Evrim Ağacı Logo
Evrim Ağacı
Karanlığı bilimle fethet!
Ece Müker
Bilim Haberleri
Havadaki Mikroplastikler İklimi de Isıtıyor: Kara Karbonun Yüzde 16'sı Kadar Etki.
Havadaki Mikroplastikler İklimi de Isıtıyor: Kara Karbonun Yüzde 16'sı Kadar Etki.
Nature Climate Change dergisinde yayımlanan yeni bir çalışma, atmosferdeki mikro ve nanoplastik parçacıkların (MNP) daha önce hiç hesaba katılmamış bir iklim ısıtma etkisi yarattığını ortaya koyuyor. Fudan Üniversitesi başta olmak üzere uluslararası bir ekip tarafından yürütülen araştırma, bu parçacıkların güneş ışığını absorbe ederek atmosferi ısıttığını gösteriyor.
 
Araştırmacılar, radyatif transfer modeli ve deneysel optik ölçümleri birleştirerek renkli plastik parçacıkların ışık emme kapasitesinin temiz plastiklere kıyasla 74,8 kat daha yüksek olduğunu hesapladı. Modellere göre küresel yüzey konsantrasyonları metreküp başına 4,18 mikroplastik parçacığa ulaşıyor. Bu parçacıkların yarattığı ortalama doğrudan radyatif zorlama değeri metrekare başına 0,039 watt olarak hesaplandı; bu rakam, iklim üzerinde önemli etkisi bilinen kara karbonun (is) ısıtma gücünün yüzde 16,2'sine karşılık geliyor.
 
Özellikle dikkat çekici olan, Kuzey Pasifik Subtropikal Girdabı üzerindeki bölgesel etki: Bu alanda plastiklerin yarattığı ısıtma etkisi metrekare başına yaklaşık 1,34 watt ile kara karbonun 4,7 katına ulaşıyor. Araştırmacılar ayrıca plastiklerin atmosferde yaşlanmasının genel optik özelliklerini büyük ölçüde değiştirmediğini de gösterdi.
 
Bulgular, plastik kirliliğinin yalnızca ekolojik değil, doğrudan iklimsel bir sorun olduğuna işaret ediyor ve iklim modellerinde bugüne kadar göz ardı edilen bu faktörün artık hesaba katılması gerektiğini vurguluyor.

298 görüntülenme
Bu gönderi Evrim Ağacı tarafından öne çıkarılmıştır.
5
Paylaş
Yasin Kayalar
Aklımdan Geçen
Herşey her an kuantum dalgalanma halinde. Kim kuantum fiziği sadece mikroda geçerli derse büyük bir kavrayış eksikliği, yanılgı ve hata içinde. Klasik fizik diye bir şey evrende yoktur. Bu sadece kuantum fiziği ile gerçekleşen sonuçlara ve etkileşimlere yönelik yaptığımız algısal bir yanılsamadan ibaret.
353 görüntülenme
0
Paylaş
Ece Müker
Bilim Haberleri
Halley Kuyruklu Yıldızı'nın Enkazından Oluşan Eta Aquarid Meteor Yağmuru 9-10 Mayıs'ta Zirveye Ulaşıyor.
Halley Kuyruklu Yıldızı'nın Enkazından Oluşan Eta Aquarid Meteor Yağmuru 9-10 Mayıs'ta Zirveye Ulaşıyor.
Her yıl Mayıs ayında tekrarlanan Eta Aquarid meteor yağmuru, 9-10 Mayıs gecesi zirveye ulaşacak. Bu meteor yağmurunun kaynağı, yaklaşık 76 yılda bir Güneş'in etrafında yörünge çizen ve en son 2061'de görülmesi beklenen Halley Kuyruklu Yıldızı'nın bıraktığı enkaz izi.
 
Bu yıl gözlem koşulları tam anlamıyla ideal sayılmaz: Yüzde 84 dolulukta olan azalan kavislenen ay, gökyüzünü aydınlatarak daha soluk meteorların görülmesini engelleyecek. Güney Yarımküre'den gözlemciler yoğun saatlerde saatte yaklaşık 50 meteor görebilirken bu sayı dolunay nedeniyle yarıya inebilir. Kuzey Yarımküre'den ise saatte 10'dan az meteor görülmesi bekleniyor.
 
