Garip Akımı Nedir?
Bir Ayak Nasırı ve Süleyman Efendi Şiire Nasıl Girdi?
/content/cb835a27-3b10-464f-8faa-674267207b0c.jpeg)
Bu Makalede Neler Öğreneceksin?
Bu bölümü yapay zekâ hazırlar.- Garip akımı, Orhan Veli Kanık, Oktay Rifat ve Melih Cevdet Anday’ın 1941’de yayımlanan ortak kitabıyla tanınan, yalınlığı ve gündelik konuşma dilini öne çıkaran Türk şiir hareketidir.
- Garip bildirisi ölçü ve uyağın şiir için zorunlu olmadığını savunur; sıradan yaşamı şiire taşır ve ahengin doğal söyleyişle de kurulabileceğini gösterir.
- Garip şiirlerini anlamak için Orhan Veli’nin örnekleri, gündelik konuların, tekrarların ve şiirin bütünsel yapısının nasıl anlam ve ritim oluşturduğunu gösterir.
Garip akımı, edebiyat araştırmalarında Birinci Yeni adıyla da anılan ve Orhan Veli Kanık, Oktay Rifat Horozcu ile Melih Cevdet Anday tarafından kurulan yenilikçi bir Türk şiir hareketidir.[1] Bu üç şair, yalınlığı sanatın özü saymıştır.[1] Hareketin ilk şiirleri 1930'ların ortalarında Varlık dergisinde yayımlanmaya başlamıştır. Ortak Garip kitabı 1941 yılında Resimli Ay Matbaasında basılmıştır.[5] Kitabın başında yer alan ön söz, şiirde yenilik isteyen bir manifesto olarak değerlendirilmektedir.
Halman'a göre Garip, serbest nazmın ilk icadı olarak anlatılmamalıdır. Serbest nazım bu hareketten önce de kullanılmıştır.[4] Staudt'a göre 1941 tarihli ön sözü bütün şiirlerin değişmez tarifi saymak doğru değildir.[3] Bu yazıda önce Garip hareketinin doğuş koşulları ele alınmakta, sonra üç kurucu şairin ortak ve ayrışan yolları izlenmekte, ardından 1941 bildirisinin yıktığı kalıplar ile kurduğu yeni poetika incelenmektedir. Poetika, bir şairin ya da akımın şiire ilişkin ilke ve görüşlerinin bütünü demektir. Ayrıca yazının son bölümleri üç şiiri adım adım çözümlemekte ve bildirinin sınırlarını tartışmaktadır.
Garip Akımı Nedir?
Edebiyat araştırmalarında Garip hareketi veya Birinci Yeni olarak adlandırılan bu yönelim, Orhan Veli Kanık, Oktay Rifat Horozcu ve Melih Cevdet Anday üçlüsünün ortak arayışından doğmuştur. Botalić ve Srabović bu üç şairin yalınlığı sanatın özü saydığını, Wade ve Murad hareketin saray şiirinin seçkinciliğine karşı çıktığını, Halman ise Garip'in gündelik konuşma dilini öne çıkardığını belirtmektedir. Yeni şiir anlayışının ilk ürünleri, 1930'ların ortalarında Varlık dergisinin sayfalarında okurla buluşmuştur.[2] Wade ve Murad'a göre eleştirmen Nurullah Ataç bu yeni şiirleri hemen desteklemiştir.
Hareketin adını belirleyen dönüm noktası ise 1941 yılıdır. Bu yıl üç şairin şiirlerini bir araya getiren ortak kitap Garip başlığıyla yayımlanmış ve hareket adını bu kitaptan almıştır. Resimli Ay Matbaası tarafından basılan bu kitabın başında bir ön söz yer almaktadır. Pritchard'ın editör girişi bu ön sözü devrimci bir şiir manifestosu olarak değerlendirmektedir.[2] Manifesto, bir sanat akımının amaçlarını ve ilkelerini kamuoyuna duyuran bildiridir. Garip hareketinin değiştirmeyi hedeflediği temel alan ise şiirin sınırlarıdır. Halman'a göre Garip'in açtığı şiir anlayışında herhangi bir konu şiirleştirilebilmektedir. Bir ayak nasırı, bir memurun istifası ya da eve götürülmeyen ekmek bile şiire girebilmiştir. Halman, yalınlık ile gündelik konuşma dilini (İng: "vernacular") Garip grubunun ayırt edici özellikleri arasında saymaktadır.[4]
/content/845085a8-b977-4d9f-80a5-5b4e3d07472f.jpeg)
Üç Şairin Ortak Yolu
Garip'in ilk şiirleri 1930'ların ortalarında Varlık dergisinde görülmüş, ortak kitap 1941'de basılmıştır. Kitabın başında yer alan ve hareketin bildirisi kabul edilen ön sözü kaleme alan isim Orhan Veli'dir, ancak şair bu metni tek başına üretmemiştir. Staudt'a göre ön söz, Orhan Veli tarafından Melih Cevdet ve Oktay Rifat'ın katkısıyla yazılmıştır.[3]
Fakat ortak bir bildiri etrafında birleşmek, şiir serüvenlerinin sonuna kadar aynı kalıp içinde kalmak anlamına gelmemektedir. Halman'a göre Oktay Rifat ile Melih Cevdet Anday'ın şiiri, yalınlık ve gündelik konuşma dili etrafındaki ilk yeniliklerden sonra farklı yönlere evrilmiştir. Üç şairin ortak çıkışını ve sonradan ayrışan yönelimlerini anlamak için her birine ayrı ayrı bakmak gerekmektedir.
