bir tedavi yöntemi, tip-1 diyabet hastalarının insülin enjeksiyonlarına olan ihtiyacını ortadan kaldırabilir.

Bilim insanları, 20 Haziran tarihli New England Journal of Medicine dergisinde yayımlanan bir rapor ile laboratuvarda yetiştirilen pankreas hücrelerinin tek bir infüzyonu ile hastaların vücutlarının ihtiyaç duydukları tüm insülini üretebildiğini bildirdi. Tedaviden bir yıl sonra, 12 katılımcıdan 10'unun ek insüline ihtiyacı kalmadı.

65
Paylaş