En iyi gözlem için şafaktan hemen önce, şehir ışıklarından ve yüksek binalardan uzak bir noktadan doğu ufkuna, Kova takımyıldızı ve Eta Aquarii yıldızının bulunduğu yöne bakılması öneriliyor. Mümkünse parlak ay manzarayı engellemeyecek bir konum seçmek de faydalı olacak. Gözlerin karanlığa alışması için en az 20 dakika beklemek ve telefon ekranından uzak durmak gerekiyor.
 
Meteor yağmurları, Dünya'nın kuyruklu yıldız ya da asteroit artıklarından oluşan iz bantlarından geçmesi sırasında bu parçacıkların atmosfere son derece yüksek hızlarda girerek yanmasıyla oluşuyor.

349 görüntülenme
Bu gönderi Evrim Ağacı tarafından öne çıkarılmıştır.
6
Paylaş
Ece Müker
Bilim Haberleri
Artemis II Astronotları Anlattı: Ay'ın Karanlık Yüzüne Yaklaşmak "Gerçekten Tuhaf"tı
Artemis II Astronotları Anlattı: Ay'ın Karanlık Yüzüne Yaklaşmak "Gerçekten Tuhaf"tı
Artemis II mürettebatı, 10 günlük uzay yolculuğundan döndükten sonra yaşadıklarını paylaşmaya devam ediyor. Dört astronot hem Ay'ın uzak yüzüne yaklaşmanın nasıl bir his olduğunu hem de uzayın insan vücudu üzerindeki şaşırtıcı etkilerini anlattı.
 
Kanadalı astronot Jeremy Hansen, Ay'ın uzak yüzünü görmenin beklediklerinden daha erken gerçekleştiğini söyledi: Açıları sayesinde normalde Dünya'dan hiç görülemeyen Ay'ın arka bölgelerini uzaktan seyreden mürettebat hemen pencerelere üşüştü. Hansen bu anı "tuhaf" olarak nitelendirdi.
 
Öte yandan Christina Koch, görevin en gergin anının kalkış değil, geri dönüş olduğunu vurguladı: "Bir gezegene geri dönmek şaka değil; yeniden girişte gerçek bir plazma topuna dönüşüyorsunuz ve her pencereden alev görüyorsunuz."
 
Koch'un paylaştığı en çarpıcı bilim ise uzayın insan vücudu üzerindeki etkisi oldu. Günde 30 dakika direnç egzersizi yapmalarına karşın Koch, iniş sonrası 7. günde bile düz yürümekte güçlük çektiğini sosyal medyadan paylaştı. Bunu, sıfır yerçekiminde beynin denge organlarından gelen sinyalleri görmezden gelmeye adapte olmasıyla açıkladı. Koch, bu tür araştırmaların yalnızca uzay tıbbı için değil, vertigo, beyin sarsıntısı ve nörovestibüler bozuklukların tedavisi için de değerli veriler sunduğunu belirtti.

336 görüntülenme
Bu gönderi Evrim Ağacı tarafından öne çıkarılmıştır.
8
Paylaş
Ece Müker
Bilim Haberleri
Dinozorlar Olmasaydı Daha Uzun mu Yaşardık? "Uzun Ömür Darboğazı" Hipotezi.
Dinozorlar Olmasaydı Daha Uzun mu Yaşardık? "Uzun Ömür Darboğazı" Hipotezi.
Birmingham Üniversitesi'nden mikrobiyolog João Pedro de Magalhães, BioEssays dergisinde yayımladığı çalışmasında insanların neden bu kadar hızlı yaşlandığını açıklamak için alışılmadık bir noktaya, Mezozoik dönemin dinozor dünyasına gidiyor.
 
De Magalhães'in "uzun ömür darboğazı hipotezi"ne göre memelilerin ataları, dinozorların hâkim olduğu yaklaşık 100 milyon yıl boyunca besin zincirinin en altında, gece aktif ve kısa ömürlü canlılar olarak hayatta kalmak zorunda kaldı. Bu ortamda uzun yaşamak evrimsel bir avantaj sağlamıyordu; asıl olan hızlı üremekti. Bu baskı o kadar uzun sürdü ki, memeliler uzun ömürle bağlantılı bazı genleri ve biyolojik mekanizmaları kaybetti ya da işlevsiz hale getirdi.
 