Orhan Veli Kanık
Orhan Veli Kanık, 13 Nisan 1914 tarihinde İstanbul'da dünyaya gelmiştir.[5] Lyrikline biyografisine göre Orhan Veli, 1935 yılında İstanbul Üniversitesinden ayrılmış ve Ankara Postanesinde çalışmıştır.
Staudt'a göre Orhan Veli, 1941 yılında yayımlanan Garip kitabının ön sözünü Melih Cevdet ve Oktay Rifat'ın katkısıyla yazmıştır. Orhan Veli, kitabın yeniden basımı için 1945'te kaleme aldığı "Garip İçin" yazısında şiirdeki garip kavramını yeniden ele almıştır.[11] Şairin yaşamı kısa sürmüştür. Lyrikline biyografisine göre şair, 14 Kasım 1950 tarihinde, henüz otuz altı yaşındayken hayatını kaybetmiştir.
Oktay Rifat Horozcu
Oktay Rifat Horozcu, 10 Haziran 1914 tarihinde Trabzon'da doğmuştur.[6] Orhan Veli ile aynı yıl dünyaya gelen şair, yükseköğrenimini Ankara'da sürdürmüştür. 1936 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun olmuştur.[6] Oktay Rifat, Garip ön sözüne katkıda bulunan şairlerden biridir. Orhan Veli, ön sözde Oktay Rifat'ın bir mektubundan da alıntı yapmaktadır.
Halman'a göre Oktay Rifat'ın bütün şiir hayatını Garip dönemiyle özdeşleştirmek doğru değildir. Halman'a göre Oktay Rifat, grubun ilk yeniliklerinden sonra yeni gerçeküstücülüğe (İng: "neosurrealism") yönelmiştir. Lyrikline biyografisi Oktay Rifat'ı İkinci Yeni şiiriyle de ilişkilendirmektedir. Aynı biyografiye göre Oktay Rifat, 18 Nisan 1988 tarihinde İstanbul'da ölmüştür.
/content/eccb0373-5978-4685-8cbc-aa285837ec7b.jpeg)
Melih Cevdet Anday
Grubun en genç üyesi olan Melih Cevdet Anday, 1915 yılında İstanbul'da dünyaya gelmiştir.[7] Kültür ve Turizm Bakanlığı biyografisine göre şairin "Ukde" adını taşıyan ilk şiiri, 15 Kasım 1936 tarihinde Varlık dergisinde yayımlanmıştır. Ukde, düğüm anlamına gelmektedir. Anday, ilk şiirini yirmili yaşlarının başında yayımlamıştır. Bu ilk şiir ile Garip kitabı arasında yaklaşık beş yıl vardır.
Melih Cevdet Anday, Garip ön sözünün yazımına katkıda bulunmuş, ancak şiir anlayışını ilerleyen yıllarda dönüştürmüştür. Halman'a göre Anday'ın sonraki şiiri açık bir felsefi sorgulamaya yönelmiştir. Anday, 28 Kasım 2002 tarihinde ölmüştür.[7]
Garip Bildirisinin Reddettiği Şiir Kalıpları
1941 yılında yayımlanan ön söz, dönemin yerleşik şiirine yönelik keskin bir teşhisle başlamaktadır. Bildiriye göre şiir, mevcut haliyle tabii (doğal) ve alelade (sıradan) konuşmaya kıyasla belirgin bir ayrılık göstermekte ve bu ayrılık, gündelik dilin doğallığı karşısında nisbi bir garabet, yani görece bir tuhaflık ve yabancılık arz etmektedir.[10] Başka bir deyişle tuhaflık, sokağın diliyle yazılan yeni şiirde aranmamalıdır. Tuhaf olan, doğal konuşmadan kopmuş bulunan eski şiirdir. Okur, yerleşik şiirdeki bu yapaylığı neden ilk bakışta fark edememektedir? Bildiri bu durumu, okurun şiiri sadece kendine önceden gösterilen şartlar içinde arama alışkanlığına bağlamaktadır.
Garip bildirisinin okurdan beklediği ilk adım, bu alışkanlıklarla yüzleşmektir. Orhan Veli, okurun öncelikle öğrendiklerinden şüphe edebilmesini istemektedir.
Geleneksel Nazımda Ölçü Kalıpları
Yerleşik okuma alışkanlığının şiirde aradığı başlıca geleneksel unsurlar vezin (ölçü) ve kafiye (uyak) olarak öne çıkmakta, ön söz de nazmın belli başlı unsurlarını vezinle kafiye olarak saymaktadır. Geleneksel nazımda dizeler ya hece sayısının eşitliğine dayanan hece ölçüsüyle ya da hecelerin uzunluk ve kısalığına dayanan aruzla kurulmuş, dize sonlarındaki ses benzerliği de nazmın belli başlı unsurlarından sayılmıştır. Oysa Garip bildirisi, şiirdeki ahengin vezin ve kafiyenin dışında da bulunduğunu savunmaktadır. Ahenk, dizelerdeki seslerin kulağa uyumlu gelmesidir. Dahası ön söze göre ahenk, vezinle kafiyeye rağmen de mevcuttur.
