Evrim Ağacı Logo
Evrim Ağacı
Karanlığı bilimle fethet!
Ece Müker
Bilim Haberleri
550 Milyon Yıllık Fosil, Sağ Elini Kullanan İlk Hayvanı Ortaya Koydu: Evrimsel Bir Yolculuğun Başlangıcı.
550 Milyon Yıllık Fosil, Sağ Elini Kullanan İlk Hayvanı Ortaya Koydu: Evrimsel Bir Yolculuğun Başlangıcı.
Scientific Reports dergisinde yayımlanan yeni bir çalışma, bilinen en eski hayvandan sağ yönelim eğilimi, yani "sağ ellilik" tespit etti. Amerikan Doğa Tarihi Müzesi'nden Scott Evans liderliğindeki ekip, 100'den fazla Spriggina floundersi fosili üzerinde gerçekleştirilen kapsamlı analizin sonuçlarını paylaştı.
Güney Avustralya'da bulunan bu fosiller, yaklaşık 550 milyon yıl önce Ediyakara Dönemi'nde yaşamış küçük, yassı ve segmentli bir solucana ait. Baş yapısıyla bilinen en eski hayvan unvanını taşıyan Spriggina, 2-10 santimetre uzunluğundaydı. Fosillerinin büyük çoğunluğunun sola doğru eğilmesi, hayvanın yaşarken sağa doğru kıvrılmayı tercih ettiğine işaret ediyor; çünkü fosiller canlıların ayna görüntüsünü koruyor.
Araştırmacılar bu eğilimin gerçekten davranışsal mı yoksa okyanus akıntıları ya da ölüm sonrası kuruma gibi dış etkenlerden mi kaynaklandığını sorguladı. Ayrıntılı alan çalışmaları sonucunda aynı katmandaki fosillerin farklı yönlere ve farklı kıvrım açılarına sahip olduğu; hatta bazılarının altlarında sediman bulunduğu görüldü. Bu durum, Spriggina'nın deniz tabanına sabit olmadığını ve özgürce hareket edebildiğini kanıtlıyor.
Evans, fosilleşmiş hayvanların yönelim oranını hesapladığında şaşırtıcı bir sonuçla karşılaştı: Sola eğilen fosiller sağa eğilenlerden yaklaşık iki kat fazlaydı. Bu tam olarak günümüz hayvanlarında sağ el tercihini belirlemek için kullanılan istatistiksel oranla örtüşüyor. Bulgular, sağ-sol yönelim gibi temel davranışsal özelliklerin kökeninin yarım milyar yıldan daha eskiye uzandığını ve ilk hayvanların düşündüğümüzden çok daha karmaşık olduğunu ortaya koyuyor.
508 görüntülenme
Bu gönderi Evrim Ağacı tarafından öne çıkarılmıştır.
3
Paylaş
Ece Müker
Bilim Haberleri
Martı Gibi Uçan, Yunuslar Gibi Yüzen Robot: MIT'nin Hava-Su Geçişli Robotu Tarihe Geçti.
Martı Gibi Uçan, Yunuslar Gibi Yüzen Robot: MIT'nin Hava-Su Geçişli Robotu Tarihe Geçti.
Science dergisinde yayımlanan yeni bir çalışma, hem havada uçabilen hem suda yüzebilen ve iki ortam arasında geçiş yapabilen ilk robot kuşu tanımlıyor. MIT'ten mekanik mühendis Raphael Zufferey liderliğindeki ekip, iki yıllık geliştirme sürecinin ardından bu tasarımı hayata geçirdi.
İlham kaynağı Atlantik martısı ve puffin gibi dalgıç kuşlar: Bu hayvanlar aynı kanatları hem uçmak hem yüzmek için kullanabiliyor. Robotun tasarımında iki kritik karar alındı. Birincisi, bacak eklenmedi; robotun yalnızca kanatlarıyla sudan havalanabilmesi hedeflendi. İkincisi, katlanabilir kanat yapısı yerine karbon fiber çubuklarla desteklenmiş naylon kumaştan yapılan esnek sabit kanatlar tercih edildi. Merkezi gövde kasıtlı olarak açık bırakıldı; böylece su sisteme dolarak elektronik bileşenlerin ayrı ayrı su geçirmez hale getirilmesine rağmen robotun nötr yüzdürme kuvveti (ne batma ne yüzme) sağlanabiliyor.
Tek şarjla yaklaşık 6 kilometre uçabilen ya da 1,6 kilometre yüzebilen robot, Sudan havalanmak için saniyede 10 kez kanat çırparak yeterli hız ve itme kuvveti üretiyor. Cenevre Gölü'nde gerçekleştirilen testlerde saniyenin altında bir sürede yüzey geçişi başarıyla tamamlandı.
Potansiyel uygulamalar arasında zararlı alg çiçeklenmelerinin izlenmesi, mercan resifleri ve balık stoklarının takibi ile kıyı erozyonu gözlemi yer alıyor. Portland Üniversitesi'nden biyolog Glenna Clifton, bu robotu "yüzme, uçma ve iki ortam arasında geçiş performansında çığır açan bir adım" olarak nitelendiriyor.
328 görüntülenme
Bu gönderi Evrim Ağacı tarafından öne çıkarılmıştır.
5
Paylaş
Ece Müker
Bilim Haberleri
El Niño'nun Şiddetini Azaltmak Mümkün mü? Deniz Bulutu Parlatma Simülasyonları Umut Verdi.
El Niño'nun Şiddetini Azaltmak Mümkün mü? Deniz Bulutu Parlatma Simülasyonları Umut Verdi.
Science Advances dergisinde yayımlanan yeni bir çalışma, "deniz bulutu parlatma" (marine cloud brightening, MCB) adı verilen jeomühendislik yönteminin El Niño olaylarını zayıflatabileceğini öngörüyor. Chicago Üniversitesi'nden iklim bilimcisi Jessica Wan liderliğindeki ekip, 1997-1998 ve 2015-2016 El Niño olaylarını bilgisayar simülasyonlarıyla yeniden modelledi.
