Evrim Ağacı Logo
Evrim Ağacı
Karanlığı bilimle fethet!
Ece Müker
Bilim Haberleri
Bebek Timsah Benzeri Fosiller, Hayvanların Karaya Çıkış Hikâyesini Tamamen Değiştirdi.
Bebek Timsah Benzeri Fosiller, Hayvanların Karaya Çıkış Hikâyesini Tamamen Değiştirdi.
Science dergisinde yayımlanan çığır açıcı bir çalışma, ilk kara omurgalılarının (tetrapodların) yaşam döngüsüne ilişkin onlarca yıllık bir varsayımı kökünden sarsıyor. Field Müzesi'nden araştırmacıların İllinois'teki ünlü Mazon Creek fosil yatağında buldukları yavru "embolomere" fosilleri, bu erken tetrapodların modern amfibilerdeki gibi bir kurbağa larvası evresi geçirmediğini ortaya koyuyor.
 
Embolomereler, 350-280 milyon yıl önce nehir, göl ve bataklıklarda yaşamış timsah benzeri üstün avcılardı; yetişkinlikte 3 metreyi aşan boyutlara ulaşabiliyorlardı. Mazon Creek'te bulunan örnekler ise yalnızca birkaç santimetre uzunluğunda yavrulara ait. Field Müzesi'nden Jason Pardo ve Arjan Mann, on yıl boyunca inceledikleri bu fosillerin tarama elektron mikroskobuyla analizinde şaşırtıcı bir bulguya ulaştı: Yavru tetrapod, gelişimi sırasında bacak kazanmış olsa da modern kurbağa larvalarına özgü dış solungaçlar gibi temel amfibi özelliklerini taşımıyordu.
 
Araştırmacılar, fish-tetrapod geçişini temsil eden farklı türlerden yavru fosillerinin hiçbirinde kurbağa larvasına benzer bir yapı bulamadı. Pardo'nun ifadesiyle: "Kurbağa larvası yoksa metamorfoz da yok. Bu erken tetrapodların yaşam döngüsü, amfibilerden çok bizimkine ya da balıklara benziyor."
 
Bu bulgu, sürüngenlerin ve memelilerin amfibi benzeri atalardan evrildiği yönündeki yaygın kabul görmüş hipotezi de geçersiz kılıyor. Çalışma, Kuzey Illinois Yer Bilimleri Kulübü ve gönüllü vatandaş bilimcilerin yıllar süren katkılarıyla mümkün oldu; araştırmacılar bu keşfin onların desteği olmadan gerçekleşemeyeceğini vurguluyor.

200 görüntülenme
Bu gönderi Evrim Ağacı tarafından öne çıkarılmıştır.
8
Paylaş
Ece Müker
Bilim Haberleri
Kuantum Sensör Büyük Bir Engeli Aştı: Karanlık Madde ve Yerçekimi Dalgaları Avında Yeni Çağ.
Kuantum Sensör Büyük Bir Engeli Aştı: Karanlık Madde ve Yerçekimi Dalgaları Avında Yeni Çağ.
Nature dergisinde yayımlanan yeni bir Imperial College London çalışması, bir sonraki nesil kuantum dedektörlerin temelindeki kritik bir prensibi gerçek dünya koşullarında ilk kez başarıyla kanıtladı. Bu gelişme, karanlık maddenin ve evrenin erken dönemlerinden gelen yerçekimi dalgalarının tespitine kapı aralıyor.
 
Uzun temel hatlı atom interferometreleri, lazerlerle atom bulutlarını ayırıp tekrar birleştirerek hareketteki en küçük değişimleri ölçen son derece hassas aletler. Ancak ciddi bir sorun var: Deneyi kontrol eden lazer, ölçülmek istenen sinyallerden çok daha büyük bir faz gürültüsü üretiyor; bu gürültü, aranan sinyalleri tamamen örtüyor.
 
AION işbirliği kapsamındaki araştırmacılar, bu sorunu çözmek için iki interferometreyi karşılaştırma yöntemini test etti. Ultra soğuk stronsiyum-87 atomlarından oluşan iki ayrı bulut, tek bir ultra kararlı lazerle sorgulandı. Araştırmacılar sistemine kasıtlı olarak büyük miktarda ek faz gürültüsü ekleyerek gelecekteki büyük ölçekli dedektörlerin koşullarını simüle etti. Tek başına her interferometrenin sinyali gürültü altında tamamen kayboldu; ancak iki interferometre karşılaştırıldığında altta yatan sinyal net biçimde geri kazanılabildi.
 