Bildirinin ölçü ve uyağa yönelttiği eleştiri, bunların gereksizliğiyle sınırlı kalmamaktadır. Bildiriye göre vezin ve kafiye, şairin düşüncesine ve hassasiyetine (duyarlılığına) doğrudan hükmetmektedir.
/content/2f692242-e7c8-4fad-a097-7da300d81a44.jpeg)
Bu biçimsel zorunluluk, dilin doğal yapısında da bozulmalara yol açmaktadır. Bildiriye göre geleneksel nazım dilindeki nahiv (söz dizimi) acaiplikleri, doğrudan doğruya vezin ve kafiye zaruretinden doğmuştur. Ön söz, bazı okurların şiirleri "konuşma diline benzemiş" diyerek reddetmesini de eleştirdiği okuma alışkanlıkları arasında saymaktadır.
Söz Sanatları Karşısında Bütünsel Yapı
Ön söz, söz sanatlarından özellikle teşbihi, istiareyi ve mübalağayı sorgulamaktadır. Söz sanatlarıyla bağlantılı bir kavram olan imgeleme, edebiyat terimi olarak şiirde beş duyudan herhangi birini harekete geçirerek okurun zihninde imgeler kurmayı ifade etmektedir.[9] Bu işlem, çoğunlukla canlı veya mecazlı bir dil kullanımıyla gerçekleştirilmektedir. Mecaz, bir sözcüğün gerçek anlamı dışında kullanılmasıdır.
Garip bildirisi, teşbihi eşyayı olduğundan başka türlü görmek zorunluluğu olarak değerlendirmektedir. Teşbih, bir şeyi bir yönden benzediği başka bir şeye benzeterek anlatma sanatıdır. İstiare ve mübalağa da ön sözün sorguladığı sanatlar arasındadır. İstiare (eğretileme), benzetmenin temel ögelerinden sadece biriyle yapılan söz sanatıdır. Mübalağa ise bir şeyi olduğundan çok büyük ya da çok küçük göstermektir. Orhan Veli, bu üç sanatın bir araya gelmesinden doğacak hayal zenginliğinin, tarihin aç gözünü artık doyurmuş olmasını ümit etmektedir.
Yeni şiirin yönelimi ise bambaşkadır. Bildiri, teşbihle istiareden kaçan ve gördüğünü herkesin kullandığı kelimelerle anlatan bir şiir istemektedir. Ön söz ayrıca *"mısracı zihniyet"*e karşı çıkmaktadır. Bildiride hücum edilmesi gereken zihniyetlerden biri olarak tanımlanan mısracı zihniyet, bir şiirde tek bir berceste mısraın, yani kolayca akılda kalan parlak ve sanatlı dizenin varlığını yeterli sayma inancıdır.
Oysa Garip anlayışında şiir, tek tek parlak dizelerin toplamı değildir. Ön söz şiiri, bütünlüğünün farkına bile varılmayan sıkı bir yapı olarak tanımlamakta ve bu bütünsel yapıyı açıklarken somut bir mimari benzetmeye başvurmaktadır. Tek başına ele alındığında tuğla güzel değildir, sıva da güzel değildir, fakat bu gösterişsiz malzemelerin bir araya gelmesinden oluşan bir mimari eser güzeldir. Aynı biçimde şiir de tek başına güzel sayılan kelimelerden kurulmamaktadır. Güzellik, parçaların değil bütünün niteliğidir.
Seçkinci Zevk Karşısında Sanatların Özerkliği
Ölçüyü, uyağı ve söz sanatlarını bırakmak biçimsel bir tercih gibi görünebilir, ancak Garip bildirisine göre kabul edilmesi en güç değişiklik edebi zevke ait olanıdır. Ön söz, yeni şiirin dayanacağı zevkin artık ekalliyeti (azınlığı) teşkil eden sınıfın zevki olmadığını açıkça belirtmektedir. Bu yerleşik zevki kırmak için şiirin içeriğine yeni fikirler eklemek yeterli değildir. Bildiriye göre birtakım nazariyelerin (teorilerin) söylediklerini bilinen kalıplar içine sıkıştırmakta hiçbir yeni ve sanatkarane hamle yoktur. Orhan Veli bu noktada, "Yeni bir zevke ancak yeni yollarla, yeni vasıtalarla varılır." demektedir. Ön söz, şiirin yapısının temelinden değiştirilmesini ve önceki edebiyatların öğrettiği her şeyin atılmasını istemektedir.
