İçerikler - Sayfa 134
Çin Büyük Duvarı'nın bugünkü Moğolistan sınırındaki kuzey surlarının hemen ötesinde, bir katliamı belgeleyen bir toplu mezar yer alıyor. Yaklaşık 2100 yıl önce gömülen en az 17 iskeletin dağınık kemiklerinde sopa ile dövme, parçalama ve baş kesme izleri bulunuyor. Bazı kafataslarının bedenleri olmadan gömüldüğü anlaşılıyor.
Bu korkunç sahne, keşfedildiğinden beri tam 16 yıldır arkeologları şaşırtıyor. Bilim insanları, Moğolistan'daki antik bir kalenin kalıntılarının yakınında bulunan bu kemiklerin Çin Han Hanedanı ile göçebe bir bozkır savaşçıları imparatorluğu olan Hun arasında yaşanan tarihi bir savaş sırasında öldürülen askerlere ait olduğunu düşünüyordu. Ancak mezarın hangi tarafın savaşçılarına ait olduğu gizemini koruyordu. Bu detay, bu kritik çatışma sırasında kaleyi kimin kontrol ettiğini ortaya çıkarabilirdi. Geçtiğimiz ay Journal of Archaeological Science dergisinde yayınlanan bir çalışma, antik DNA dizilimini kullanarak ve kemiklerdeki izotopları analiz ederek bu soruya yanıt bulmuş olabilir.[1]
Yaklaşık 12.000 yıl önce, Anadolu’nun tozlu bir köşesinde yaşayan insanlar tarım devrimini başlattı. Onların soyundan gelenler kısa sürede Avrupa’nın batısına yayıldılar ve yanlarında, arkeologların Neolitik geçiş olarak adlandırdığı bir yaşam tarzı değişimini simgeleyen hayvan sürüleri, evcilleştirilmiş bitkiler ve çömlekçilik getirdiler. Birkaç bin yıl boyunca, bu tarımın öncüsü olan topluluklar, son buzul çağından beri Avrupa’da yaşayan avcı-toplayıcıları özümseyip büyük ölçüde yerini aldı.
Nature dergisinde yayınlanan yeni DNA sonuçları, Kuzey Afrika'daki avcı-toplayıcıların bir şekilde bu senaryoyu tersine çevirdiğini gösteriyor.[1]
Taş Devri, muhtemelen 3 milyon yıl kadar önce başlayan, insan atalarımızın ve yakın kuzenlerinin kayalardan çok çeşitli aletler yontmayı öğrendikleri bir dönem olan ilk "sanayi devrimi"ydi. ncak döneme adını veren "taş" ağırlıklı bu sürecin yanı sıra, bu dönemdeki insanların kemikten de sıklıkla yararlandığı biliniyor. Bunun ne kadar erken başladığı ve ne zaman yaygın hale geldiği ise belirsizliğini koruyordu.
Ancak araştırmacıların Tanzanya'nın Olduvai Boğazı'nda buldukları kemik aletler, erken homininlerin bu sanatı 1,5 milyon yıl öncesine kadar sistematik olarak uyguladıklarını ve su aygırları, filler ve diğer büyük hayvanların iskeletlerinden ağır kesici aletler yaptıklarını gösteriyor. Nature dergisinde yayınlanan bulgu, bu eski zanaatkârların teknolojik yenilikleri bir malzemeden diğerine aktarmak için yeterli bilişsel kapasiteye sahip olduklarını da ortaya koyuyor.[1] Çalışmaya dahil olmayan Witwatersrand Üniversitesi'nden arkeolog Lucinda Backwell, şöyle anlatıyor:
Hayvanlara takılan sensörler, deniz yaşamı üzerindeki insan etkisini izlemek ve azaltmak için değerli veriler topluyor. Kobe Üniversitesi'nin derleme makalesi, çeşitli kaynaklardan gelen verilerin entegrasyonunun önemini vurguluyor ve açık erişim ile paylaşılan standartlara dayalı bir "hayvanlar internetini" savunuyor.[1]
İnsanlık, balıkçılıktan kirliliğe, tekne gürültüsünden inşaat ve madenciliğe kadar geniş bir yelpazedeki faaliyetlerle deniz yaşamını etkiliyor. Sürdürülebilir bir yaşam için, faaliyetlerimizin deniz canlıları üzerindeki etkisini izlemeli ve bu verileri etkili politikalar geliştirmek için kullanmamız gerekiyor. Kobe Üniversitesi hayvan ekolojisti Iwata Takashi şunları aktarıyor:
Komşuları yaklaşan felaketten çılgınca kaçarken, bir adam sıcak yatağında uyumaya devam ediyordu. Nedeni ne olursa olsun o da Pompeii'nin hemen kuzeyindeki antik Roma kenti Herculaneum'un diğer 2000 sakiniyle birlikte Vezüv Yanardağı'ndan kaçamamıştı. Şehrin üzerinden bir hışımla geçen ilk kavurucu kül bulutu beyni siyah cam benzeri parçalara dönüşmüştü. Scientific Reports dergisinde yayınlanan yeni bir analiz, MS 79'da bu kişi ve komşularının nasıl öldüğüne dair bilgiler sunuyor.[1]
Bilim insanları uzun süredir Herculaneum halkının kenti Pompeii ile birlikte gömen kızgın kaya, kül ve gaz seli tarafından yok edildiğini düşünüyordu. Araştırmacılar 2020'de siyah, parlak camsı parçacıkları keşfettiklerinde yeni bir suçlu da ortaya çıkmış oldu. Enkaz selinden önce gelen ani bir kül bulutunun da bu ölümde parmağı olabilirdi. Suçun kanıtlanması ise beynin gerçekten cam haline gelip gelmediğinin kanıtlanmasına bağlıydı. Çalışmaya katılmayan 21st Century Medicine'dan kriyobiyolog Brian Wowk şöyle anlatıyor:
/content/d1a8c41a-9579-4858-98c1-dd5ebe5f89fc.jpeg)
/content/a248d991-f8bf-43fb-9c38-acf9ff9f61e3.jpeg)
/content/16af3ed2-0eea-4252-a9d6-a443264b013f.jpeg)
/content/2a598921-2cae-4d4d-be2d-682c0ad86c12.jpeg)
/content/d59141dd-901a-42ea-9ac5-9e82a30a93e5.jpeg)