Ekip bir adım daha ileri giderek, geçen bir yerçekimi dalgası ya da karanlık madde alanının üretebileceği türde salınımlı bir sinyal ekledi. Bu sinyal, tek başına hiçbir interferometrenin kullanılabilir bilgi içermediği koşullarda bile net biçimde tespit edilebildi.
 
Bu prototip, Fermilab'daki MAGIS ve CERN'de önerilen AICE gibi uluslararası büyük ölçekli projelere zemin hazırlıyor. Araştırmacılar, bu teknolojinin gelecekte milyonlarca yıl önce birleşen kara deliklerden gelen sinyalleri ve karanlık maddenin doğasını araştırmak için kullanılabileceğini öngörüyor.

252 görüntülenme
Bu gönderi Evrim Ağacı tarafından öne çıkarılmıştır.
5
Paylaş
Ece Müker
Bilim Haberleri
İnsanlarda Gizli Yenilenme Gücü Bulundu: İki Aşamalı Tedavi Farelerde Kemik ve Eklem Yeniden Büyüttü.
İnsanlarda Gizli Yenilenme Gücü Bulundu: İki Aşamalı Tedavi Farelerde Kemik ve Eklem Yeniden Büyüttü.
Nature Communications dergisinde yayımlanan yeni bir Texas A&M Üniversitesi çalışması, memelilerde uzuv yenilenmesi yeteneğinin tamamen kaybolmadığını, sadece kapatılmış olabileceğini öne sürüyor. Araştırmacılar, iki aşamalı bir tedaviyle farelerin amputasyon sonrası kemik, eklem, bağ ve tendonlarını yeniden büyütmeyi başardı.
 
VTPP Bölümü'nden Dr. Ken Muneoka liderliğindeki ekibin geliştirdiği yöntem, vücudun normal yara iyileşme mekanizmasını yeniden yönlendiriyor. Memeliler yaralandığında genellikle fibroblast hücreleri hızla yara izi dokusu oluşturuyor; semenderlerde ise aynı hücreler "blastema" adı verilen yeni doku büyümesinin temelini oluşturan bir yapıya dönüşüyor. Araştırmacılar, yara tamamen kapandıktan sonra önce fibroblast büyüme faktörü 2'yi (FGF2) uygulayarak hücreleri yara izi yerine blastema benzeri bir yapıya yönlendirdi. Birkaç gün sonra kemik morfogenetik proteini 2'yi (BMP2) ekleyerek bu hücrelere yeni doku inşa etme sinyali verdiler.
 
Çalışmanın en dikkat çekici bulgusu, bu sürecin dışarıdan kök hücre eklemeye gerek duymaması. Araştırmacı Dr. Larry Suva'nın ifadesiyle: "Programlanamaz sandığımız hücreler aslında programlanabiliyor; kapasite yok değil, sadece gizli." Yeniden büyütülen dokular orijinal anatominin birebir kopyası olmasa da kemik, tendon, bağ ve eklem yapıları doğal düzene benzer biçimde oluştu.
 
Tedavinin klinik uygulamaya geçişi nispeten kolay olabilir; çünkü BMP2 zaten FDA onaylı bazı tıbbi kullanımlara sahip, FGF2 ise halihazırda çeşitli klinik denemelerde test ediliyor. Araştırmacılar, bu yaklaşımın tam yenilenme mümkün olmadan önce bile yara izi oluşumunu azaltarak doku onarımını iyileştirebileceğini vurguluyor.

190 görüntülenme
Bu gönderi Evrim Ağacı tarafından öne çıkarılmıştır.
10
Paylaş
Ece Müker
Bilim Haberleri
Dünya'dan Avrupa'ya Yaşam Göçü: Uzay Tozları Jüpiter'in Uydusuna Can mı Taşıdı?
Dünya'dan Avrupa'ya Yaşam Göçü: Uzay Tozları Jüpiter'in Uydusuna Can mı Taşıdı?
Dünya'daki yaşamın kökeni hakkında yıllardır tartışılan "panspermi" (yaşamın uzaydan gelmesi) hipotezi, şimdi ilginç bir "ters panspermi" senaryosuyla gündemde. Tiflis Özgür Üniversitesi’nden Zaza Osmanov’un International Journal of Astrobiology dergisinde yayımlanan yeni çalışması, Dünya'dan uzaya savrulan bakterilerin Jüpiter'in buzlu uydusu Europa'ya ulaşmış ve oradaki okyanuslarda hayata tutunmuş olabileceğini öne sürüyor.