Yapıyı temelinden değiştirirken gözetilen bir diğer kural, sanat dallarının birbirine karıştırılmamasıdır. Her sanatın kendine ait hususiyetleri (özellikleri) ve kendine ait ifade vasıtaları bulunmaktadır. Orhan Veli, "Şiiri şiir, resmi resim, musikiyi musiki olarak kabul etmeli." ilkesini savunmaktadır. Bildiride bu kuralın tartışma örneği olarak Fransız şair Apollinaire ve Calligrammes adlı kitabı ele alınmaktadır. Apollinaire bu eserde bir yağmur şiirinin mısralarını sayfanın yukarı köşesinden aşağı köşesine doğru dizerek şiire resim sanatını sokmuştur. Ön söz, bu yağmur şiiri örneğini sanatların birbirine karıştırılması bağlamında tartışmaktadır. Aynı çerçevede bildiri, şiirde tasvire (betimlemeye) de net bir sınır çizmektedir. Betimleme bütünüyle yasaklanmamakta, şiirde tasvir bulunabileceği açıkça kabul edilmektedir. Ancak tasvir, sanatkarın kendine has görüş merceğinden geçmiş olsa bile, şiirde esas unsur olmamalıdır.
/content/73d48d1c-a8e3-4521-9e56-03113adc7c2c.jpeg)
Garip Poetikasında Yeni Şiirin Kuruluşu
Eski kalıpları tasfiye eden Garip bildirisi, şiiri doğrudan doğruya "söz söyleme sanatı" olarak yeniden tanımlamakta ve bu tanımda şiiri diğer söz türlerinden ayıran temel niteliğin eda, yani söyleyiş tarzı olduğunu belirtmektedir. Öte yandan bildirinin şiir anlayışına göre mana (anlam), insanın beş duyusuna değil, doğrudan doğruya kafasına hitap etmektedir. Bu görüş, ilerleyen bölümlerde yeniden ele alınacaktır. Ön söze göre yeni şiirin dayanacağı zevk de artık ekalliyeti teşkil eden sınıfın zevki değildir. Bildiride vurgulandığı üzere, bugünkü dünyayı dolduran insanlar yaşamak hakkını mütemadi (sürekli) bir didişmenin sonunda bulmaktadır. Her şey gibi şiir de bu insanların hakkıdır. Şiirin seslendiği zevk de bu kitlenin zevkidir. Fakat ön söz, hedefini bir sınıfın ihtiyaçlarını savunmakla sınırlamamaktadır. Orhan Veli'nin amacı, yaşama mücadelesi veren bu geniş kitlenin zevkini aramak, bulmak ve bu zevki sanata hakim kılmaktır.
Ön söz, eski bir ananeyi (geleneği) yıkan sanatçıların aynı zamanda yeni bir anane kurduklarını kabul etmektedir. Bu sanatçıların yaptıkları işin tutunabilmesi için eserin içtimai bünyedeki tebeddüllerle, yani toplumsal yapıdaki değişmelerle kurduğu ilişki de önemsenmektedir.
Serbest Nazım İçinde Konuşma Dili
Yeni şiirin biçimsel çatısını oluşturan serbest nazım (İng: "free verse"), edebiyat terimi olarak düzenli ölçü ve uyak kalıbına bağlı olmayan dizeleri ifade etmektedir.[8] Ölçü kalıplarını bırakan bu dizeler, yapay hece sayıları yerine konuşmanın doğal ritimlerini izleyebilmektedir. Ayrıca serbest nazımla yazılan dizelerde de kendine özgü bir ses ya da ritim örüntüsü ortaya çıkabilmektedir. Ölçü kalıbından bağımsız olmak şiirde ritmin bütünüyle yok olduğu anlamına gelmemektedir. Garip bildirisi de ahengin vezinle kafiyenin dışında bulunabileceğini savunmaktadır. Halman'a göre serbest nazım Garip'ten önce de kullanılmış, Garip'te ise yalınlık, gündelik konuşma dili ve herhangi bir konuyu şiirleştirebilme öne çıkmıştır.
Ön söz, şiirin hududunu (sınırını) azami derecede genişletmenin, daha doğrusu şiiri huduttan kurtarmanın kendilerine nasip olduğunu söylemektedir. Bildiri, "nasır" ve "Süleyman Efendi" kelimelerinin şiire sokulmasını hazmedemeyenleri, eski şairaneliğe (şiirsel söyleyişe) tahammül edebilen, hatta bilhassa onu arayan kişiler olarak eleştirmektedir.
Bilinçaltı Arayışı Karşısında Sanatsal Hüner
Şiiri konu ve kalıp sınırlarından kurtarma çabası, Garip şairlerine başlıca ganimet (kazanç) olarak saflık ile basitliği getirmiştir. Şiirsel güzelliği bu iki nitelikten çıkarma arzusu, şairleri insanı hayatının bütün safhalarında kurcalayan derin bir alemle temasa sevk etmekte, bildiride şiirin en büyük hazinesi olarak nitelendirilen bu alem ise tahteşşuur, yani insanın farkında olmadığı halde davranışlarını etkileyen düşünce ve duyguların bütünü olan bilinçaltıdır. Ayrıca ön söz, saflık ve basitliğin bulunabildiği alanlar arasında çocukluk hatıralarını da saymaktadır. Orhan Veli, ön sözde kendi arzularına en çok yaklaşan sanat cereyanının gerçeküstücülük (İng: "surrealism") olduğunu açıkça belirtmektedir. Yine de ön söz bir dipnotta herhangi bir edebi mektebe bağlı olmadıklarını vurgulamaktadır.
Ön sözde mektubu aktarılan Oktay Rifat da mektep fikrini eleştirmektedir. Oktay Rifat'a göre mektep fikri, zaman içinde bir fasılayı (kesintiyi) ve bir duruşu temsil etmektedir.
