İçerikler - Sayfa 128
Birkaç milyar yıl sonra, Güneş yakıtını tüketmeye başlayacak ve şu anki boyutunun yüzlerce katına kadar şişerek Dünya'yı ve diğer iç gezegenleri ateşli bir plazma sisi içinde yutacak. Astrofizikçiler başlangıçta bunun, bir yıldızın gezegenlerini yok etmesinin tek yolu olduğunu düşünüyordu. Ancak şimdi, NASA'nın James Webb Uzay Teleskobu uzay aracıyla çalışan gökbilimciler, The Astrophysical Journal dergisinde yayınladıkları bir makalede bir gezegenin kendisini konak yıldızına düşürmesi yoluyla ölebileceğini keşfetti.[1] Araştırmaya dahil olmayan San Diego Kaliforniya Üniversitesi'nden ötegezegen araştırmacısı Adam Burgasser şunları söylüyor:
Samanyolu Galaksimizde 12.000 ışık yılı uzaklıkta bulunan yıldız, ilk kez 2023 yılında parlak bir şekilde parladığında araştırmacıların dikkatini çekmişti. Palomar Gözlemevi'ndeki 1,2 metrelik teleskop üzerindeki Geçici Zwicky Tesisi tarafından yakalanan bu ilk gözlem, yıldızın kırmızı dev aşaması olarak adlandırılan yaşam sonu genişlemesi sırasında bir gezegeni yuttuğunu düşündürdü.
Üretken yapay zekanın işçi verimliliğini artırmadan bilimsel araştırmaları geliştirmeye kadar uzanan potansiyel faydalarına duyulan geniş çaplı heyecan, birçok yerde karşımıza çıkmaktadır. Bu yeni teknolojinin hızlı gelişimi birçok sektörde kullanılmak üzere güçlü modellerin üretilmesini sağlamışsa da bırakın potansiyel zararları azaltmayı, bu üretken yapay zeka furyasının çevresel sonuçlarının neler olacağını kestirmek bile çok zordur.
Her biri milyarlarca parametre kullanan GPT-4 gibi üretken yapay zeka modellerini eğitmek için gereken bilgisayar gücü, muazzam miktarlarda elektrik kullanılmasını gerektirir. Bu kullanım karbon emisyonlarının yükselmesine ve elektrik şebekelerine ekstra bir yük yüklenmesine sebep olur.
Pankreas, karın boşluğunda bulunan, sindirim enzimleri ve hormonlar salgılayan hayati bir organdır. Pankreas kanseri, pankreastaki hücrelerin kontrolsüz şekilde çoğalmasıyla ortaya çıkan ciddi bir hastalıktır. En yaygın türü olan pankreas duktal adenokarsinomu (PDAC), pankreasın sindirim enzimlerini taşıyan kanallarını kaplayan hücrelerde gelişir ve tüm pankreas kanserlerinin büyük bir kısmını oluşturur. Erken evrelerde belirti vermemesi nedeniyle hastalık genellikle ilerleyip diğer organlara yayıldığında teşhis edilir.[1]
Pankreas kanserinin oluşumu, hücrelerin DNA’sındaki mutasyonlar sonucu normal büyüme ve bölünme süreçlerinin bozulmasıyla başlar. Bu kontrolsüz çoğalma, kanserli hücrelerin çevre dokulara ve uzak organlara yayılmasına (metastaza) yol açabilir. Genellikle 55 yaş ve üzerindeki bireylerde daha sık görülür ve erkeklerde kadınlara kıyasla daha yaygındır. Sigara kullanımı, obezite, diyabet ve kronik pankreatit gibi faktörler hastalığın gelişme riskini artırabilir. Ayrıca Lynch sendromu, Peutz-Jeghers sendromu ve Von Hippel-Lindau sendromu gibi genetik sendromlar da pankreas kanserine yatkınlığı artıran unsurlar arasındadır. Erken teşhis zorluğu nedeniyle hastalığın ölüm oranları yüksektir; teşhis konulduktan sonra her on kişiden yalnızca biri beş yıl boyunca hayatta kalabilmektedir.[2]
Amerika'nın en zenginleri arasında olsanız bile ne kadar uzun yaşayacağınız ne kadar zengin olduğunuzdan çok nerede yaşadığınıza bağlı olabilir! Brown Üniversitesinden yeni bir araştırma, her ekonomik seviyedeki Amerikalıların neden Avrupalılara kıyasla daha kısa süre yaşadığını ortaya koyuyor. Peki, Amerika’nın en zengin bireylerini bile Avrupalı denklerine kıyasla daha sağlıksız yapan gizli faktörler neler? Ve ABD, Avrupa’nın daha sağlıklı yaşam tarzından hangi dersleri çıkarabilir?
New England Journal of Medicine'da yayımlanan çalışma, ABD ve çeşitli Avrupa bölgelerinden 50 ila 85 yaşları arasındaki 73.000'den fazla yetişkine ait on yıllık hayatta kalma verilerini analiz etti. Araştırmacılar, zenginliğin genel olarak daha uzun bir yaşamla ilişkili olduğunu doğruladı. Ancak araştırma aynı zamanda çarpıcı bir eşitsizliği de ortaya koydu: Amerika'nın en zengin bireyleri bile, benzer düzeyde varlıklı Avrupalılar kadar uzun yaşamıyordu. Dikkat çekici bir şekilde, varlıklı Amerikalıların yaşam beklentisi, Almanya, Fransa ve Hollanda gibi ülkelerdeki en yoksul vatandaşlarınkiyle karşılaştırılabilir düzeydeydi.
Plastiği bu kadar çok yönlü kılan eşsiz yapısı, aynı zamanda onu zararlı mikro ve nano ölçekli parçacıklara ayrışmaya karşı savunmasız hale getiriyor. Dünya, trilyonlarca mikroskobik ve nanometre boyutlu plastik parçacığıyla doludur. Bu parçacıkların bazıları virüslerden bile küçüktür ve bu boyutları, onların hücresel fonksiyonları bozabilecek, hatta DNA’yı değiştirebilecek kadar küçük olmalarını sağlar. Araştırmacılar şimdi, bu parçacıkları Antarktika karından insan kanına kadar neredeyse her ortamda tespit ettiklerini belirtiyor.
Nature Communications dergisinde yayınlanan çalışmada bilim insanları, bu küçük plastik parçaların yaygın şekilde oluşumunun arkasındaki moleküler mekanizmaları ortaya koydu.[1] Plastik piyasaya ilk çıktığı 75 yıl öncesinden bu yana kullanımı neredeyse evrensel hale geldi ve nanoplastiklerin varlığı da aynı ölçüde yaygınlaştı.
/content/622d3b58-949f-45e6-9159-b0fdc2d46701.jpeg)
/content/9ea7047f-b43a-4c49-a732-7401d3891bb0.jpeg)
/content/79dd45e5-36bb-4ce0-bf10-8c3d147bee99.jpeg)
/content/f95c4013-99f2-4400-8888-8f142756c850.jpeg)
/content/f8b093e0-c4b4-4255-bcc0-76f3d8accc1b.jpeg)