International Journal of Astrobiology dergisinde yayımlanan çalışma, Dünya'dan uzaya savrulan toz parçacıklarının içine hapsolmuş bakterilerin, milyarlarca yıl içinde Jüpiter'in uydusu Europa'ya ulaşıp ulaşılamayacağını inceledi. Hesaplamalar, yüz milyonlarca parçacığın saniyede Europa'ya inebileceğini ve uydunun gelgit hareketleriyle oluşan buz çatlakları sayesinde bu mikropların buz altındaki okyanusa sızmış olabileceğini gösteriyor. 2027'de fırlatılması planlanan özel Europa iniş aracı, bu iddiaları test etmek için uydunun buz kabuğunu delerek okyanusta yaşam belirtisi arayacak.

241 görüntülenme
Bu gönderi Evrim Ağacı tarafından öne çıkarılmıştır.
7
Paylaş
Ece Müker
Bilim Haberleri
Los Angeles Yakınındaki Fay Hattı 1.000 Yılın En Yüksek Stres Seviyesine Ulaştı: Cajon Geçidi Tehlikesi.
Los Angeles Yakınındaki Fay Hattı 1.000 Yılın En Yüksek Stres Seviyesine Ulaştı: Cajon Geçidi Tehlikesi.
Journal of Geophysical Research dergisinde yayımlanan yeni bir çalışma, Los Angeles'a yalnızca 80 kilometre uzaklıkta bulunan kritik bir fay kavşağında, son 1.000 yılın en yüksek stres seviyelerine ulaşıldığını ortaya koydu. San Andreas Fayı ile San Jacinto Fayı'nın kesiştiği bu nokta, Cajon Geçidi olarak biliniyor.
 
Araştırmacılar, son 1.000 yıllık kırılma geçmişini bilgisayar simülasyonlarıyla modelleyerek bölgedeki stres birikimini hesapladı. Sonuçlar San Jacinto Bernardino segmentinde en yüksek yüklenmeyi gösterdi; Mojave South ve North San Bernardino segmentleri de yüksek stres taşıyor. Bu iki fay sisteminin stres seviyeleri eşitlendiğinde birbirleriyle etkileşime girebileceği belirlendi; bu da Cajon Geçidi'nin bir "deprem kapısı" gibi davranabileceğine işaret ediyor.
 
Bu "kapı" mekanizması, bir depremin tek bir fay hattıyla sınırlı kalıp kalmayacağını ya da San Andreas ile San Jacinto sistemleri arasında atlayarak çok daha büyük ve karmaşık bir depreme dönüşüp dönüşmeyeceğini belirleyebilir. Milyonlarca insanın yaşadığı bu bölgede böyle bir senaryo, hem can güvenliği hem de ulaşım ve enerji altyapısı açısından ciddi risk taşıyor.
 
San Andreas ve San Jacinto fay sistemleri, son 1.000 yılda en az 36 kez 6,4 ve üzeri büyüklükte deprem üretti ve Güney Kaliforniya'daki Kuzey Amerika-Pasifik plaka kayma hızının yaklaşık yüzde 90'ını karşılıyor. Çalışma, bir sonraki büyük depremin ne zaman gerçekleşeceğini öngörmüyor; ancak bölgedeki stres birikiminin endişe verici bir gerçek olduğunu vurguluyor.

198 görüntülenme
Bu gönderi Evrim Ağacı tarafından öne çıkarılmıştır.
7
Paylaş
Poşet Çaylar, Milyarlarca Mikroplastik Parçacığı Açığa Çıkarıyor!
Poşet Çaylar, Milyarlarca Mikroplastik Parçacığı Açığa Çıkarıyor!

Autonomous University of Barcelona'dan araştırmacıların Chemosphere dergisinde yayınladığı çalışma, polimerlerden üretilen poşet çayların demlenirken milyarlarca nanoplastik ve mikroplastik saldığını detaylarıyla açıklıyor. Çalışma bu salınımın insan bağırsak hücrelerinde emilebildiğini ve bunun sonucunda kan akışına karışarak tüm vücuda yayıldığını gösteren ilk çalışma niteliğinde.

Günümüzde plastik atıkların sebep olduğu kirlilik, gelecek nesillerin sağlık ve refahını her geçen gün daha çok etkileyen ciddi çevresel sorunlara yol açmakta. Gıda paketlemesi, nano ve mikroplastiklerin sebep olduğu kirliliğin ve bu parçacıkların insanlar tarafından solunmasının ve sindirilmesinin temel kaynaklarından birisi.

54
Paylaş
Her Gün Küvet Banyosu Yapmak Daha Düşük Ölüm Riskiyle İlişkilendirildi!
Her Gün Küvet Banyosu Yapmak Daha Düşük Ölüm Riskiyle İlişkilendirildi!