Öte yandan Garip bildirisi, ruhi hayatın yazıya dökülmüş faaliyetlerinde şuurun (bilincin) kontrolünün az ya da çok her zaman mevcut olduğunu ileri sürmektedir. Ön söze göre sanat, kendiliğinden gelişen bir otomatizm işi değil, bir cehit (çaba) ve hüner (ustalık) işidir.
/content/69076303-6d20-4b8f-944b-70be77e5299e.jpeg)
Ön söz, yalın bir söyleyişi başarıyla kuran sanatçının basit bir insan sayılmasına karşı çıkmaktadır. Bildiriye göre basitlik ve iptidailik (ilkellik), sanat eserine hakiki güzelliği getiren unsurlardır. Ön söze göre iyi bir sanatkar basitliği ve iptidailiği çok güzel taklit etmektedir. Dilde ve söyleyişte yalınlığı başarıyla kuran bir sanatçıya, "basit adam, iptidai adam" dememek gerekmektedir. Yalın görünen dize, ön söze göre bir hüner ürünüdür.
Örnek Şiirlerde Garip Söyleyişinin İşleyişi
Garip poetikasının kuramsal ilkelerinin dizelerde nasıl işlediğini görmek için hareketin somut şiir metinlerini adım adım çözümlemek gerekmektedir. Şiir dilini konuşma dilinin doğal edası üzerine kuran bu anlayışta sadece yalın kelimelere değil, cümle kuruluşuna da bakılabilir. Bunun bir örneği, Orhan Veli'nin "Anlatamıyorum (Moro Romantico)" başlıklı şiiridir.[14] Lirik, şairin kişisel duygularını içten bir dille anlatan şiir türüdür. Şiirin ilk dokuz dizesi şöyledir:
Ağlasam sesimi duyar mısınız,
Mısralarımda;
Dokunabilir misiniz,
Gözyaşlarıma, ellerinizle?
Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel,
Kelimelerinse kifayetsiz olduğunu
Bu derde düşmeden önce.
Bir yer var, biliyorum;
Her şeyi söylemek mümkün;
Çözümlemenin ilk adımı, şiirin açılışındaki cümle kuruluşunu ve okurla kurulan ilişkiyi incelemektir. Şiir, "Ağlasam sesimi duyar mısınız, / Mısralarımda" dizeleriyle doğrudan okura veya dinleyiciye yönelen bir soruyla başlamaktadır. Ardından konuşan kişi, "Dokunabilir misiniz, / Gözyaşlarıma, ellerinizle?" diye sormaktadır. Bu ikinci soru, işitme duyusunun yanına dokunma duyusunu da eklemektedir. Bu soru kalıpları, konuşan kişinin karşısındakine doğrudan seslendiğini gösteren somut dil işaretleridir.
İkinci adımda, konuşan kişinin yaşadığı içsel değişim ve kelime seçimi ele alınmaktadır. Altıncı dizede geçen "kifayetsiz" sözcüğü, yetersiz anlamına gelmektedir. Şiirin konuşan kişisi, "Bu derde düşmeden önce" şarkıların bu kadar güzel olduğunu, kelimelerin de yetersiz olduğunu bilmediğini söylemekte ve bu yeni farkındalığı bir derde düşmüş olmasına bağlamaktadır. Son adımda şiirin kapanışındaki anlatım düğümü ortaya çıkmaktadır. Konuşan kişi, "Bir yer var, biliyorum" ve "Her şeyi söylemek mümkün" diyerek her şeyin söylenebileceği bir yerin varlığından söz etmektedir. Sonraki dizede "yaklaşmışım, duyuyorum" diye eklemektedir. Fakat şiirin son dizesinde konuşan kişi, "Anlatamıyorum." demektedir. Bu kapanış tek bir kelimeden oluşmaktadır.
Kitabe-i Seng-i Mezar İncelemesi
Bir sonraki örnek, Orhan Veli'nin "Kitabe-i Seng-i Mezar" (Mezar Taşı Yazıtı) şiiridir. Bildiride özellikle anılan nasır ve Süleyman Efendi, bu şiirde geçmektedir. Şiirin incelenecek üç bölümü şöyledir:
I
Hiçbir şeyden çekmedi dünyada
Nasırdan çektiği kadar;
Hatta çirkin yaratıldığından bile
O kadar müteessir değildi.
Kundurası vurmadığı zamanlarda
Anmazdı ama Allahın adını,
Günahkar da sayılmazdı.
Yazık oldu Süleyman Efendi'ye.
II
Mesele falan değildi öyle,
To be or not to be kendisi için;
Bir akşam uyudu;
Uyanmayıverdi.
Yıkandı, namazı kılındı, gömüldü.
Duyarlarsa öldüğünü alacaklılar
Haklarını helal ederler elbet.
Alacağına gelince...
Alacağı yoktu zaten rahmetlinin.