Hipotez, memelilerin bazı sürüngen ve diğer hayvan türleriyle kıyaslandığında neden daha zayıf doku onarım kapasitesine sahip olduğunu açıklamaya çalışıyor. De Magalhães'in dikkat çektiği somut örnekler arasında ultraviyole hasarını onaran enzimlerin memelilerde bulunmaması ve memelilerin dişlerinin, pek çok sürüngenden farklı olarak sürekli yenilenmemesi yer alıyor.
 
Araştırmacı, bu hızlı yaşlanma sürecinin memelilerde kanserin diğer türlere kıyasla neden daha yaygın olduğunu da açıklayabileceğini öne sürüyor. Hipotez henüz tartışma aşamasında; ancak insan yaşlanmasını evrimsel tarihin çok daha derinlerine bağlayan özgün bir bakış açısı sunuyor.

457 görüntülenme
Bu gönderi Evrim Ağacı tarafından öne çıkarılmıştır.
17
Paylaş
Yapay Zekâ Otofajisi: Üretken Modeller, Hem Kendilerinin Hem de Bildiğimiz Anlamıyla İnternetin Sonu Olabilir!
Yapay Zekâ Otofajisi: Üretken Modeller, Hem Kendilerinin Hem de Bildiğimiz Anlamıyla İnternetin Sonu Olabilir!

OpenAI'ın GPT-4o'su veya StabilityAI'ın Stable Diffusion'u gibi üretken yapay zekâ modelleri kod, metin, resim ve video üretmekte şaşırtıcı derecede yetenekli. Ancak bu modelleri eğitmek o kadar büyük miktarda veri gerektiriyor ki yapay zekâ mühendisleri şimdiden teknik sınırlamalarla karşılaşmaya başladı ve yakında model eğitmek için veri bulamayabilirler!

Bu veri kıtlığı durumunda, yeni nesil yapay zekâ modellerini eğitmek için sentetik veriler kullanmak teknoloji endüstrisi için cazip bir fikir olabilir. Yapay zekâ tarafından üretilen veriler gerçek dünyadan alınmış verilere göre çok daha ucuz ve sınırsız şekilde üretilebilir; başka yapay zekâ modellerini eğitmekte kullanılabilirler. Ancak bu da tıbbi verilerin kullanıldığı durumlar gibi bazı senaryolarda güvenlik riskleri teşkil eder. Öte yandan bazı durumlarda ise sentetik veri kullanmak modelin performansını artırabilir.

54
Paylaş
Radyokarbon Verileri, Avrupalılar Gelmeden Önce Amerika Yerli Nüfusundaki Çarpıcı Düşüşü Ortaya Koyuyor!
Radyokarbon Verileri, Avrupalılar Gelmeden Önce Amerika Yerli Nüfusundaki Çarpıcı Düşüşü Ortaya Koyuyor!

On binlerce kemik, tekstil, yemek artığı ve kömür parçasından elde edilen radyokarbon tarihleri, Avrupalıların gelişinden önce Amerika kıtasındaki Yerli nüfus sayılarındaki dalgalanmalara ışık tutuyor. Araştırmacılar, Proceedings of the National Academy of Sciences (PNAS) dergisinde yayınladıkları bir çalışmada, Kuzey Amerika nüfusunun MS 1150 civarında zirve yaptığını, ancak 1500 yılına gelindiğinde en az %30 azaldığını tespit ettiklerini bildiriyor. Bu sayılar, Avrupalı sömürgecilerin Yerli toplumlara yönelik yıkıcı etkileri başladığında yeniden toparlanma sürecine girmişti. Kansas Üniversitesi'nde arkeolog ve Pawnee Ulusu vatandaşı Carlton Shield Chief Gover şunları söylüyor:

Wyoming Üniversitesi'nden arkeolog Robert Kelly liderliğindeki bir grup araştırmacı, daha sağlam bir veri seti oluşturarak Kanadalı meslektaşları tarafından daha önce yapılan bir nüfus çalışmasını geliştirmeyi denediler. Son 2000 yıl boyunca Amerika Birleşik Devletleri ve Kanada'dan elde edilen çeşitli eserler için, ocak kömürü, av hayvanlarının kemikleri, insan kalıntıları, tekstiller ve seramiklere yapışmış yiyecek artıklarını da kapsayan, daha önce belirlenmiş 60.000'den fazla radyokarbon tarihini derlemek üzere yaklaşık 10 yıl harcadılar.