Araştırmanın ilham kaynağı ilginç: 2019-2020 Avustralya orman yangınları atmosfere büyük miktarda aerosol fırlattı ve bu parçacıklar güneydoğu subtropikal Pasifik Okyanusu üzerindeki bulutları parlatarak çok yıllı bir La Niña olayını tetikledi. Ekip, bu "fırsatçı deneyin" kasıtlı olarak tekrarlanıp tekrarlanamayacağını sorguladı.
Simülasyonlarda deniz tuzları gibi aerosollerin Pasifik'in belirli bir bölgesine enjekte edilmesi, bulutları daha parlak ve yansıtıcı hale getirerek bölgeyi soğutuyor; bu da El Niño dinamiklerini zayıflatıyor. Zamanlamanın kritik olduğu ortaya çıktı: 2015-2016 olayı için Haziran'dan başlayan enjeksiyonlar en güçlü soğumayı sağlarken Aralık'ta başlamak çok daha az etkili oldu.
Ancak bilim insanları temkinli. Cornell'den Daniele Visioni, bulgunun ilgi çekici olduğunu ama "kesin yanıt olmadığını" vurguluyor. Exeter'dan James Haywood ise farklı simülasyonların çok daha güçlü bir La Niña'yı tetikleyebileceğini gösterdiğini hatırlatıyor. Dünyanın yeni bir El Niño eşiğinde olduğu şu günlerde araştırmacılar, bu yöntemin mevcut olay için uygulanmasının teknik ve sosyolojik engeller nedeniyle henüz mümkün olmadığını belirtiyor.
481 görüntülenme
Bu gönderi Evrim Ağacı tarafından öne çıkarılmıştır.
10
Paylaş
Ece Müker
Bilim Haberleri
Uzayda Ticari Nükleer Güç Çağı Başladı: BOHR CubeSat Tarihin İlk Ticari Nükleer Uydusunu Taşıyor.
Uzayda Ticari Nükleer Güç Çağı Başladı: BOHR CubeSat Tarihin İlk Ticari Nükleer Uydusunu Taşıyor.
Miami merkezli City Labs, 8 Temmuz'da SpaceX'in Falcon 9 roketi aracılığıyla tarihin ilk ticari nükleer güçlü uydusunu yörüngeye taşıdı. BOHR (Betavoltaic Orbital High-Reliability) adlı bu küçük CubeSat, softbol büyüklüğündeki "1U" platformunu kullanıyor ve tritiyum adlı radyoaktif bir hidrojen izotopunun bozunmasından elektrik üreten bir betavoltaik pil taşıyor.
Betavoltaik piller, güneş pillerinden farklı olarak günışığına bağımlı değil; düşük güçlü uygulamalar için uzun süreli ve sürekli enerji sağlıyorlar. BOHR'un ürettiği güç nanowatt ile mikrowatt arasında çok küçük; uydunun gündelik işlemleri ise geleneksel güneş panelleriyle yürütülüyor. Nükleer pil yalnızca deney yükleri için kullanılacak.
Bu misyonun tarihi önemi iki açıdan büyük: Birincisi, daha önce yalnızca NASA ve ABD ordusu gibi devlet kurumları uzayda nükleer güç kaynaklarını işletebiliyordu. BOHR, FAA'nın yeni nükleer fırlatma onay sürecinden geçen ilk ticari nükleer misyon oldu. İkincisi, ticari uzay nükleer gücü için önemli bir emsal oluşturuyor.
Gelecekteki potansiyel uygulamalar arasında Ay'ın kalıcı gölge kraterleri için sensör ağları (NASA ile birlikte çalışma), askeri şifreleme cihazları için tritiyum piller ve tıbbi implante cihazlar yer alıyor. City Labs CEO'su Peter Cabauy bu misyonu "kalıcı, güneş ışığına veya pil ömrüne bağımlı olmayan ticari nükleer güç sistemlerinin rutin dağıtıma hazır olduğunun kanıtı" olarak nitelendiriyor.
346 görüntülenme
Bu gönderi Evrim Ağacı tarafından öne çıkarılmıştır.
6
Paylaş
Ece Müker
Bilim Haberleri
Bilim İnsanları Laboratuvarda "Yapay Hücre" Üretti: SpudCell Neleri Değiştirecek?
Bilim İnsanları Laboratuvarda "Yapay Hücre" Üretti: SpudCell Neleri Değiştirecek?
Bilim insanları, tamamen yapay bileşenlerden oluşan ve beslenip büyüyerek bölünebilen SpudCell adlı sentetik bir hücre sistemi geliştirdi. BioRxiv üzerinde yayımlanan ancak henüz hakemli bir dergide değerlendirilmeyen çalışma, hücre döngüsünü laboratuvar ortamında "sıfırdan" gerçekleştiren ilk başarılı "bottom-up" (aşağıdan yukarıya) yaklaşım olarak dikkat çekiyor. Enerji üretimi gibi temel işlevlerden yoksun olan SpudCell'in, gelecekte ilaç, gübre ve plastik gibi endüstriyel ürünlerin biyolojik yollarla üretilmesinde kullanılacak bir "biyolojik fabrika" platformuna dönüştürülmesi hedefleniyor.
473 görüntülenme
Bu gönderi Evrim Ağacı tarafından öne çıkarılmıştır.
3
Paylaş
Yapay Zekalar Uluslararası Matematik Olimpiyatında İlk Kez Altın Madalya Seviyesine Ulaştı!
Yapay Zekalar Uluslararası Matematik Olimpiyatında İlk Kez Altın Madalya Seviyesine Ulaştı!