III
Artık ne torbasında ekmek kırıntısı,
Ne matrasında dudaklarının izi;
Çözümlemenin ilk adımında, metindeki eski veya gündelik kelimelerin anlamları ile birinci bölümün kurduğu insan tipi incelenmektedir. Dördüncü dizedeki "müteessir" kelimesi üzüntülü veya kederli, beşinci dizedeki "kundura" kelimesi ise ayakkabı anlamına gelmektedir. Şiir, sıradan bir bedensel sıkıntıyla açılmaktadır. Merkezde nasır vardır. Hatta şiir kişisi, çirkin yaratılmış olmasından bile ayağındaki nasır kadar üzüntü duymamaktadır. Anlatıcı, şiir kişisinin kundurası vurmadığında Allah'ın adını anmadığını, ama günahkar da sayılmadığını söylemektedir. Bölümün son dizesinde anlatıcı, "Yazık oldu Süleyman Efendi'ye." demektedir. Bu dize hem şiir kişisinin adını vermekte hem de anlatıcının kahramana acıyan samimi sesini duyurmaktadır. Ayrıca okur, kahramanın adını ancak bölüm biterken öğrenmektedir.
/content/ee04803e-cc79-418c-a425-fcc49880ef6e.jpeg)
İkinci adımda, şiirin ikinci bölümündeki felsefi karşıtlık, ölümün anlatılışı ve para ilişkileri ele alınmaktadır. Bu bölümde İngilizce "To be or not to be" (olmak ya da olmamak) sözü kullanılmaktadır. Fakat şiir, bu tür büyük varoluş sorularının şiir kişisi için bir mesele olmadığını belirtmektedir. Ölüm, kısa bir anlatımla verilmektedir. Anlatıcı sadece, "Bir akşam uyudu" ve "Uyanmayıverdi" demektedir. Şiir, "Yıkandı, namazı kılındı, gömüldü." diyerek cenaze işlemlerini tek dizede peş peşe sıralamaktadır. Dahası hemen sonra alacaklılardan söz edilmektedir. Alacaklılar onun öldüğünü duyarlarsa haklarını helal edecektir. Rahmetlinin ise zaten kimseden alacağı yoktur. Böylece gündelik para ilişkileri de şiirin konusu olmaktadır. Üçüncü adımda ise şiirin üçüncü bölümündeki gündelik eşyalara geçilmektedir. Buradaki "matra" (matara) kelimesi su kabı demektir. Bölümde torbada artık bulunmayan ekmek kırıntısı ile matrada artık bulunmayan dudak izi anılmaktadır.
Güzel Havalar Şiiri İncelemesi
Gündelik konuşma kalıplarının ve dize tekrarlarının işleyişini gösteren ikinci örnek, Orhan Veli'nin "Güzel Havalar" şiiridir.[13] Şiir, birinci tekil kişinin ağzından konuşma diliyle kurulmuştur. Şiirin metni şöyledir:
Beni bu güzel havalar mahvetti,
Böyle havada istifa ettim
Evkaftaki memuriyetimden.
Tütüne böyle havada alıştım,
Böyle havada aşık oldum;
Eve ekmekle tuz götürmeyi
Böyle havalarda unuttum;
Şiir yazma hastalığım
Hep böyle havalarda nüksetti;
Beni bu güzel havalar mahvetti.
İncelemenin ilk adımında, açılış dizesindeki anlam karşıtlığı ve konuşan kişinin konumu değerlendirilmektedir. Şiir, "Beni bu güzel havalar mahvetti," dizesiyle, yani gündelik bir yakınmayla açılmaktadır. Olumlu bir nitelik taşıyan "güzel havalar" ifadesi ile olumsuz bir yıkımı bildiren "mahvetti" fiili aynı cümlede yan yana durmakta, güzel havanın insanı mutlu etmesi beklenirken burada güzel hava konuşan kişiyi mahvetmektedir. Bu beklenmedik karşıtlık, daha ilk dizeden itibaren mizahi bir okumaya imkan tanımaktadır. İkinci adımda, güzel havanın yol açtığı ardışık gündelik olaylar ve kelimelerin anlam çerçevesi incelenmektedir. Üçüncü dizede geçen "Evkaf" vakıflar idaresini, dokuzuncu dizedeki "nüksetti" fiili ise bir hastalığın yeniden ortaya çıkmasını ifade etmektedir. Konuşan kişi önce Evkaftaki memuriyetinden istifa ettiğini, ardından tütüne alıştığını ve aşık olduğunu sıralamakta, hemen peşinden eve ekmekle tuz götürmeyi unutmak gibi sıradan ev hayatından alınmış somut bir ayrıntıya geçmektedir.
Sekizinci ve dokuzuncu dizelerde konuşan kişinin şiir yazma uğraşı da bu olayların arasına katılmaktadır. Bu dizelerde şiir yazma isteği, "Şiir yazma hastalığım" diye adlandırılmaktadır. Böylece şiirin kendisi bile, nükseden bir rahatsızlık gibi gündelik anlatımın konusu olmaktadır. İstifa, tütün, aşk, ekmek ve şiir aynı sıranın içinde yan yana durmaktadır.
Üçüncü adımda, şiirin tekrarlarla nasıl kurulduğu ortaya çıkmaktadır. Ardışık olaylar anlatılırken "Böyle havada" ve "Böyle havalarda" ifadeleri peş peşe tekrarlanmaktadır. Ayrıca son dizede konuşan kişi, "Beni bu güzel havalar mahvetti." diyerek açılış cümlesini bu kez noktayla kapatıp aynen yinelemektedir. Bu tekrarlar, şiirin kuruluşunda işlev görmektedir.