38
Paylaş
Tüm Reklamları Kapat
James Webb Uzay Teleskobu, Yıldız Çevrelerindeki Karbon İçerikli Tozların Oluşumunu ve Yayılımını İnceledi!
James Webb Uzay Teleskobu, Yıldız Çevrelerindeki Karbon İçerikli Tozların Oluşumunu ve Yayılımını İnceledi!

Astronomlar için dünya dışı yaşam arayışında en önemli maddelerden biri karbondur. Bu nedenle astronomlar karbon içerikli materyallerin dağılımını ciddi şekilde incelemektedir. James Webb Uzay Teleskobu Samanyolu Galaksisi'ndeki önemli karbon kaynaklarından biri olan uzun bir yörüngeyi takip eden iki büyük yıldızdan oluşan bir sistem olan Wolf-Rayet 140'ı inceledi.

Webb'in yapmış olduğu gözlemler, yıldızların birbirlerinin etrafından geçerken yıldız rüzgarlarının çarpması sonucu oluşan karbon içerikli tozların orta kızılötesi ışıkta parlayan ve düzenli aralıklarla çevredeki uzaya doğru genişleyen 17 toz küresi oluşturduğunu göstermektedir.

49
Paylaş
Yeni Pirana Türü Vejetaryen Besleniyor!
Yeni Pirana Türü Vejetaryen Besleniyor!

2024’ün sonlarında Amazon Nehri’nin bir kolu olan Xingu Nehrinde keşfedilen yeni bir tür; piranalara olan bakış açınızı kökten değiştirecek! Londra Doğa Tarihi Müzesi yöneticilerinden balık bilimci Dr. Rupert Collins, keşfettikleri bu yeni türün popüler kültürde oluşmuş pirana algısını değiştirebileceğini savunuyor. Ayrıca tüm bu algıları değiştirebileceğine olan inancın yanında, bu türün bize piranaların evrimsel süreçte nasıl değiştiğini, ne gibi zorluklar ya da seçilim baskıları sonucunda günümüzdeki halini aldığı konusunda da perspektif sunabileceği düşünülmektedir.

Bu tür; kendisini genel anlamda bildiğimiz vahşi yakın akrabalarından ayıran pek çok morfolojik farklılığa sahip. Kuyruğunun, karın ve sırt bölgesinin alışageldiğimiz piranalar gibi olmamasının yanı sıra kanadı boyunca uzanan siyah çizgi onu oldukça özel yapıyor.

71
Paylaş
Araştırmacılar, Penguenlerin Avlanma Davranışlarını Anlamak İçin Gözlük Geliştirdi!
Araştırmacılar, Penguenlerin Avlanma Davranışlarını Anlamak İçin Gözlük Geliştirdi!

Artık bir penguenin gözünden okyanusu görmek mümkün. 28 Ocak'ta PeerJ dergisinde yayınlanan bir çalışmada Uluslararası bir araştırma ekibi, penguenlerin ne kadar av yemeleri gerektiğini, balıkların nerede bulunduğunu ve yemeklerine ulaşmak için ne kadar enerji harcadıklarını takip etmelerine yardımcı olabilecek yeni bir hayvana takılan kamera sistemi olan PenguCams isimli bir cihaz geliştirdiklerini belirtti.[1]

PenguCams ve National Geographic'in Crittercam'i gibi hayvanlara takılan kameralar, araştırmacıların normalde gözlemlenmesi oldukça zor olan davranışları inceleyebilmesine olanak tanıyor. İncelenen bu davranışlar arasında penguenlerin avlarıyla etkileşimi de bulunuyordu. Genellikle penguenlerin dışkı örnekleri veya ölü kuşların mide içeriğinin incelenmesiyle yapılsa da uzmanlar bu yeni yöntemin penguenlerin yiyeceğe ulaşmak için ne kadar çaba harcadıklarını anlamaya yardımcı olacağının altını çiziyor. Ayrıca bir hayvanın nasıl avlandığını ve ne kadar av tüketmesi gerektiğini anlamak, belirli bölgelerde belirli avlar için beslenme davranışı değişikliğinin nedenlerini anlamaya katkıda bulunabilir.

36
Paylaş