İçerikler - Sayfa 195
Nature Ecology & Evolution dergisinde yayınlanan bir araştırma, fosillerin bulunduğu yerler ile ilk insanların yaşadığı düşünülen bölgeler arasındaki tutarsızlıkların insanın evrimsel tarihini anlamamızı etkileyebileceğini ortaya koyuyor.[1]
İlk insanlara ait fosil kayıtlarının büyük bir kısmı, ideal jeolojik koşulların bir dizi fosili zenginliği ile bilinen Afrika'daki bazı önemli bölgelerden geliyor. Bu fosiller, bilim insanlarının insan evrimi hikayesini bir araya getirmesine yardımcı oluyor. Dikkate değer bölgelerden biri, Tanzanya'daki Oldupai Gorge gibi önemli fosil alanlarını içeren Doğu Afrika Rift Sistemi'nin doğu koludur.
İklim değişikliği ve ekonomik baskılarla mücadele etmek için teknolojiler geliştikçe, balıkçılık sektöründe çalışan milyonlarca kadın geride bırakılmaktadır.
Doğu Anglia Üniversitesi tarafından yapılan Nature Food dergisinde yayınlanan bir sistematik inceleme makalesi, özellikle hasat sonrası balıkçılık ve su ürünleri yetiştiriciliğine odaklanıyor.[1] Araştırma ekibi; Hindistan, Bangladeş, Kamboçya, Filipinler, Japonya, Kanada, ABD, Meksika, Brezilya, Norveç, Gana, Nijerya, Tanzanya ve Zambiya'daki 55 konumu kapsayan 42 çalışmayı inceledi. Bu alanlarda toplam iş gücünün yarısını kadınlar oluşturduğunu belirten araştırmacılar, sundukları önemli miktardaki katkılara rağmen kadınların genellikle iş konusunda görmezden gelindiğini, hak ettikleri ücreti alamadıklarını bildirmektedir. Hatta kimi durumlarda kadınlar, yaptıkları iş "ev işi" olarak görüldüğü için hiç ücret alamamaktadır.
İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana, tarımsal bitkilerin evrimi derinden değişti; tohum sistemlerimiz, artan nüfusun ihtiyaçlarını karşılamak için endüstriyel tarım yöntemleriyle yeniden şekillendi. Bu değişikleri yapanlar, tabii ki insanlardan başkası değil. Ancak Vermont Üniversitesi araştırmacıları, önümüzdeki yıllarda değişen iklim karşısında dünyayı ayakta tutacak tohumların, küçük ölçekli çiftçilerin tohumları olduğunu belirtiyor.
Vermont Üniversitesi evrimsel biyologu Yolanda Chen ise değişen iklim koşullarında küçük ölçekli çiftçilerin tohumları adapte etmesinin küresel gıda güvenliği için çok önemli olduğunu vurguluyor.
Uzayda yaşam düşüncesi, hem sanatta hem de bilimde insanları sürekli olarak etkilemiştir. Bilimkurgu filmlerinde sıkça rastladığımız uzayda yaşam konseptleri, bize farklı gezegenlerdeki olasılıkları hayal ettirir. Ancak bu konsepti bilimsel olarak ele aldığımızda, karşımıza aşılması gereken birçok zorluk çıkmaktadır. Ay'da, Mars'ta ve daha uzak bölgelerde insan yerleşimlerini düşündüğümüzde; seyahat süreleri, yiyecek temini, radyasyon riski gibi faktörler biyolojimiz adına ciddi sorunlar teşkil etmektedir. Derin uzaydaki zorlu çevre koşulları bazı düşünürleri, insanları Güneş Sistemi'nin daha uzak bölgelerine götürürken, gen düzenleme teknolojisinin bu zorlukların üstesinden gelmek konusunda bir çözüm olabileceği yönünde düşündürmektedir.
Astronom Martin Rees ve Donald Goldsmith, Astronotların Sonu (İng: "The End of Astronauts") adlı kitaplarında; insansız uzay araçları ve robotların Güneş Sistemi'ni keşfetmenin, insan göndermenin getirdiği maliyet ve risklerden kaçınarak daha avantajlı olabileceğini savunmaktadırlar. Ancak Rees; gen düzenleme teknolojisinin, insanları gezegenlerarası bir tür haline getirmede yardımcı olabileceğini de belirtmektedir. Bu noktada, insanlı keşfin savunucusu olan Dr. Zubrin ile aralarında bir miktar anlaşma sağlanmıştır.
Giderek yaygınlaşan aşırı sıcaklıklar, dünya genelinde birçok insan için giderek daha büyük bir tehdit oluşturuyor. Ancak bu durumdan etkilenenler sadece insanlar değil. Proceedings of the Royal Society B'de yayınlanan bir çalışmada araştırmacılar, sıcak hava dalgalarının yaban arılarının çiçeklerin kokusunu alma yeteneğini ciddi şekilde azaltarak beslenme ihtiyaçlarını tehlikeye atabileceğini gösteriyor. Bu bulgu, iklim değişikliğinin bu tozlaştırıcı hayvanların popülasyonlarını ve onlara bağlı insan endüstrilerini nasıl etkileyeceğini görmek açısından önemli. Çalışmaya dahil olmayan Fransa Ulusal Tarım, Gıda ve Çevre Araştırmaları Enstitüsü'nden saha ekoloğu Coline Jaworski, şöyle anlatıyor:
Soframıza gelen sebzelerin, meyvelerin, kuruyemişlerin ve baklagillerin çoğu için yaban arılarına teşekkür borçluyuz. Arılar gıda arzımızın yaklaşık üçte birini oluşturan mahsulleri tozlaştırıyor. Ancak arı popülasyonları yıllardır azalıyor ve çoğu araştırmacı bunun iki ana nedeni olduğunu düşünüyor. Bunlardan biri habitat kaybı, diğeri ise iklim değişikliği.
/content/214e8b33-cb21-4f86-84f4-b2edad722c2d.jpeg)
/content/9958e5f8-ca08-4183-a3d4-09a6d3cd43e5.jpeg)
/content/2d476d5a-3688-4a79-a8e3-8520d2fa80ef.jpeg)
/content/a498f7cb-d141-4c83-945f-28e80dbd62bc.jpeg)
/content/3cae93d0-50cd-4e75-b54e-a01678e43299.jpeg)