/content/85ea1dfc-6225-42e9-8f5f-2f4ceb20b1b4.jpeg)
Bildirinin Sınırları Üzerine Öz Değerlendirme
Staudt, Garip şairlerinin eleştirel yazıları ile şiir uygulamalarının zaman zaman çeliştiğini, 1941 tarihli ön sözü bütün şiirlerin değişmez tarifi saymanın da doğru olmadığını belirtmektedir. Örneğin bildiride anlamın beş duyudan çok zihne hitap ettiği savunulmaktadır. Oysa "Anlatamıyorum" şiirinde sesin duyulması ve gözyaşlarına ellerle dokunulması gibi doğrudan duyusal seslenişler merkeze yerleşmektedir. Bu durum, bildirideki ilke ile bu şiirdeki seslenme biçimi arasındaki bir ayrılığa örnek gösterilebilir.
Orhan Veli, Garip kitabının yeniden basımı için Nisan 1945 tarihinde İstanbul'da "Garip İçin" başlıklı bir yazı kaleme almış ve şiirdeki garip mefhumu üzerine bugün bir yazı yazmaya kalksa herhalde aynı şeyleri yazmayacağını söylemiştir.[11] Bu yazı, 1941 ön sözünden dört yıl sonra tarihlenmiştir. Şair, "Garip İçin" metninde kitaptaki kusurları başkalarından çok kendisinin bildiğini de dile getirmiş ve ferdin (bireyin) ruhi hayatının cemiyetten (toplumdan) büsbütün ayrı bir hadise olduğunu ileri sürmediğini de belirtmiştir.
1941 bildirisi ile şiir uygulamaları ve 1945 öz değerlendirmesi arasındaki farklar üç temel noktada somutlaşmaktadır.
- Birincisi, kuramsal bildiri ile şiir uygulaması arasındaki ilişkidir. 1941 ön sözünde anlamın zihne hitap ettiği savunulmuştur. Staudt'a göre şairlerin şiir uygulamaları ise eleştirel yazılarıyla zaman zaman çelişmiştir.
- İkincisi, bildirinin tarihsel geçerlilik sınırıdır. Nisan 1945 tarihli "Garip İçin" yazısında Orhan Veli, bugün herhalde aynı şeyleri yazmayacağını söylemiştir.
- Üçüncüsü, birey ile toplum arasındaki bağdır. Orhan Veli, bireyin ruhsal hayatının toplumdan büsbütün ayrı bir olay olduğunu ileri sürmediğini belirtmiştir.
Orhan Veli, ön sözün bir dipnotunda herhangi bir edebi mektebe bağlı olmadıklarını belirtmiştir. Oktay Rifat da mektep fikrini zaman içinde bir duruş diye eleştirmiştir.
Sonuç
Garip akımı, Orhan Veli Kanık, Oktay Rifat Horozcu ve Melih Cevdet Anday'ın yalınlığı ve gündelik konuşma dilini öne çıkardığı bir şiir hareketidir. Ön söz, yeni şiirin ekalliyeti teşkil eden sınıfın değil, yaşama hakkını mücadeleyle kazanan insanların zevkine dayanmasını istemektedir.
Bununla birlikte Halman'a göre Garip, serbest nazmın ilk icadı değildir. Staudt'a göre de bildiri bütün şiirlerin değişmez tarifi değildir. Halman'a göre Oktay Rifat yeni gerçeküstücülüğe, Melih Cevdet Anday ise açık bir felsefi sorgulamaya yönelmiştir. "Kitabe-i Seng-i Mezar" şiirinde ise nasır, vuran kundura ve matrada artık bulunmayan dudak izi anılmaktadır.[12]
Bu makale üzerine konuşmaya devam et
Topluluk sohbetine katıl, yorum bırak veya ayrıntılı bir soru sor.