Yapay zeka modelleri, dünyanın en önde gelen matematik yarışmalarından biri olan Uluslararası Matematik Olimpiyatları'nda (İng: "International Mathematical Olympiad", IMO) tarihte ilk kez altın madalya seviyesinde prestijli bir başarıya imza attı. Bu başarı, yapay zeka teknolojisinin en büyük destekçileri için inkar edilemez bir övünç hakkı olsa da şu anda, Google ve OpenAI'nin en gelişmiş yapay zeka programları bile hala son derece zeki bir genci geçebilmiş değil.

Her ne kadar kulağa tuhaf gelse de karmaşık matematik, yapay zekanın hâlâ en büyük engellerinden biri. Bunun neden böyle bir sorun olmaya devam ettiğine dair pek çok analiz mevcut, fakat genel olarak bu durum, yapay zeka teknolojinin çalışma prensiplerinden kaynaklanıyor. ChatGPT ve Google Gemini gibi yapay zekalar, bir komut aldığında kelimeleri ve harfleri "token" denilen küçük parçalara ayırıyor, sonra bunları analiz edip uygun bir cevap tahmin ediyor. Yapay zeka için bir cevap, sadece en olası token dizisi demek. Ancak biz insanlar; kelimeleri, cümleleri ve düşünceleri bir bütün olarak algılıyoruz.

26
Paylaş
Yapay Zeka, Ünlü Bir Latin Yazıtı Hakkında Yeni Detaylar Ortaya Çıkardı!
Yapay Zeka, Ünlü Bir Latin Yazıtı Hakkında Yeni Detaylar Ortaya Çıkardı!

Bir yapay zeka sistemi, iki bronz sütunun üzerine işlenmiş ve Roma tarihi boyunca kopyaları yapılmış en ünlü Latin yazıtlarından biri olan Res Gestae Divi Augusti (Tr: "Yüce Augustus'un Fiiliyatı", "Augustus'un Eylemleri") isimli yazıt hakkında yeni detaylar ortaya çıkardı. Araştırmacılar, otobiyografik olduğu düşünülen yazıtı analiz etmek için Aeneas adlı bir yapay zeka kullandı. Diğer Latin yazıtlarıyla karşılaştırıldığında Augustus'un Eylemleri, Romanın yasal belgelerinde kullanılan dil ile benzerlikler gösteriyor. Ayrıca, emperyal siyasi söylemler veya emperyal gücü sürdürmeye yönelik bir mesajlar içeriyor. Google DeepMind'da bilgisayar mühendisi olarak çalışan ve bu makalenin ortak yazarı olan Yannis Assael şöyle söylüyor:

Assael ve ekibi daha önce antik Yunan yazıtlarını restore ve kategorize etmeye yarayan Ithaca isimli bir yapay zeka sistemi geliştirmişti. Adını Romalıların efsanevi atası, Truva kahramanı Aeneas'tan alan sistem ise Ithaca'nın sistemi ile benzer şekilde çalışıyor ancak Yunanca yerine Latince kullanıyordu.