Düzenli olarak küvette yıkanmanın felç ve kalp hastalığına bağlı ölüm riskinde düşüşle ilişkisi ortaya çıktı. Japon bilim insanları, küvette banyo yapmanın kardiyovasküler hastalık riski üzerindeki uzun vadeli etkileriyle ilgili büyük ölçekli ve hakemli bir çalışma gerçekleştirdi. Bu araştırma ve sonuçları, Heart adlı jurnalde yayımlandı.

Bilim insanları, düzenli olarak küvet banyosu yapmanın felç ve kalp hastalığına bağlı ölüm riskinin azalmasıyla bağlantılı olduğu sonucuna vardı. Daha da ilginç olan ise, daha sık banyo yapmanın haftada sadece bir ya da iki kez banyo yapmaktan daha koruyucu görünmesi.

28
Paylaş
Tüm Reklamları Kapat
Narsisist Erkekler, Dedikoduya Daha Çok İlgi Duyuyor Olabilir!
Narsisist Erkekler, Dedikoduya Daha Çok İlgi Duyuyor Olabilir!

Birisinin sizin hakkınızda konuşması ile sizi görmezden gelmesi arasında bir seçim yapsanız hangisini daha makul bulacağınız, Shakespeare'den bir soru olmasa da Mississippi Üniversitesi'nden bir profesörün öncülük ettiği araştırma ekibinin cevaplamaya çalıştığı bir konuydu. Uzun yıllardır dışlanma üzerine yapılan araştırmalar, bir yabancının sizi kısa bir süreliğine bile görmezden gelmesi gibi küçük şeylerin, kendimizi kötü ve değersiz hissetmemize neden olabileceğini gösteriyor. Mississippi Üniversitesi'nde psikoloji profesörü olan Andrew Hales şunları söylüyor:

İşin içine bir de dedikodu girince iş çok daha karmaşık bir psikolojik bilmeceye dönüşüyor. Hales şöyle devam ediyor:

50
Paylaş
Uzak Yıldız Sistemlerinde Süper Dünya Keşfedildi!
Uzak Yıldız Sistemlerinde Süper Dünya Keşfedildi!

Uluslararası bir araştırma ekibi, Dünya'nın iki katı büyüklüğünde ve yıldızına Satürn'ün Güneş'e olan mesafesinden daha uzakta dönen bir gezegen buldu. Harvard ve Smithsonian Astrofizik Merkezi'nin (CfA) de aralarında olduğu ekip, bu keşfin diğer gezegen sistemlerinin bizimkinden ne kadar farklı olabileceğinin bir örneği olduğunu belirtiyor. CfA üyesi ve araştırmanın başyazarı Weicheng Zang şunları söylüyor:

Ekip, Samanyolu'ndaki gezegen popülasyonlarına dair yeni bilgiler elde etmek için yıldızlarına göre gezegen kütlelerini ölçtü. Çalışmada, uzak nesnelerden gelen ışığın gezegen gibi bir cisim tarafından bükülmesiyle oluşan mikromercekleme tekniği kullanıldı. Bu yöntem, özellikle Dünya ile Satürn yörüngeleri arasındaki mesafede bulunan gezegenleri tespit etmek konusunda etkili. Mikromercekleme ile şimdiye kadarki en kapsamlı veri setini sunan bu çalışma, önceki örneklerden üç kat daha fazla gezegen içeriyor ve tekniğin tespit edebildiği gezegen boyutunu sekiz kat küçülterek Dünya boyutuna yakın ölçeklere indirgiyor. Bu sayede, yöntemin hassasiyeti artırılarak daha küçük kütleli gezegenlerin keşfi mümkün hale geliyor.

56
Paylaş
Devasa Buzdağları Bir Zamanlar İngiltere Kıyılarına Kadar Sürüklendi!
Devasa Buzdağları Bir Zamanlar İngiltere Kıyılarına Kadar Sürüklendi!

Nature Communications dergisinde yayınlanan Yeni bir çalışma, günümüz Antarktika'sında gördüğümüz gibi devasa buzdağlarının bir zamanlar İngiltere kıyılarına 145 kilometreden daha kısa bir mesafede sürüklendiğini ortaya koyuyor.[1]

Bilim insanları ilk kez, bu muhteşem devlerin 18.000 ila 20.000 yıl önce İngiltere'nin doğu kıyısında yer alan Kuzey Denizi'nin tabanında sürüklenirken alt taraflarında bıraktıkları izleri keşfetti. Bu dönem, iklimin ısınmasıyla İngiltere ve İrlanda Adaları'nın büyük bölümünü kaplayan buzul örtüsünün gerilediği son buzul çağının sonlarına denk geliyor.

17
Paylaş