- Muhteşem!0

- Tebrikler!0

- Bilim Budur!0

- Mmm... Çok sapyoseksüel!0

- Güldürdü0

- İnanılmaz0

- Umut Verici!0

- Merak Uyandırıcı!0

- Üzücü!0

- Grrr... *@$#0

- İğrenç!0

- Korkutucu!0

- ^abBotalić, M. ve Srabović, S.. Poetika Turskog Književnog Pokreta "Prvi Novi" [Poetics Of Turkish Literary "First New Movement"]. Gradovrh, 16, 73-80. Matica Hrvatska Tuzla. İngilizce Özet. (1 Ocak 2020). Alındığı Tarih: 7 Kasım 2026. Alındığı Yer: CEEOL | Arşiv Bağlantısı
- ^abWade, S. ve Murad, E. (çeviri ve giriş); Pritchard, D. E.. (2015, 8 Kasım). Garip: A Turkish Poetry Manifesto (1941). The Critical Flame, 39. Alındığı Tarih: 7 Kasım 2026. Alındığı Yer: The Critical Flame | Arşiv Bağlantısı
- ^abStaudt, K.. “Move Forward And Ascend!” Temporality And The Politics Of Form In Turkish Modernist Literature. Modernism/Modernity Print Plus, 8(4). Johns Hopkins University Press. (1 Ocak 2024). Alındığı Tarih: 7 Kasım 2026. Alındığı Yer: Modernism/modernity Print Plus | Arşiv Bağlantısı
- ^abHalman, T. S.. Turkic Literature: Postclassical Period. Humanities Institute, Ders Materyali. Alındığı Tarih: 7 Kasım 2026. Alındığı Yer: Humanities Institute | Arşiv Bağlantısı
- ^abLyrikline. Orhan Veli. Haus Für Poesie, Şair Profili; İngilizce Biyografi Ve Eser Listesi. Alındığı Tarih: 7 Kasım 2026. Alındığı Yer: Lyrikline | Arşiv Bağlantısı
- ^abLyrikline. Oktay Rifat: Author - About. “Emine” Şiirinin Şair Profili. Haus Für Poesie; İngilizce Biyografi. Alındığı Tarih: 7 Kasım 2026. Alındığı Yer: Lyrikline | Arşiv Bağlantısı
- ^abTürkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı. Anday, Melih Cevdet. İngilizce Yazar Biyografisi. Alındığı Tarih: 7 Kasım 2026. Alındığı Yer: Kültür ve Turizm Bakanlığı - English | Arşiv Bağlantısı
- ^Poetry Foundation. Free Verse. Glossary Of Poetic Terms. Alındığı Tarih: 7 Kasım 2026. Alındığı Yer: Poetry Foundation | Arşiv Bağlantısı
- ^Poetry Foundation. Imagery. Glossary Of Poetic Terms. Alındığı Tarih: 7 Kasım 2026. Alındığı Yer: Poetry Foundation | Arşiv Bağlantısı
- ^Kanık, O. V.. Garip [Ilk Baskı Için Ön Söz]. Garip Içinde (S. 53-67). H. E. Bağce (Yayın Yönetmeni). İstanbul: Okur Yazar Derneği Yayınları, 16. Isbn: 978-605-70687-5-0. (1 Ocak 2021). Alındığı Tarih: 7 Kasım 2026. Alındığı Yer: Okur Yazar Derneği Yayınları | Arşiv Bağlantısı
- ^abKanık, O. V.. Garip İçin. Bütün Şiirleri Içinde (3. Basım, S. 3-5). İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları. Isbn: 978-625-405-225-5. (1 Ocak 2022). Alındığı Tarih: 7 Kasım 2026. Alındığı Yer: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları | Arşiv Bağlantısı
- ^Kanık, O. V.. Kitabe-I Seng-I Mezar. Vikikaynak, Özgün Şiir Metni; Okur Yazar Derneği’nin Garip Baskısı (2021), S. 27-29 Ile Karşılaştırılmıştır. Alındığı Tarih: 7 Kasım 2026. Alındığı Yer: Vikikaynak | Arşiv Bağlantısı
- ^Kanık, O. V.. Güzel Havalar. Lyrikline / Haus Für Poesie, Yapı Kredi Yayınları Tarafından Sunulan Türkçe Şiir Metni; Okur Yazar Derneği’nin Garip Baskısı (2021), S. 39 Ile Karşılaştırılmıştır. Alındığı Tarih: 7 Kasım 2026. Alındığı Yer: Lyrikline | Arşiv Bağlantısı
- ^Kanık, O. V.. Anlatamıyorum (Moro Romantico). Lyrikline / Haus Für Poesie, Yapı Kredi Yayınları Tarafından Sunulan Türkçe Şiir Metni; Okur Yazar Derneği’nin Garip Baskısı (2021), S. 42 Ile Karşılaştırılmıştır. Alındığı Tarih: 7 Kasım 2026. Alındığı Yer: Lyrikline | Arşiv Bağlantısı
Evrim Ağacı'na her ay sadece 1 kahve ısmarlayarak destek olmak ister misin?
Şu iki siteden biriyle hemen destek olabilirsin:
kreosus.com/evrimagaci | patreon.com/evrimagaci
Çıktı Bilgisi: Bu sayfa, Evrim Ağacı yazdırma aracıyla 08.11.2026 19:49:35 tarihinde oluşturuldu. Evrim Ağacı'ndaki içerikleri birden fazla editör sürekli gözden geçiriyor, güncelliyor ve geliştiriyor. Bu çıktıdan sonraki güncellemeleri görmek ve içeriğin en güncel hâlini okumak için şu adrese git: evrimagaci.org/s/24120
İçerik Kullanım İzinleri: Evrim Ağacı'ndaki yazılı içerikler orijinallerine hiçbir şekilde dokunulmadığı sürece izin alınmaksızın paylaşılabilir, kopyalanabilir, yapıştırılabilir, çoğaltılabilir, basılabilir, dağıtılabilir, yayılabilir, alıntılanabilir. Ancak bu içeriklerin hiçbiri izin alınmaksızın değiştirilemez ve değiştirilmiş hâlleri Evrim Ağacı'na aitmiş gibi sunulamaz. Benzer şekilde, içeriklerin hiçbiri, söz konusu içeriğin açıkça belirtilmiş yazarlarından ve Evrim Ağacı'ndan başkasına aitmiş gibi sunulamaz.