16
Paylaş
Tüm Reklamları Kapat
Araştırmacılar X-Işını Kullanarak Moğol Parşömenini Açmadan Okumayı Başardı!
Araştırmacılar X-Işını Kullanarak Moğol Parşömenini Açmadan Okumayı Başardı!

Moğol göçebelerinin yaptığı narin, antika bir Budist parşömeni, onlarca yıl müze deposunda saklandıktan sonra Almanya'daki Helmholtz-Zentrum Berlin (HZB) araştırma enstitüsündeki ekip, Journal of Cultural Heritage dergisinde yayınlanan bir makalede bu değerli eseri fiziksel olarak açarak zarar verme potansiyelinden dolayı 3 boyutlu X-ışını tomografisi ve yapay zeka yardımıyla parşömenin içini inceledi.[1]

Yüzyıllar boyunca Moğolistan'ın göçebe halkları, sadece kendilerinin ve yük hayvanlarının taşıyabileceği kadar eşyaya sahipti. Budist aileler için bu eşyalar arasında genellikle içinde sanat eserleri, süs eşyaları ve manevi anlam taşıyan nesneler bulunan taşınabilir bir tapınak olan gungervaa da olurdu. En dikkat çekici parçalardan biri ise "dharani" adı verilen, genellikle 4,8 x 1,8 x 1,8 cm boyutlarında, ipek kumaşa sarılı, sıkıca rulo yapılmış küçük dua parşömenleriydi. Bu gelenek, 1921'deki Sovyet destekli Moğol Devrimi sırasında neredeyse tamamen yok oldu ve birçok eser bu süreçte tahrip edildi. Ancak bir tapınak bu dönemi atlatmayı başardı. Kökeni tam olarak bilinmese de bu kalıntı 1932 yılında Almanya'daki Etnoloji Müzesi'ne ulaştı.

54
Paylaş
Mars Bir Çöl Gezegeni Olmaya Mahkum muydu?
Mars Bir Çöl Gezegeni Olmaya Mahkum muydu?

Gezegen biliminde hâlâ çözülememiş büyük gizemlerden biri, Mars’ın yüzeyinde saklıdır. Bir zamanlar nehirlerin şekillendirdiği vadiler, bu gezegenin geçmişte sıvı su barındıracak kadar ılıman bir iklime sahip olduğunu gösteriyor. Peki, Mars nasıl oldu da bugünkü haliyle yaşama elverişsiz, kuru ve soğuk bir çöl gezegenine dönüştü?

Chicago Üniversitesi’nden gezegen bilimci Edwin Kite öncülüğünde yapılan bir araştırma, Mars’ın neden uzun süre sıcak ve yaşanabilir kalamadığına dair yeni bir bakış açısı sunuyor.

49
Paylaş
Yapay Zekâ, Yok Olmanın Eşiğindeki Bir Kuş Türünü Kurtarmaya Yardımcı Oluyor!
Yapay Zekâ, Yok Olmanın Eşiğindeki Bir Kuş Türünü Kurtarmaya Yardımcı Oluyor!

Pasifik Okyanusu’nun ortasında bulunan Samoa adasının ormanlarında bir kuş türünün nesli tükenmek üzereydi. Ta ki bilim ile teknolojinin güçlerini birleştirdiği noktada yeni bir umut ışığı doğana dek. Adı pek bilinmeyen ama taşıdığı tarihsel yük nedeniyle oldukça önemli olan Dişli Gagalı Güvercin ya da yerel adıyla Manumea, yapay zekâ destekli yeni bir projeyle belki de yok olmaktan kurtulacak.

Manumea (Didunculus strigirostris), yalnızca Samoa adalarında bulunan büyük bir orman güvercini. Ne var ki bu kuşun taşıdığı anlam yalnızca yerel bir sembol olmanın ötesine geçiyor. Zira genetik açıdan nesli tükenmiş dodo kuşuna en yakın yaşayan akraba olarak kabul ediliyor. Ne yazık ki bu benzerlik yalnızca genetikle sınırlı değil, neslinin tükenme tehlikesiyle karşı karşıya olması bakımından da dodo kuşunun kaderini paylaşıyor.

39
Paylaş